09 04 2011

Tatminkarlaştıramadıklarımızdan mısınız?

Eliza Doolittle  Tatminkarlaştıramadıklarımızdan mısınız?

09.04.2011




Geçtiğimiz hafta biraz iş yoğunluğundan uzaklaşmak, biraz baharı bol güneşli bir diyarda karşılamak, biraz da uzun zamandır merak ettiğimiz Endülüs Emevi kültürünü yakından gözlemlemek için, eşimle Güney İspanya’ya gittik.

Avrupa’da yaşamanın en büyük lükslerinden biri, Avrupa içinde, vizesiz, dolayısıyla tasasız, iç hatlardan uçarak, zaman ve maliyet açısından da oldukça hesaplı bir şekilde farklı ülkelere seyahat edebilmek...

Biz de Malaga’ya uçup, oradan bir araba kiraladık. İspanya’da kiralanan araçlar aslında çaktırmadan ya legodan yapılıyor, ya da birileri bizleri kendi yurdumuzda fena halde kazıklıyor. Yakıt açısından da tasarruflu dizel arabanın koskoca bir haftalık kira bedeli, son iş gezimde İstanbul’da yalnızca hafta sonu için kiraladığımdan çok daha ucuza geldi. Neyse...

Arabalı olmanın mobilite lüksüne, navigasyon cihazının (nerede eski telaşla harita karıştırmalar azizim?) rahatlığını katıp, 1200 kilometreyi aşkın yol yaptık, yediden fazla şehir ve kasaba gördük. 

İçlerinde bizi en çok, mimarisi, iklimi, capcanlı meydanları, sıcacık güneşi ve güleryüzlü insanlarıyla, Sevilla ve Granada çarptı.

Ufak tabaklarda sundukları çeşitli yemekler (tapas) çok leziz, tazecik meyvelerle tatlandırılmış aromatik içkiler (sangria) çok ferahlatıcı, Akdeniz mutfağı damak tadımıza pek uygun, üstüne üstlük birçok şey fena halde de ucuz olduğundan; birazcık daha kalsaydık, obezite yolunda hızla ilerleyip, meşhur İspanyol boğalarına dönecektik.

Gerçi sonradan, muhterem Sağlık Bakanımızın obeziteyle savaşma yolunda en son geliştirdiği muhteşem çözümden haberdar olup; bizi bir yerlerde görür de maazallah “şişkoo şişkooo” diye bağırır falan diye tırsarak, en azından günlük öğün sayımızı azaltmaya çalıştık! 



Sevilla’daki Alcazar Sarayı, minare olarak 1200’lü yıllarda inşa edilip sonradan çan kulesine dönüştürülmüş Giralda, Cordoba’daki “El Mezguita” (Kurtuba Camii), Granada’daki Alhamra Sarayı inanılmaz güzeldi.

Emevi mirasını yüzlerce yıldır böyle özenle korumuş olmaları, yollar boyu kilometrekarelerce uzanan zeytin bağları, güneşe yüzünü dönmek dışındaki hiçbir şey umurunda olmayan ayçiçekleri misali, her saat sokakları cıvıl cıvıl dolduran şehir sakinleri etkileyiciydi. 

Tipleri, umursamazca, sokaklarda çitledikleri çekirdekleri, yemekleriyle bize bizim kültürümüzü anımsatması ve avlulardan taşan coşkulu flamenko müzikleri, eğlenceliydi.

Bir de bahar mevsiminde, havadaki buram buram, baygın hanımeli-yasemin kokularına, neredeyse her caddede sıralanan, turuncu turuncu parlayan neşeli portakal ağaçlarının büyülü görselliği  de katılınca; bu tatil bizi mest, hatta son haftanın popüler deyişiyle, fena halde “tatmin etti”!..

YGS skandalının ardından, ÖSYM Başkanı Ali Demir ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün peşi sıra, devlet erkanımız,  bol keseden “tatmin” içeren, ancak vatandaşların büyük kısmını, özellikle de sınavda ter döken 1.7 milyon öğrenciyi ve ailelerini büyük olasılıkla zinhar tatmin etmeyen açıklamalar yapmaya devam etmekteler. 

Cümlemizin lise matematik bilgilerini bir temiz anımsadığı bu hafta, çembersel mod hesaplarını, istatistiksel parametreleri, sınavda şifre olasılıklarını, çeşitli medya gruplarının, tarafları ne olursa olsun, yaratacakları etkiyi hiç düşünmeyen kesin hükümlerle, “şifre vardır, şifre yoktur” diye birbirlerine girmelerini, basında yeterince okuduk. 

Hala da, bunca siyasallaştırılan bir durumun, çelişen ve bir türlü tam ne söylendiği belli olmayan açıklamalar nedeniyle, asla kabul edilemez hukuk-dışı bir yolsuzluk olup olmadığını; olayın acemice bir teknik hatadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını, tam olarak bilmiyoruz. 

Tek bildiğimiz, hukuken, bilgi edinme hakkına sahip sade vatandaşların dışında, bu sınavla hayatları birebir etkilenecek; kasıtlı veya kasıtsız, ama sonuçta ciddi boyutlu bir haksızlığa uğratılmış olan milyonlarca insanın varlığı. 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın konuya ilişkin başlattığı inceleme henüz sonuçlanmadı.  Durum böyleyken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan Yardımcısı’nın ve Milli Eğitim Bakanı’nın, süratle yaptıkları  açıklamalarda, ÖSYM başkanının çelişkili açıklamasından “tatmin olduklarını” vurgulamaları, demokratik hukuk devleti ilkelerine yakışır mı? 

Bu tutumlar, size de, salt kendi görüşlerini teminat olarak gösteren ilkel toplumların liderlerini  çağrıştırmıyor mu? Ya da, rasyonel hiçbir temeli olmadan, fanatikçe tuttuğu futbol takımını cansiperane savunan bir holiganı?

Peki ya siz? Siz ne kadar tatmin oldunuz? 

 

9
0
0
Yorum Yaz