19 06 2007

"Şiirin Yazma"nın Güçlüğü Üzerine Bir Deneme/ Ali ŞAHİN

"Şiirin Yazma"nın Güçlüğü Üzerine Bir Deneme/ Ali ŞAHİN Kategori: Deneme     "Heykel" demiş, Başkan Melih Ulus'taki "büst"üne.  Güvercinler yiyip- içip konuyorlar üstüne"   13- 18 Kasım 2005 arası Ankara'dayım..."ve Ankara'da ilk şiirimi de yazdım..." diyorum bir dosta... "Çok iyi  ama bence şiire fazla dalma..." diyor. "Ulus'taki Atatürk Anıtı'nın orda, birilerinin deyişiyle "Heykel"in orda güvercin yemleme yeri yapmışlar, yem satıcıları ve atıcıları var, ben yeni gördüm ve de yadırgadım. ",  "Yok hocam, ilk ve son belki de ..." , "Gördüğüm manzara karşısında  esin geldi aslında; yalnızca  "konmuyorlar" başka işler de yapıyorlar güvercinler..." diyorum. "Şiir yazanı oyalıyor ve fazla da önemsenmiyor gibi gelir bana... çok gençken tutturursan ne ala... Melih Gökçek inadına Ali Şahin şair oldu derim sonra... diye takılıyor. 13 Kasım 2005 Pazar günü uzunca sayılabilecek bir otobüs yolculuğundan sonra Aşti'de inip Ankara'da okuyan kızım ve bir arkadaşı ile birlikte bir pastanede biraz nefes alıp bir-iki çaydan ve azıcık bir şeyler atıştırdıktan  sonra kendimize geliyoruz.... Onlar fazla kalmıyorlar dershaneye gitmek üzere ayrılıyorlar, eşimle ben bizi karşılayanları uğurlayıp biraz daha soluklanıyor ve Ankaray'a doğru yola çıkıyoruz az sonra. Taşralılığı belli ediyoruz, biraz ağır davranmadan mı, nedense 2 kişi 3 biletle ancak geçiyoruz, bariyerleri... Neyse bir önceki gelişimizde olduğu gibi  Metro'ya Ulus yönünde aktarma işinde olsun yanlış yöne gitmeden  biletsiz  geçişi gerçekleştiriyoruz bu kez... Kalabalıkta bir genç yer veriyor eşime, "oh!... diyorum, bana yer veren olmadı bu kez, kızların "emmi" demesine alışamadım henüz...  Ulus'a geliyoruz, sırtımızda küçük de olsa birer çanta olduğundan İLKSAN Öğretmenevi'ne giden en kestirme yolu seçmek üzere çevreye bakınıyorum. "İstiklal Caddesi, 19 Mayıs, Gençlik Parkı... derken araştırıyoru... Devamı

19 06 2007

Çağdaş Türk Şiiri'ne Giriş 2/ Memet Fuat

Çağdaş Türk Şiiri'ne Giriş 2/ Memet Fuat Kategori: inceleme İki akım arasındaki gene çok önemli başka bir benzemezlik de şudur: Ercümend Behzad ile Mümtaz Zeki Taşkın Batı şiirinden etkiler alırken ulusal havadan uzaklara düşmüşler, uluslararası bir şiirin çerçevesine girmişlerdi. Nâzım Hikmet de Serbest nazım döneminde yazdıklarında ulusallıktan özellikle kaçındı. Gerçi o döneminde de şiir geleneğimizden yararlandığı bir gerçektir, ama bağlandığı dünya görüşünün etkisiyle, şiirini uluslarüstü kılmak özlemini duyuyordu. Kişilerine yabancı adlar taktı, onları bir ülkenin insanı olmaktan kurtarıp uluslarüstü insanlar durumuna getirmek istedi. Çeşitli ulusların işçileri kendi ülkelerinin sömürücü sınıflarından çok birbirlerine yakınlık duyduklarına göre, uluslararası örgütlerde birleşip dünya çapında bir kavgayı yürüttüklerine göre, sanatta da ulusal bağlardan kurtulunmalıydı. Nâzım Hikmet bu görüşün Marx'çı açıdan da yanlış olduğunu, insanın içinde bulunduğu toplumla birlikte, toplumsal ilişkilerinden soyutlanmadan ele alınması gerektiğini, 1940'lara doğru anladı. Serbest nazım akımı döneminde yazdıklarını sonradan bu yönden de açık açık eleştirdi. Garip akımı ise şiir geleneklerimizden yararlanmadı. Uzak Doğu'dan gelen yabancı bir şiir anlayışının etkisinde kaldı, ama bizim toplumumuzun emekçilere çok yakın duran küçük kentsoylu kesimlerinden insanları anlattı. Böylece ulusal bir şiire yöneldi. İnsanlığın geleceği üzerine düşünceler üretmedikleri, birtakım özlemler çekmedikleri için, ya da bu gibi özlemlerini şiirlerine yansıtmadıktan için. Garip şairlerinin ulusçuluk-insancılık sorununda bir savrulmaları olmadı. Bu iki akım arasında hiç benzemeyen bir yön de şudur: Serbest nazım öyküyle, hatta romanla yakın bir ilişkiye girmiş, Garip'çiler ise buna hiç yanaşmamış, şiiri öbür sanatlardan soyutlamayı bir ilke olarak benimsemişlerdir.   1949'da, "Yaprak" dergisinde, Orhan Veli de, arkadaşları da iyice değişmişlerdi. Yalnızca... Devamı

19 06 2007

Tahir'le Zühre Meselesi / Nazım Hikmet

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak dahattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,bütün iş Tahirle Zühre olabilmekteyani yürekte. Meselâ bir barikatta dövüşerekmeselâ kuzey kutbunu keşfe giderkenmeselâ denerken damarlarında bir serumuölmek ayıp olur mu? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak dahattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Seversin dünyayı doludizginama o bunun farkında değildirayrılmak istemezsin dünyadanama o senden ayrılacakyani sen elmayı seviyorsun diyeelmanın da seni sevmesi şart mı?Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artıkyahut hiç sevmeseydiTahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak dahattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Nazım HİKMET Devamı

19 06 2007

Yalçın Küçük... Deli mi dahi mi?/ Ayşe ARMAN / Kategori: Soylesi

Kategori: Soylesi Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  Yalçın Küçük... Deli mi dahi mi?/ Ayşe ARMAN   Bir bu eksikti! Kendimi Alman asıllı zannederken, Profesör Yalçın Küçük'ün karşısında İbrani asıllı çıktım. Zaten ona göre bu ülkede o kadar çok kişi İbrani asıllı ki, neredeyse soruyu değiştirip, ``Kim değil ki hocam!’’ diye sormak icap ediyor. Türkiye'de bu tartışma onun sayesinde çıktı. Sabetaistler konusundaki tezleri, ortalığı darmaduman etti. Yalçın Küçük«ün sivri çıkışları yeni değil. Ben dünyada yokken bile, o öyleymiş! Türkiye İşçi Partisi«nin sıkı Marksist üyelerinden. Aydın üzerine yazdığı tezler de ortalığı karıştırmış. Abdullah Öcalan«la ilişkisi epey rüzgar çıkardı, bakın ben ona yetiştim, ortalıkta binbir rivayet dolaştı, hapislerde yattı. Fransa«lara taşındı. Sonunda tekrar kürkçü dükkanına döndü ama kendi ifadesiyle hiçbir zaman devrimci niteliğinden ödün vermedi. Kendi içinde tutarlı olduğunu söylüyor ama anlattıkları ortalığı karıştırmaya yetiyor. Kimler için neler neler söylemiyor ki. Bu onun en önemli özelliği. Belki, bu yüzden kitapları çok satıyor. Kendisini biraz fazla önemsiyor. Ama bunu da size müthiş bir tevazuyla iletiyor. Çünkü o bu toplumun gözü, esteti olduğuna inanıyor. Yani insanları üzüyor olabilir ama niyeti asla bu değil! O, doğrunun peşinde. Ben de röportajın iyi olmasının peşindeyim. Dolayısıyla, bu röportajda adı geçenlere en başından hatırlatmak isterim ki, ben dinleyenim. Hayretlere düşen ve aktaranım. Tamam mı? Konuşan Yalçın Küçük. Hatta çok konuşan. O yüzden bu röportaj birkaç gün sürecek. İyi okumalar... Siz takıntılı biri misiniz? - Bu sözcüğü bilmiyorum. Nedir takıntılı? Tutturuk... Obsesif... - Kafamdaki bütün sorulara cevap bul... Devamı

19 06 2007

BİRKAÇ SATIRDA 90 YIL: MİHRİ BELLİ

BİRKAÇ SATIRDA 90 YIL: MİHRİ BELLİ Kategori: Biyografi Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları   YOLDAŞIM MİHRİ BELLİ   Mihri Belli-Sevim Belli arasında, bir ilişkinin en "has" hali var, aynı mücadeleyi sürdürmek. İkisi de sosyalist, ikisi de enternasyonalist. Mihri Belli Yunanistan İç Savaşı'na katıldı, Sevim Belli, bağımsızlık sonrası Cezayir'de doktorluk yaptı. Mihri Belli bugün 90 yaşında ve işte eşinin ağzından 90 yılın öyküsü... Hazırlayan: Berat Günçıkan   Fotoğraf: UĞUR DEMİR   BİRKAÇ SATIRDA 90 YIL   1 Mart Mihri Belli'nin doğum günü. Geride bıraktığı 90 yılı bir çırpıda özetlemek ne mümkün? Cezaevleri, darbeler, suikastlar, evlilik, babalık, ama ille de mücadele. 1 Mart Çarşamba günü Yeni Melek'te 20.00-22.30 arası dostları, yol arkadaşları Belli'nin bu mücadelesini selamlayacaklar... İşte eşi Sevim Belli, dostları Akın Birdal ve Eşber Yağmurdereli'nin kaleminden Mihri Belli...  Mihri Belli Sevim-Mihri ve Emre Belli (1967, Bodrum)   Hazırlayan: Berat Günçıkan Kısaca tanımlarsak, Mihri Belli inanmış bir Marksist, dürüst ve fedakâr bir insandır; bilinçli bir Türkiye yurtseveridir. İnanmışlığı Marksist olmanın tüm unsurlarını , bu arada hümanizmayı ve enternasyonalizmi içerir, elbette. Mihri Belli yurt ve insan sevgisinden yola çıkarak büyük insanlığın emeğinin ürünlerini gasp eden dünya emperyalist kapitalizmine ve her türlü sömürüye duyduğu tepkiyle, Marksizme gelmiştir ve bunun bilinçli, dolayısıyla sağlam bir geliş olduğu inancındadır. Kişiliğindeki bu gelişme sürecini pek çoklarının gözlerini kamaştıran ABD topraklarında perçinledi, sömürülenlerin ve ezilenlerin safında yer alarak ilk örgütlü politik çalışmaya 1937 yılın... Devamı

19 06 2007

O Analar, O Anılar, O Yıllar

O Analar, O Anılar, O Yıllar Kategori: Haber Anasayfa   Rıfat Ilgaz Arşivi   Taşköprü'den Bakış    Kastamonu Net (Blogcu)    Şiir Sayfası   Öykü    Sinema   Atatürk  Edebiyat   Roman Yazıları  ** Adamın biri bir inek çalar.. Ancak birkaç gün geçince pişman olur, Hacı Bektaş Veli 'ye varıp ineği bağışlamak ister... - Çaldım, ama pişman oldum, inek sizin olsun!.. Hacı Bektaş kabul etmez: - Olmaz!.. Adam bunun üzerine Mevlana 'ya gider... - Çaldım, der, ama pişman oldum, bağışlamak istiyorum... Mevlana bağışı kabul eder... Adam: - Peki, der, sen kabul ettin, Hacı Bektaş 'olmaz' diye geri çevirdi, aranızdaki fark ne?.. Mevlana: - Biz kargayız, Hacı Bektaş şahindir; biz 'eyvallah' desek de o 'hayır' diyebilir... Adam ineği Mevlevi dergâhına bıraktıktan sonra Hacı Bektaş'a gidip konuşur: - Sen beni reddettin; ama, Mevlana ineği kabul etti, bunun sebebi nedir?. Hacı Bektaş incelik gösterir: - Bizim gönlümüz su birikintisi ise, Mevlana'nınki derya gibidir. Bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir; ama, onun engin gönlü kirlenmeyebilir. Belki bu nedenle senin bağışını reddetmemiştir. **   O Analar, O Anılar, O Yıllar Prof. Dr. SEBATİ ÖZDEMİR Bu şiiri için Sayın Yılmaz Odabaşı 'nı saygıyla selamlıyorum. ''bir kahvenin telvesinde buğulanırda zaman analar bize seslenirdi taş avlulardan koşarak gelirdik... koşarak ağrıyan, yoksul çocukluklardan türküler, maniler duyulurdu, daracık sofalardan 'yara benden ok senden yara benden ne sende ok tükenir ne acı yara benden...' o analar, o anılar, o yıllar yaşardılar analar mağrur mabetler gibi, susardılar eyvanlarda, serin yaz geceleri kurutulmuş patlıcanları tokuştururdu rüzgâr. bir kahvenin telvesinde buğulanırdı zaman analar bize seslenirdi taş avlulardan koşarak gelirdi... Devamı

19 06 2007

İzmir'in İçinde Amerikan Neferi/ Şükran KURDAKUL

İzmir'in İçinde Amerikan Neferi/ Şükran KURDAKUL Kategori: Siir   İZMİRİN İÇİNDE AMERİKAN NEFERİ    İzmirin içinde Amerikan neferi Nereye baksam Cemseler mi, cipler mi, arabalar mı Bu mu benim Güzelyalım, Bu mu benim Karslyakam. Bre dostlar gönlünüze sığar mı, İzmirin içinde Amerikan neferi Yiğit olan evinde durmaz gayri.   Bir deniz ansıyorum, bizim körfezin denizi. Özgür alabildiğine özgür ve zeybek Bir adam görüyorum Harmandalı Çok adam görüyorum kavgada Elleri yukarı, başları yukarı Yaprak mı dökülmüş İzmirin kavağında.   İzmirin içinde Amerikan neferi Anaa kordonda geziyor, bayrak yırtıyor. Anaa, yargılanmıyor adam öldürdüğü halde. Bre dostlar elimiz böğrümüzde kalıyor Nerede redd-i ilhak, Hasan Tahsin nerede? İzmirin içinde Amerikan neferi Yiğit olan evinde durmaz gayri.   Şükran KURDAKUL SAYI 107 Bu sayımızda yer alan yazarlarımız ve yazıları. ŞÜKRAN KURDAKUL'UN ANISINA SAYGIŞükran Kurdakul, Ahmet Miskioğlu, Tansu Bele, İsmet Kemal Karadayı, Nusret Karaca, Mustafa Yılmaz ŞÜKRAN KURDAKUL'UN YAPITLARI DERGİ Ataç dergisi (30 sayı) Eylem dergisi (34 sayı) ŞİİR Tomurcuk Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri Giderayak Nice Kaygılardan Sonra İzmir'in İçinde Amerikan Neferi Halk Orduları Acılar Dönemi Bir Yürekten Bir Yaşamdan Ökselerin Yöresinde Ölümsüzlerle İhtiyar Yüzyıla Şiirler Boşuna Belimdeki Anahtar Işığım Kilitlenmez Ki Benim (Seçme Şiirler) ÖYKÜ Tanığın Biri Beyaz Yakalılar Kurtuluştan Sonra Onların Çocukları Öyküler (Seçmeler) DERLEME İçe Kapanış (Charles Baudelaire) İNCELEME Şairler ve Yazarlar Sözlüğü Sosyalist Açıdan Türk-İş Yargılanıyor (Şaban Yıldız'la birlikte) Çağdaş Türk Edebiyatı (4 Cilt) Namık Kemal (Yaşamı, Sanatçı Kişiliği, Romancılığı) Nazım'ın Bilinmeyen Mektupları Nazım'dan Armağan (K. Coşkun, Ö. Yağcı ile) Nazım, Dünya ve Biz: Nazım Hikmet Şiirinde Belirgin Temalar (Sennur Se/cr'lc) EDEBİYAT YAZILARI Şairce Düş... Devamı

18 06 2007

PARTİLER VE SEÇİM

PARTİLER VE SEÇİM (Demokrasi mi, oligarşi mi?)                                                                                    Hâmi KARSLI                                                                             Emekli Yazın Öğretmeni        Demokrasi, en basit tanımıyla, toplumsal bağlayıcılığı olan kararların, o kararlara uyması beklenen ya da zorlanan kişilerin iradesini yansıtacak biçimde oluşturulduğu bir yönetim şeklidir.       Halkın yönetimsel kararları, halk oylaması yoluyla bizzat belirlemesine doğrudan demokrasi, seçtiği temsilciler yoluyla belirlemesine de temsili demokrasi denir.       Ülkemizdeki demokrasi, görünüşte temsili bir demokrasi dir.  *       Anayasamızın 68. maddesine göre, “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olan partiler” demokrasiyi nasıl algılıyorlar ve nasıl uyguluyorlar? Bu soruya verilecek yanıt ülkemizdeki demokratik siyasi  yaşamın da göstergesi olacaktır.       2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun  3. maddesine göre “Siyasi partiler, Anayasa... Devamı