20 12 2010

Kılıçdaroğlu "Yenilik" ve "Özgürlük" Dedi, "Kürt" Demedi

Kılıçdaroğlu "Yenilik" ve "Özgürlük" Dedi, "Kürt" Demedi CHP lideri Kılıçdaroğlu, kurultay konuşmasında "Kürt" kelimesini kullanmadı, "Güneydoğu sorunu" dedi. İnsan temelinde siyaset yapacaklarını söyledi; "Sorunu toplumsal uzlaşma ve kardeşlikle çözeceğiz" diye konuştu.   Ankara - BİA Haber Merkezi 19 Aralık 2010, Pazar     BU HABERİN UZANTILARI   CHP'de Seçim Sonuçlarına Kadın Kotası İtirazı       Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin 15. Olağanüstü Kurultayı'nda yaptığı ve 1,5 saat süren konuşmasında, her kesimden partisine destek istedi, iktidara gelmeleri halinde yapacaklarını anlattı, parti içi demokrasi sözü verdi. Kılıçdaroğlu, "Kürt sorunu" yerine "Güneydoğu sorunu" dedi; "Fırat'ın doğusu da, batısı da bizim. Berivan'da bizim, Hakan da bizim. Rojin de bizim Agop da bizim. Ferhat ile Şirin de bizim, Mem-u Zin de bizim" diye konuştu. İnsan temelinde siyaset yapacaklarını söyleyen Kılıçdaroğlu, "Sorunu toplumsal uzlaşma ve kardeşlikle çözeceğiz. Çözümünü bir parçası olmak istiyorsanız CHP çatısı altına gelin. Bu çatı özgürlük çatısı olacaktır. Demokrasi, özgürlük, hoşgörü burada olacaktır. Tümünüzü kucaklamaya hazırız" dedi. "Devrimci gelenekten gelen CHP'liler" Kendisini dinleyenlere "Değerli yol arkadaşlarım, yoldaşlarım, devrimci gelenekten gelen, halk için çaba harcayan değerli CHP'liler" diye seslenen Kılıçdaroğlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: ... Devamı

20 12 2010

CHP’de ikinci seçim skandalı sancısı

CHP’de ikinci seçim skandalı sancısı CHP’nin 15. Olağanüstü Kurultayı, Kemal Kılıçdaroğlu’na parti içinde iktidarı getirdi, ancak, parti tüzüğüne uygun liste oluşturmak konusundaki teknik bir hata nedeniyle, Kılıçdaroğlu’nun, Deniz Baykal ve Önder Sav karşısındaki konumu açısından önem atfedilen Gürsel Tekin’in Parti Meclis (PM) üyeliği tehlikede. Yüzde 25 olan kadın kotasının... CHP’nin 15. Olağanüstü Kurultayı, Kemal Kılıçdaroğlu’na parti içinde iktidarı getirdi, ancak, parti tüzüğüne uygun liste oluşturmak konusundaki teknik bir hata nedeniyle, Kılıçdaroğlu’nun, Deniz Baykal ve Önder Sav karşısındaki konumu açısından önem atfedilen Gürsel Tekin’in Parti Meclis (PM) üyeliği tehlikede. Yüzde 25 olan kadın kotasının, 68 kişilik blok listede ve 12 üyenin seçildiği 18 kişilik Bilim Yönetim ve Kültür Platformu listesinde ayrı ayrı uygulanması gerektiği iddiasıyla itirazda bulundu. En az olan iki PM üyesinden biri olan Gürsel Tekin’in düşmesi gündemde. Mitinglere katılarak halktan “Hayır” oyu isteyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da, anayasa referandumda, seçmen kaydı bulunmadığı için oy kullanamamıştı. SONUÇLARA İTİRAZ EDİLDİ CHP Kurultayı’nda Parti Meclisi seçimleri sonuçlarına Önder Sav’a yakın olduğu belirtilen delegeler “kadın kotası” nedeniyle itiraz etti. İtirazın kabul edilmesi durumunda en az oy alan 2 isim olan Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu’nun PM üyeliği düşebilir. CHP tüzüğünün 54. Maddesinde “Seçimler için hazırlanan oy pusulalarına her organın adayları ayrı ayrı olarak yazılır. Parti Meclisi’nin (12) asil üyesi B... Devamı

18 12 2010

Sıcak Havalar ve

FİLİZ GAZİ'DEN Sıcak Havalar ve "Örtünmeye Zorlanan" Kadınlar Erkeklerin don paça hali, kadınların ise usturuplu giyinme zorunluluklarının açıklaması, sıcak havaların kadınlara "kadın" olduğunu hatırlatan meteorolojik bir mesele olması. Tüm hava koşullarında dilediğimizce giyineceğimiz günlere... Filiz GAZİ filizgazi@gmail.com   İstanbul - BİA Haber Merkezi 09 Ağustos 2010, Pazartesi         Gonca gül gibi kadınlar, kabak çiçeği gibi kadınlar... Örtünme emri veren dinler bu kadar çokken, ister istemez "Bu vücutta bir keramet var," diye düşünmek akıllıca fırsatçılıklardan. Sıcak havalar ise bu kerametin sınanması için birebir. Sırt dekolteniz, çiçek desenli mininiz, ayağınızdaki halhalınız, askılı omuz zarafetiniz, tıpış tıpış sandaletlere has yürüyüşünüz kısacası kadının yaz hali. Omzunuzdan düşmüş askınızı düzeltirken, terleyen göğüs aranıza üflerken, saçınızı el çabukluğu ile toplarken, bardaktaki, şaşaldaki suyu birkaç kibar dikişle etrafı süzerek içerken (...) etrafa cinsel dürtüler saçarsınız. İyi de yaparsınız.. Aylardan ağustos. Uyandınız... Bir bunaltıcı gün daha hasbelkader bitirilmek üzere sizi beklemektedir. Dışarı çıkacaksınız. Kiminiz iş için, kiminiz gün içerisindeki küçük gezinti ihtiyacınız için, kiminiz rutinleşmiş zaman yiyici arkadaş buluşmaları için... ... Devamı

18 12 2010

Av Mevsimi'nin Kadınlık Halleri

GÜL YAŞARTÜRK'TEN Av Mevsimi'nin Kadınlık Halleri: Filler Tepişirken Çimenler Ezilir Av Mevsimi izleyicisine, kadınlara duyulan "zaaf" ne kadar kontrol altına alınırsa o kadar makul bir hayat yaşanacağı önermesini sunuyor. Gül YAŞARTÜRK gulyasarturk@hotmail.com   İstanbul - BİA Haber Merkezi 18 Aralık 2010, Cumartesi         Yavuz Turgul'un son filmi Av Mevsimi üzerine yazılan pek çok eleştiri Cüneyt Cebenoyan'ın "kötü patriyarklara karşı iyi patriyarkların kayrıldığı bir dünyadayız" (1)sözleriyle dikkat çektiği gibi erkek egemen atmosfere vurgu yaptılar. Ancak hemen her gün kadına yönelik tecavüz, taciz ve cinayet haberiyle karşılaştığımızı göz önüne alırsak filmin erkek egemen atmosferine daha yakından bakmak gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu bakış, filmin Cem Yılmaz'ın canlandırdığı İdris karakterinin "sempatikliği"nin, ne kadar tehlikeli bir temsil olduğunu ortaya koyma amacını taşıyor. Yavuz Turgul önceki filmi Gönül Yarası'nda da (2004) Dünya ve Halil karakteri üzerinden benzer bir erkek egemen dünya çizmişti. Gönül Yarası'nda Halil'in Dünya'ya duyduğu "aşk" ve "zaaf" gibi nedenlerle önce Dünya'yı, ardından kendisini öldürmesi söz konusu erkek egemen dünyanın temel dinamiklerinin göz ardı edilmesine neden oluyordu. Av Mevsimi, anlatısını hem Ferman'ın hem İdris'in hem de Hasan'ın hayatlarındaki kadınlarla ilişkileri üzerine kuruyor. Öykü ilerledikçe Battal Çolakzade'nin eşiyle ilişkisi de ilişki zincirine ekleniyor. Filmin dört erkek karakterinden eşiyle en sağlıklı ilişkisi olan F... Devamı

08 05 2010

64. Yunus Nadi Ödülleri Sahiplerini Buldu

YUNUS NADİ SOSYAL BİLİMLER ARAŞTIRMA ÖDÜLÜ: YILDIRIM YAVUZ 'Mimarimizde artık ne renk, ne malzeme zevki var' Yıllarını ülkedeki mimarlık çalışmalarına adayan Prof. Dr. Yıldırım Yavuz İmparatorluktan Cumhuriyete Mimar Kemalettin adlı çalışmayla 'Yunus Nadi Sosyal Bilimler Araştırma Ödülü'ne değer görüldü. Yavuz, böyle bir çalışma ödül aldığı için çok mutlu. Ancak ne var ki, ülkede, son yıllarda mimari adına yapılanlar söz konusu olduğunda bu mutluluk, yerini hüzne bırakıyor. Prof. Dr. Yıldırım Yavuz ile Yunus Nadi Ödülleri'ni ve Türk mimarisini konuştuk. Ali ÖZTÜRK -Mimar Kemalettin ile ilgili birçok çalışmanız olduğunu biliyoruz. Doktora tezinizi de Kemalettin Bey üzerine yapmışsınız... - Kemalettin Bey, Mimar Sinan'dan sonra adı en çok bilinen mimarımız. Halk da onu bir anlamda tanıyor. O yalnızca bir mimar değil, aynı zamanda bir eğitimciydi. Mühendis mektebinde öğretim üyesi olması da onun önemini arttırmıştır. Osmanlı'nın son dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarının en iyi bina onarımcısı olduğu söylenebilir. Yaşadığı dönemde ulusalcılık akımı vardı ve kendisi ulusalcılığı mimarlık adına temsil eden iki kişiden biriydi. Yine, 19. yüzyıl boyunca, Türk mimarisinde eğitim görerek mimarlığa başlayan iki kişiden birisiydi. Vedat Tek ve Kemalettin Bey dönemin en önemli mimarlarıydı. Usta-çırak ilişkileri içinde yetişen mimarların imparatorluk için pek fazla bir şey yapamadıkları ortaya çıktı. Çünkü onlar geleneksel yapı türlerini inşa ederlerdi. Han, hamam, cami ve kervansaray gibi yapılar... Ama hiçbir zaman tren istasyonu ya da kent oteli yapmayı bilmiyorlardı. Bu tür yapılar sultanların dışarıdan davet ettiği yaba... Devamı

08 05 2010

64. Yunus Nadi Ödülleri Sahiplerini Buldu

64. Yunus Nadi Ödülleri Sahiplerini Buldu Cumhuriyet 06.05.2010 Kültür Servisi - 2010 Yunus Nadi Ödülleri’ni kazananlar belirlendi. Bu yıl 64’üncüsü düzenlenen ve 6 dalda 11 ödülün verildiği yarışmaya 332 kişi katıldı. “SOSYAL BİLİMLER ARAŞTIRMASI” dalında Dr. Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun, Prof. Dr. Emre Kongar, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi ve Prof. Dr. Ahmet Mumcu’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün “Mimar Kemalettin” adlı üç ciltlik araştırmanın editörleri olan Prof. Dr. Afife Batur, Prof. Dr. Yıldırım Yavuz ve Doç. Dr. Ali Cengizkan’a verilmesini kararlaştırdı. “ROMAN” dalında Adnan Binyazar, Ahmet Cemal, Mehmet Eroğlu, Konur Ertop ve Tahsin Yücel’den oluşan Seçici Kurul, ödülün “Faili Meçhul Öfke” adlı yapıtı ile Adnan Gerger’e verilmesini benimsedi. “ÖYKÜ” dalında Hikmet Altınkaynak, Metin Celâl, Cemil Kavukçu, Osman Şahin ve Celâl Üster’den oluşan Seçici Kurul, ödülü, Yekta Kopan’ın “Bir Baktım Yoksun” adlı yapıtıyla, Ayşegül Çelik’in “Kâğıt Gemiler” adlı yapıtı arasında paylaştırdı. “ŞİİR” dalında, Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Refik Durbaş, Muzaffer İlhan Erdost ve Doğan Hızlan’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün “Türkülerde Gezer Adları” yapıtı ile Metin Demirtaş’a verilmesini kararlaştırdı. “KARİKATÜR” dalında Behiç Ak, Musa Kart, Kâmil Masaracı ve Tonguç Yaşar’dan oluşan Seçici Kurul, ödülün Ahmet Öztürklevent ve Muammer Olcay’ın yapıtları arasında paylaştırılmasını kararlaştırdı. &l... Devamı

02 04 2010

2010Ö Şükran Farımaz Aşk Bu

2010Ö Şükran Farımaz Aşk Bu Şükran Farımaz ile 'Aşk Bu' üzerine 'Öykülerim, zorunlu değişimin kıyısında duruyorsa ne mutlu bana!' Daha önce Güzel Şarkılar Kitabı, Bir Yılbaşı Masalı ve Bir Ağaç Bir Kadın adlı öykü kitapları yayımlanan Şükran Farımaz, yeni öykülerini bir araya getirdiği Aşk Bu'yla okurlarının karşısında. Her biri birbirinden çok farklı olan bu öykülerin ortak paydası, incelikle örülerek kırılgan bir aynadan yansıyor olması. Adnan Gül, Farımaz'la yeni kitabı Aşk Bu hakkında konuştu. Adnan GÜL -On sade öyküden oluşmuş adeta bir külliyat Aşk Bu. Toplamda da ayrı ayrı da çok güçlü öyküler. Süzülmüş bir âlemi temsil eden söz dağarına sahip. Bu ayrıcalık takdiri gerçekten fazlasıyla hak ediyor. Aynı zamanda her öykü içtenlikli ayrıntılarla adeta iç dünyaya dönük akarını genişletiyor. Sadece öyküde değil, ayrıntıyı atlayan bütün yazılar eksik kalıyor gibi hayata' Ben öykünün tadını çok önemsiyorum ve ayrıntıların var ettiğine inanıyorum. Üstelik eklektik değil, ana parça ekseninde düşünüyorum. Katılıyor musunuz? - Aşk Bu, uzunca bir zaman diliminde, her birinin üstünde ayrı ayrı durularak elde edilmiş öyküler toplamı olduğundan hiç değilse onca emek adına umarım hak ediyordur söylediklerini. Ama öncelikle külliyat sözcüğünün üstünde durmak istiyorum. Kitabın ilk üç öyküsünü, 1984 yılında Akademik Kitabevi tarafından bastırılan Çiçeklerle'den aldığımı söylemiş miydim bilemiyorum. Tam anlamıyla bir gençlik ürünü olan, ancak Aşk Bu'daki atmosfere uygun d... Devamı

02 01 2010

Hıfzı Topuz Nâzım'ı Anlatıyor

Hıfzı Topuz Nâzım'ı anlatıyor / 1 Yaşamını sürgünler, cezaevleri, yasaklar, sansürlerle geçirip çok sevdiği Anadolu'ya Rusya'da veda eden büyük ustayı, ölümünün 46. yılında gazeteci yazar Hıfzı Topuz'un tanıklığıyla anıyoruz. Çocukluğunda gıyaben tanıyarak hayran olduğu Nâzım Hikmet ile tanışarak yaşamının bir bölümüne tanıklık eden Topuz, bugüne değin gün yüzüne çıkmayan anılar ve ayrıntıları aktardı. Topuz, Paris'te tanıştığı Nâzım Hikmet'in dünyanın bir çok ülkesinde nasıl hayranları bulunduğuna da tanıklık ediyor. Topuz, Fidel Castro'dan, Orhan Kemal'e uzanan ilişkileri anlattı. Tolga Yenigün Cumhuriyet Haber Portalı- Ölümünden 46 yıl sonra, gazeteci yazar Hıfzı Topuz, usta şair Nâzım Hikmet’e ilişkin anılarını anlattı. Nâzım Hikmet’i kendisini bildi bileli tanıdığını kaydeden Hıfzı Topuz, “Nâzım’ın şiirlerini evde abim Muzaffer Topuz okurdu. Ben Galatasaray ilkokuluna gittiğim zaman okulun kütüphanesinde onun şiirlerini bulmuştum; o zaman ilkokul kütüphanelerinde bile vardı Nâzım. Onları okudum. Sonra piyesleri oynuyordu, ‘Unutulan Adam’ı seyrediyordu kardeşlerim, gelip anlatıyorlardı. Böyle bir hayranlığım vardı Nâzım’a” diyor. Nâzım’ın kendisi için bir idol olduğunu söyleyen Topuz, “Ben kendimi bildim bileli Nâzım’a büyük bir hayranlığım vardı. Tanıdıktan sonra da o hayranlığım büsbütün arttı” diye konuştu. Şairin mezar yeri tartışmalarına ilişkin Topuz, “Mezarı getirtilsin mi, diye sorarsanız vallahi ben getirtilmesinden yana değilim. Korkuyorum burada yobazlar, şeriatçılar, gericiler taşlarlar diye. Yazık olur; orada rahat rahat anıt gibi duruyor. Burada o anıtı muh... Devamı

25 09 2009

Nisan Serap’ın son kitabı ‘Geda’

Nisan Serap’ın son kitabı ‘Geda’ Nisan Serap, hayatı ıskalamadan sadece şiir olana iltica etmiş, aşk nefesi taşıyor kalbinde. Aşk içkisini üfleyerek içtiğindendir ruhunun inceliği.Şiire fazla aşina ve şiirin özel bir dil ve her yerde bulunmaz bir nimet olduğunu çoktan kavramış. "İçinin gizleri bir imge gibi dökülüyor ışığın alnına". Düşlerinde cömert, bir kış güvercini gibi ürkek, her şiiriyle sıvası dökülmüş dünyamıza bir yaprak daha düşürüyor. "Firari uykuların mülteci rüyalarını" taşımak zor iştir. "Bir serçenin gözyaşıyla yas demlemek", görünenle yetinmemek, var olmanın acısını duyabilmek herkese göre değil. Güz kokan şiirler yazarak, şiiri aşkla kucaklıyor Nisan Serap! Gökyüzüne ve şiirin evine sürgün bir kalp bu! Üşüyen ruhlar sahilinde yaşasa da şiirleri kalbimize güneş bırakıyor. Zamana kafa tutarak ilkyaz özlemi ve susmayan bir isyanla yazıyor. Bırakın Nisan yağmurları hep yağsın. Serap görmek iyidir. "Uzakların hüzünlü manzarasına melankolik bir ay" konduracak kadar lirik, cesur ve ilahi bir çığlık geçiyor ruhunun derinliğinden! Sarışın bir ıslıkla melek çağırır, fırtına biçer ve öper aşkın o kutsal ellerinden! "Yalnızlık çanı" kulaklarımızda çınlasa da, Nisan Serap şiirin gurbetine düştüğünden beri, içinde yıllarca incinmiş hayatlar biriktirse de, kalbimiz sevinsin, ruhumuz aşktan kamaşsın diye şiirler yazıyor. Şu aşk merdivenini kenara çekin, "ah, geçmeyecektik altından" demesi boşuna mı sanıyorsunuz? "İpi kopan uçurtmanın aslında intihar ettiğini" anlayamasak da, yazdığı şiirlerle bizi uçurumlardan, yalnızlıktan, sevgisizlikten kurtarıyor şair! İyi ki varsınız şiirkadın, şiiranne, şiirmelek!Şiir dolu bir yaşamNisan Serap, Ka... Devamı

25 09 2009

Türklerin boyu neden kısa?

Türklerin boyu neden kısa?Yanlış anlayış yüzünden boyumuz da kısa kaldı öğrenme yeteneğimiz de azaldı Ercan İnan / VATAN; 21.09.2009 Türk insanının temel besin kaynağı ekmek. Günlük enerji ihtiyacımızın ortalama yüzde 40’ını ekmekten alıyoruz. Ancak ne yazık ki çok yanlış bir algı ile beyaz undan yapılan ekmeği tercih ediyoruz. Buğdayın en değerli kepek ve kabuğunu hayvan yemi yapıyoruz. Beyaz unlu ekmek tercih edildiği için Türk insanının boyu kısa. Kan değerleri düşük. Kadınlarda düşük oranı yüksek ve yine bu yüzden öğrenme yeteneğimiz az Türk insanının ciddi bir beyaz ekmek takıntısı var. Ekmeğin unu ne kadar esmer olursa o kadar kalitesiz zannediliyor ve tercih edilmiyor. Oysa bu genel anlayışın tam tersine makbul olan esmer ekmek. Bütün dünya esmer yani tam buğday ekmeğini tüketmeye çalışıyor. Türkiye’de en önemli besin maddelerini içeren buğdayın kepeği, kabuk kısmı unu esmerleştirmesin diye çıkarılıyor ve çekirdek kısmına yakın olan beyaz kısmı öğütülerek un haline getiriliyor. Buğdayın yüzde 40’a kadar olan kepek ve kabuk kısmı hayvanlara yem oluyor. Yani buğdayın en besleyici kısımları hayvanlara gidiyor. Biz ise beyaz ekmek sevdasına bol bol karbonhidrat tüketiyoruz.UNO, TÜBİTAK ile ortaklaşa bir araştırma yapmış. Sonuçlar çok çarpıcı. Beyaz ekmek yediğimiz ve buğdayda yer alan çinko, folik asit, demir, B6, B12 gibi elementleri yeterince alamadığımız için Türk insanı olarak boyumuz kısa. Raşitizm hastalığı bu yüzden çok sık görülüyor. Kadınlarda folik asit yetersizliği düşük oranını artırıyor. Tahıldan alınması gereken maddeler alınamadığı için Türk insanının kan değerleri de çok düşük. Ayrıca öğrenme yeteneğimizde de bu yüzden azalma g... Devamı

17 05 2009

GÜLKURUSU DOKUNUŞUN

GÜLKURUSU DOKUNUŞUNyanıtını almadan sevginin bakıp geçtik pencereden alçak gönüllü değildi dostlar ateş narı örslerdedurmadan değişirken yerimiz zincirlere vuruldu düşlerimizyakalandık çağ ötesi rüzgârlara duvarlar arasında geçip gitti eylüller ilmik attı yüreğine mavinin arkadan vuruldu ışıyan gözel verin dünkü sulardöl verin içimdeki ezgiyeçiçeğine küsmüş dağımdünya zorla dönüyor etrafımda yanan bir temmuzun tutsağıyım acılarım ayıklanır yürek burgacında göz hapsinde aynası kırık göluçuk bir çocuk mutluluğunesini anlayacağız ölü bir kuşun ateşi kanımda dokunan kilim eskir geceler iz bırakır kar üstünde unutulmaz gülkurusu dokunuşunBekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 12)***************** Köy Enstitüleri özlemle anıldı Köy Enstitüleri’nin 67. kuruluş yıldönümü Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi’nde kutlandı. Kadıköy Belediyesi'nin her yıl düzenli olarak organize ettiği etkinlikte konuşmacı olan eğitimci Mehmet Sazak da eski bir Köy Enstitüsü mezunu. Etkinlik, gazeteci-yazar Uğur Mumcu'nun 17 yıl önce Köy Enstitüleri ile ilgili yaptığı bir konuşmasının konuklara izletilmesiyle başladı. Mumcu'nun “Türkiye'nin aydınlanmasına ve bağımsızlığına iki sivil toplum örgütü öncülük etmiştir. Bunlardan biri Kuvayı Milliye diğeri ise Köy Enstitüleridir” sözleri salonda bulunanlar tarafından uzun süre alkışlandı. Köy Enstitüsü mezunu emekli öğretmen Mehmet Sazak, Köy Enstitüleri’nin halkı aydınlatma çalışmalarını anlattı. Sazak, “Bugün kültürel ve sanatsal anlamda ne seviyedeysek bunu o yıllara borçluyuz. Bizim Köy Enstit&uum... Devamı

06 03 2009

Şeriatın Gölgesindeki Kadın/ 1-2

Şeriatın Gölgesindeki Kadın/ 1İran ceza yasalarına göre, recm cezası, erkek ve kadınlar arasında eşitsiz bir şekilde uygulanıyor. Bu cezayı alan bir kadın boynuna kadar toprağa gömülürken, erkek beline kadar gömülüyor. Suçlanan kişi, idam sırasında kaçmayı başarırsa özgür kalıyor.Zulal Kalkandelen Kadın-erkek eşitsizliği, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda, hâlâ insanoğlunun en önemli sorunlarından birisi. Kadınların toplumsal yaşama eşit bir şekilde katılma mücadelesi, yüzyıllardır sürüyor.Ne var ki, bu mücadele, bugünün ileri Batı demokrasilerinde bile ancak 19. yüzyıl ortalarına doğru başlayabildi. 8 Mart 1857 tarihinde, Amerika’da dokuma işçisi kadınlar, ayrımcılığa ve insanlık dışı çalışma koşullarına isyan etti.Aradan 53 yıl geçtikten sonra, 1910 yılında 2. Enternasyonal Kadınlar Konferansı’nda Alman delege Clara Zetkin’in önerisiyle, 8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edildi. 1977 yılında da, Birleşmiş Milletler, bu günü, Dünya Kadın Hakları ve Uluslararası Barış Günü olarak kabul etti. Burada “Uluslararası Barış Günü” ifadesi önemlidir. Çünkü çok açıktır ki, dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlara eşit haklar verilmedikçe, dünyada barışın sağlanması olanaklı değildir. Her yıl 8 Mart geldiğinde, kadınların içinde bulunduğu koşullara ışık tutuyor medya organları... Ve araştırmalar da gösteriyor ki, dünya üzerinde kadınların en kötü koşullar altında yaşadığı ülkeler, Ortadoğu, Güney Asya ve Afrika’daki İslam coğrafyasında toplanmış durumda...Bu bölgelerde şeriatla yönetilen ülkelerde, kadınların sosyo-ekonomik, yasal ve siyasi haklar bakımından ikinci sınıf vatandaş konumuna itildikleri bir ge... Devamı

06 03 2009

Şeriatın Gölgesindeki Kadın/ 3

Şeriatın Gölgesindeki Kadın/ 3Tarih 12 Kasım 2008... Afganistan’ın güneyinde Kandahar bölgesi... Nazo Ana Kız Lisesi’ne devam eden öğrenciler, her sabah olduğu gibi İslami giyim kurallarına uygun formalarını giymiş okula yürürken birden yanlarında motosikletli adamlar belirdi... Kızların başlarındaki örtüyü çekip çıkaran adamlar, ellerindeki şişelerle yüzlerine asit fırlattı..Zülal Kalkandelelen Afganistan’da 1992’de köktendincilerin iktidara gelmesiyle darbe yiyen kadınlar Taliban’la birlikte tarihinin en kötü günlerini yaşadıAfganistan’da 1992’de iktidara köktendincilerin gelmesiyle, kadınların sahip olduğu sosyal, ekonomik ve kültürel haklar bakımından çok daha geriye gidilen bir dönem başladı. Sonrasında ise 1996-2001 arasında iktidarda kalan aşırı dinci Taliban döneminde kadınlar tarihinin en kötü günlerini yaşadı.Kelime anlamı “İslam öğrencileri” olan bu grup, şeriat okullarından yetişen ve mülteci kamplarında toplanan askerlerden oluşuyordu. Ülkeyi şeriatla yönettikleri dönemde, Afganistan özellikle kadınlara uygulanan akıl almaz baskılara sahne oldu.Kız öğrencilerin okula gitmesi ve kadınların çalışması yasaklandı...Hiçbir kadın yanında erkek olmadan evden çıkamıyor, erkek doktora muayene olamıyor, hatta erkek bir doktorun olduğu bir ekip tarafından ameliyat edilemiyordu... Tüm kadınlar, başlarından ayak uçlarına kadar bedenlerini bütünüyle örten burka giymek ve gözlerini de kapamak zorundaydı...Mesleği doktorluk ya da öğretmenlik olan kadınlar, artık mesleklerini yapamaz hale geldiklerinden, dilencilikle ya da bedenlerini satarak hayatlarını sürdürmek durumunda kaldı...Evlerin camlarından kadınların görünmemesi için camların karartılması ya da siya... Devamı

06 03 2009

Şeriatın Gölgesindeki Kadın / 4

Şeriatın Gölgesindeki Kadın / 4Pakistan Anayasası’nda öngörülen eşitlik... Günlük yaşama bakıldığında tam tersi bir durum söz konusu...Zülal Kalkandelelen Cumhuriyet / Yazı Dizisi- Bu yıl devlet başkanlığı seçimlerini yapacak olan Afganistan’da muhafazakâr kesimin son girişimlerinden birisi Taliban dönemini anımsatan bir yasa tasarısı hazırlamak oldu. Tasarıda, Afgan kadınlarının makyaj yapmasının, kamuya açık yerlerde dans etmesinin ve kadınlarla erkeklerin topluma açık yerlerde yalnız başlarına konuşmasının yasaklanması önerildi. Bunun üzerine Kadın İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Necibe Şerif, durumu en açık şekilde şöyle anlattı: “Halkı din yoluyla kontrol altına almak istiyorlar.” Kandahar, Afganistan’da 2001’e kadar iktidarda kalan aşırı İslamcı Taliban rejiminin en güçlü olduğu yerlerden birisi... Bu yönetim sırasında kız öğrencilerin okula gitmesi yasaklanmış, kadınlar üzerindeki baskı iyice artmıştı. Uygulamalarını devam ettirmek için her yolu deneyen Taliban militanları, bugün yine kasaba ve köylerde geceyarısı bildiriler dağıtarak, aileleri kızlarını okula göndermemeleri için uyarıyor.2005 yılında UNICEF’in desteği ile ülke çapında kız öğrencilerin okula gönderilmesine yönelik bir kampanya başlatılsa da, Taliban’ın estirdiği korku dalgası herkesi sindirmiş. Bu durumda anne ve babalar çaresiz... Afganistan toplumunda yaygın olan görüşe göre bir kız çocuğunun ilkokuldan sonra, özellikle buluğa erdiği yaşlarda, eğitime devam etmesi uygun bulunmuyor. Çünkü artık o yaşa gelmiş bir kızın, okuma ya da çalışma amaçlı da olsa, ev dışına çıkmaması gerektiğine inanılıyor. Bugün çok sayıda okul, Afgan kız çocuklarının okula devam etmesinin ön&... Devamı

06 03 2009

Şeriatın Gölgesindeki Kadın/ 5

Şeriatın Gölgesindeki Kadın/ 5Köktendinci İslami akımlardan Vahabi mezhebi, ülkenin yönetimini 19. yüzyıldan bu yana elinde tutan Suud ailesi yüzünden resmi mezhep haline gelmiş durumda. Suudi ya da yabancı olsun, ülkede yaşayan her kadın, "ulema" denilen din bilginlerinin fetvalarına uygun davranmak zorunda.Zülal Kalkandelen Kadınların en kötü koşullar içinde yaşadığı ülkelerin başında gelen Suudi Arabistan’da “ulema” denilen din bilginlerinin fetvaları uygulanmak zorunda. 10 bin din polisi ise kadınlara şeriat kurallarını uygulatıyorMutlak monarşi ile yönetilen ve şeriatın hüküm sürdüğü Suudi Arabistan Krallığı, dünyada kadınların en kötü koşullar içinde yaşadığı ülkelerin başında geliyor.Köktendinci İslami akımlardan Vahabi mezhebi, ülkenin yönetimini 19. yüzyıldan bu yana elinde tutan Suud ailesi yüzünden resmi mezhep haline gelmiş durumda. Suudi ya da yabancı olsun, ülkede yaşayan her kadın, “ulema” denilen din bilginlerinin fetvalarına uygun davranmak zorunda.Suudi Arabistan’da devlet tarafından oluşturulan din polisleri (muttava), kadınları hayatın her alanında gölge gibi takip edip şeriata uygun davranıp davranmadıklarını denetliyor.Esas adı “İyiliği Teşvik ve Kötülükten Men Komitesi” olan bu örgütte, yaklaşık 10 bin görevli yer alıyor. 500 merkeziyle ülkeyi bir ağ gibi saran din polisi, kurallara uymayanlara hapis cezasının yanında, dayak, kötü muamele, tecavüz, kırbaç ve recm (taşlayarak öldürme) vb. çağdışı cezalar da veriyor.Şeriat baskısı altında adeta bir köle gibi yaşamak zorunda kalan kadınların sosyal hayata katılımı yok denecek kadar az... Suudi Arabistan, 2001 yılında Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleş... Devamı

20 02 2009

2005 Yunus Nadi Ödülleri

2005 Yunus Nadi Ödülleri Cumhuriyet 23.06.2005 59. YIL YUNUS NADİ ÖDÜLLERİ 2005 Yunus Nadi anısına 59. yılda 9 ödül 410 kişinin yapıtlarıyla katıldığı 2005 Yunus Nadi Yarışması'nı kazananların ödülleri 28 Haziran Salı günü saat 19.00'da Sultanahmet İbrahim Paşa Sarayı'nda düzenlenecek bir törenle verilecek. Kültür Servisi - 2005 Yunus Nadi Ödülleri'ni kazananlar belirlendi. Bu yıl 59'uncusu düzenlenen ve beş dalda ödülün verildiği yarışmaya yapıtlarıyla 410 kişi katıldı. ''Roman'' dalında Ahmet Cemal, Konur Ertop, Tahsin Yücel, Jale Parla, Adnan Binyazar 'dan oluşan seçici kurul, ödülün ''Ateş ve Kuğu'' adlı yapıtıyla Burhan Günel 'e verilmesini kararlaştırdı. ''Öykü'' dalında Mehmet Başaran, Selim İleri, Tarık Dursun K., Sami Karaören ve Emin Özdemir 'den oluşan seçici kurul, ödülü Ethem Baran 'ın ''Dönüşsüz Yolculuklar'' adlı kitabı ile Sibel K. Türker 'in ''Öykü Sersemi'' adlı kitabı arasında paylaştırdı. ''Şiir'' dalında, Ataol Behramoğlu, Prof. Dr. Cevat Çapan, Muzaffer İlhan Erdost, Doğan Hızlan ve Kemal Özer 'den oluşan seçici kurul, ödülü, Ali Püsküllüoğlu 'nun ''Zamansız'' adlı kitap dosyası ile İsmail Uyaroğlu 'nun ''Lanettayin Bir Şair'' adlı kitabı arasında paylaştırdı. ''Sosyal Bilimler Araştırması'' dalında, Dr. Erdal Atabek, Prof. Dr. Rona Aybay, Dr. Alev Coşkun , Prof. Dr. Emre Kongar , Prof. Dr. İoanna Kuçuradi , Prof. Dr. Türkel Minibaş ve Prof. Dr. Ahmet Mumcu 'dan oluşan seçici kurul, ödülü, Ayla Ödekan 'ın ''Yazıları ve Röleveleriyle Sedat Çetintaş'' adlı yapıtıyla Rıfat N. Bali 'nin ''Anadolu'dan Yeni Dünyaya'' adlı yapıtı arasında paylaştırdı. ''Karikatür'' dalında, Semih Balcıoğlu, Kâmil Masaracı, Tan Oral, Ferit Öngör... Devamı

20 02 2009

A. Şahin'in Not Defteri

A. Şahin'in Not DefteriA. Şahin'in Not Defteri• 2/17/2006 - Notlar... Değinmeler.../ Ali ŞAHİNPosted in Deneme 2005-08-11 Anlatan Anlatana Ama... Bisim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Hergün herkes birşeyler anlatır durur, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin,değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!... Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)2005-08-09 Bir Şairi Anmak.... Can Yücel'in ölümünden beri her yıl Datça'da düzenlenen '6. Can Şenliği'nin gerçekleşecek olması sevindirici. Sanata edebiyata bir yaşam vermiş şiirimizin ustalarının hele de bir festival çerçevesinde, büyük katılımlarla anılması daha da güzel. Yapılıyor, yapılmıyor diye papatya falı bakılırken gelinen nokta umut verici ülkemiz, edebiyatımız, şiirimiz açısından. Biz de bir başka yöredeydik temmuzun ilk haftasında: Şair Rıfat Ilgaz’ın: Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mescidin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları, dediği kasabada, Cide'deydik. Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü, diye kendini tanıtan mimli şair ve ünlü yazarımız, Koca Çınar Rıfat Ilgaz’ı ölümünün 12. yılınd... Devamı

20 02 2009

A. Şahin'in Not Defteri

A. Şahin'in Not DefteriA. Şahin'in Not Defteri• 2/17/2006 - Notlar... Değinmeler.../ Ali ŞAHİNPosted in Deneme 2005-08-11 Anlatan Anlatana Ama... Bisim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Hergün herkes birşeyler anlatır durur, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin,değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!... Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)2005-08-09 Bir Şairi Anmak.... Can Yücel'in ölümünden beri her yıl Datça'da düzenlenen '6. Can Şenliği'nin gerçekleşecek olması sevindirici. Sanata edebiyata bir yaşam vermiş şiirimizin ustalarının hele de bir festival çerçevesinde, büyük katılımlarla anılması daha da güzel. Yapılıyor, yapılmıyor diye papatya falı bakılırken gelinen nokta umut verici ülkemiz, edebiyatımız, şiirimiz açısından. Biz de bir başka yöredeydik temmuzun ilk haftasında: Şair Rıfat Ilgaz’ın: Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mescidin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları, dediği kasabada, Cide'deydik. Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü, diye kendini tanıtan mimli şair ve ünlü yazarımız, Koca Çınar Rıfat Ilgaz’ı ölümünün 12. yılınd... Devamı

20 02 2009

Politika

PolitikaPolitika Eğitim-Sen önceki gece birçok yerde meşalelerle yürüyerek, davayı protesto etti. Adana Eğitim-Sen üyeleri de eyleme destek verdi. FOTOĞRAF: OBEN KIRDÖK/DHAEğitim-Sen kapanmıyor Ankara 2. İş Mahkemesi, tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu için Eğitim-Sen'in kapatılmasına ikinci kez karşı çıktı. Mahkemenin ilk kararı, Yargıtay tarafından Eğitim-Sen aleyhine bozulmuştuRADİKAL - ANKARA - Ankara 2. İş Mahkemesi, tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu için dava açılan Eğitim-Sen'in kapatılması istemini yine kabul etmedi. İlk davada da istemi reddeden mahkemenin kararı Yargıtay'da bozulmuş, bunun üzerine dava yeniden aynı mahkemede görülmeye başlanmıştı. Dünkü karar duruşmasına Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer ve sendika yöneticileriyle çok sayıda avukat katıldı. Sendika avukatları, mahkemenin ilk kararında direnmesini istedi. Yargıç Kudret Kurt davanın reddine karar verildiğini açıkladı. 'Bu hukukun üstünlüğü' KESK Başkanı Sami Evren ve Eğitim-Sen Başkanı Alaaddin Dinçer, duruşma sonrası kararı değerlendirdi. Davayı 'bilimsel ve demokratik eğitimle herkesin kendisini ifade edebilmesinin davası' olarak niteleyen Evren, "Mahkemenin ilk kararında direnmesiyle hukukun üstünlüğü teyit edildi. Davanın büyütülmesi ve farklı kültür ve kimliklerin rencide edilmesi doğru değildi" dedi. Dinçer ise mahkemenin, Türkiye'deki 12 Eylül hukuku ve yasalarını aşan, örgütlenme alanının demokratikleşmesinin önünü açan bir karar verdiğini söyledi. Dinçer, "Ankara 2. İş Mahkemesi, 15 Eylül'de söylediklerini teyit etti. Ankara'da yargıçların da olduğunu ortaya koydu. Kararla demokrasi mücadelesi ivmesinin yükseleceği yeni bir dönem başladı" diye konuştu. Eğitim-Sen ... Devamı

20 02 2009

Politika

PolitikaPolitika Eğitim-Sen önceki gece birçok yerde meşalelerle yürüyerek, davayı protesto etti. Adana Eğitim-Sen üyeleri de eyleme destek verdi. FOTOĞRAF: OBEN KIRDÖK/DHAEğitim-Sen kapanmıyor Ankara 2. İş Mahkemesi, tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu için Eğitim-Sen'in kapatılmasına ikinci kez karşı çıktı. Mahkemenin ilk kararı, Yargıtay tarafından Eğitim-Sen aleyhine bozulmuştuRADİKAL - ANKARA - Ankara 2. İş Mahkemesi, tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu için dava açılan Eğitim-Sen'in kapatılması istemini yine kabul etmedi. İlk davada da istemi reddeden mahkemenin kararı Yargıtay'da bozulmuş, bunun üzerine dava yeniden aynı mahkemede görülmeye başlanmıştı. Dünkü karar duruşmasına Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer ve sendika yöneticileriyle çok sayıda avukat katıldı. Sendika avukatları, mahkemenin ilk kararında direnmesini istedi. Yargıç Kudret Kurt davanın reddine karar verildiğini açıkladı. 'Bu hukukun üstünlüğü' KESK Başkanı Sami Evren ve Eğitim-Sen Başkanı Alaaddin Dinçer, duruşma sonrası kararı değerlendirdi. Davayı 'bilimsel ve demokratik eğitimle herkesin kendisini ifade edebilmesinin davası' olarak niteleyen Evren, "Mahkemenin ilk kararında direnmesiyle hukukun üstünlüğü teyit edildi. Davanın büyütülmesi ve farklı kültür ve kimliklerin rencide edilmesi doğru değildi" dedi. Dinçer ise mahkemenin, Türkiye'deki 12 Eylül hukuku ve yasalarını aşan, örgütlenme alanının demokratikleşmesinin önünü açan bir karar verdiğini söyledi. Dinçer, "Ankara 2. İş Mahkemesi, 15 Eylül'de söylediklerini teyit etti. Ankara'da yargıçların da olduğunu ortaya koydu. Kararla demokrasi mücadelesi ivmesinin yükseleceği yeni bir dönem başladı" diye konuştu. Eğitim-Sen ... Devamı

20 02 2009

Bu Papa İsa'ya Yakışmıyor / Erdoğan AYDIN

Bu Papa İsa'ya Yakışmıyor / Erdoğan AYDINBu Papa İsa'ya yakışmıyor ERDOĞAN AYDIN16'ncı Benedik ismiyle Papa olan Kardinal Ratzinger 'in, Bavyera'daki Regensburg Üniversitesinde yaptığı konuşma, gerek temsil ettiği kurumun niteliği gerekse de İslama dair yorumunun içeriği nedeniyle, hepsi de önemli bir dizi irdelemeyi gerektiriyor.İçerdiği bir dizi doğru ve yanlışıyla bu önemli konuşmanın özü veya en önemli kısmı olmamasına karşın, Bizans İmparatoru II. Manuel Paleologos 'tan (1350-1425) hareketle İslamiyete dair yapılan atıf dünyanın gündemine oturdu. Oysa akademik düzlemde kimi doğruları da içeren, en azından tartışılmayı hakeden bölümün ötesinde çok daha ciddi sorunlar içeriyor Papa'nın konuşması. Avrupa'ya giydirmeye çalıştığı Hıristiyan kimliği, bunun bir gereği olarak Türkiye'nin AB'ye üye yapılamayacağı yaklaşımı, keza Evrim teorisine ilişkin yinelediği gerici tavrı, rölativizme karşı mutlakçı tutumu gibi... Ancak salt kendilerine dokunan yanıyla dünyaya bakan bizim din adamlarımızın ve tabii onlardan farklı olmayan kimi politikacılarımızın yaklaşımı Papa'nın sergilediği yaklaşımın tersyüz edilmiş halinden ibaretti. Oysa eğer bu konuşmanın provakatif bir amacı olabileceğine dair haklı olarak kuşkulanacaksak, İslam coğrafyasında gelen tepkiler ne yazık ki bu amacı kolaylaştıran bir işlev görüyor.Bir dizi ayrıntıda sorgulanması gereken söz konusu bu konuşmayı irdelemeye nereden başlayayım diye düşünürken, sevgili Ataol Behramoğlu 'nun, 23 Eylül 2006 Cumartesi günkü yazısının ''Papa İsa'ya yakışmıyor'' başlığı imdadıma yetişti. Gerçekten de Ataol'un başlığında olduğu gibi Papa Benedik ve onun temsil ettiği misyon, İsa'ya ve onun ideallerine yakışmıyordu. Bu gerçekliği görmek için İsa'ya dair kaba bir bellek tazelemesi yapmak yeter.HEM TANRI'YA HEM MAMON'A H... Devamı

15 02 2009

Arşiv: AlsahBlog/NotDefteri 2007

AlsahBlog/NotDefteri• Arşiv26/6/2007: Erkek Politika Üzerine Tezler 21/6/2007: İşte CHP'nin Seçim Beyannamesi 21/6/2007: Fotoğraflarla Kadın19/6/2007: SEVINÇ ÇOKUM'LA SÖYLESI19/6/2007: ?ZINISIM ADNIKRAF NİNEKİLHET 19/6/2007: Değinmeler 2/ Ali ŞAHİN19/6/2007: Değinmeler/ 1 Ali ŞAHİN19/6/2007: Cide Festivali 2005- Rıfat Ilgaz Şiirinde Mizah Üzerine/ Ali NAZLI19/6/2007: Şiirler / Oyhan Hasan Bıldırki19/6/2007: Geçmişten Günümüze Taşköprü'de Basın (İnceleme Taslağı) / Ali ŞAHİN19/6/2007: "Şiirin Yazma"nın Güçlüğü Üzerine Bir Deneme/ Ali ŞAHİN19/6/2007: Çağdaş Türk Şiiri'ne Giriş 2/ Memet Fuat19/6/2007: O Analar, O Anılar, O Yıllar19/6/2007: İzmir'in İçinde Amerikan Neferi/ Şükran KURDAKUL19/6/2007: Tahir'le Zühre Meselesi / Nazım Hikmet19/6/2007: Yalçın Küçük... Deli mi dahi mi?/ Ayşe ARMAN / Kategori: Soylesi19/6/2007: BİRKAÇ SATIRDA 90 YIL: MİHRİ BELLİ18/6/2007: PARTİLER VE SEÇİM• Devletten Yaşar Kemal'e Zeytin Dalı• Söz büyüğün sus küçüğün / 1• Mahallede "Baskı"nın Kılıfı• Fakir Baykurt 10-12 Ekim 008'de Burdur'da Anılacak• İşkencenin Mizahı...Hasan Pulur / Olaylar ve İnsanlar• Yeni diziler edebiyattan ilham alacak • Ataol Behramoğlu - Cumartesi Yazıları• Sol siyasetçilerle kavgalı liberal solcu yazarlar• Alsah Blokları - "Ali Şahin'in Not Defteri" Arşivinden• CANSIZ HAYAL / ÖYKÜ / Fikri UZUN• Oral Çalışlar veda etti• Nazım Hikmet • Ne solcumuz solcu, ne de dincimiz dindar - Savaş Süzal• Şehrin yazarı • Çağdaş kadınların güçlü ülkesi • “YAŞAMA SEVİNCİNE BİN SELAM” / Kadir İNCESU• Serbest bırakırsanız türbansız öğrenci kalmaz • BEBEĞİM OLMASAYDIN EĞER• Doğumunun 140’ıncı Yılında Tevfik... Devamı

30 10 2008

Devletten Yaşar Kemal'e Zeytin Dalı

Devletten Yaşar Kemal'e zeytin dalıYAZDIR | YOLLA29/10/2008Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat ödülü 'Devleti affetmeyeceğim' diyen Yaşar Kemal'e verildi. Kemal, ödülü toplumsal barış için umut ışığı olarak görüyor. Diğer ödül kazanlar Turgut Cansever ve Alaeddin YavaşçaANKARA - 2008 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin, edebiyat dalında Yaşar Kemal’e, mimari dalında Turgut Cansever’e, müzik dalında ise Dr. Alaeddin Yavaşca’ya verildiği açıklandı. Her zaman muhalif kimliğiyle tanınan, devletle yıldızı pek barışmayan Yaşar Kemal'in ödülü kabul ettiği öğrenildi. Yaşar Kemal, "ödülün toplumsal barışa giden yolun açılmak üzere olduğunun bir işareti olarak" gördüğünü söyledi. Cumhurbaşkanlığı'nın duyurusundan sonra bir açıklama yapan Yaşar Kemal, “Bu ödülün bana verilmesini Türkiye’de siyasal duruşun, barış ve insan hakları mücadelesinin dışlanmaması konusunun ve toplumsal barışa giden yolun açılmak üzere olduğunun bir işareti olarak görmek istiyorum. Bu ödülün siyaset ve partilerüstü bir kurum olan Cumhurbaşkanlığı tarafından verilmesi bu açıdan ümidimi güçlendiriyor,” dedi. 1950 yılından beri, özgürlükçü tutumu nedeniyle defalarca yargılanan, hapse girip çıkan Yaşar Kemal, en son Kürt sorunu hakkında yazdığı 'Türkiye'nin Üzerindeki Kara Gökyüzü' başlıklı yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmış, cezası ertelenmişti.Yaşamı boyunca devletle başı derde giren aydınların da yanında yer alan yazar, Eşber Yağmurdereli'nin 1997'de hapse girmesi üzerine "Ölünceye kadar Türk devletini bağışlamayacağım," demişti.Turgut Cansever Türkiye'nin... Devamı

28 10 2008

Söz büyüğün sus küçüğün / 1

Söz büyüğün sus küçüğün / 1Çağdaş çocuk yazını geleneksel yaklaşımdan farklı olarak okuyucusunu önemsiyor, yüceltiyor, sorunlarını dile getiriyor, yetişkinlerle eşit hakları olan birey olarak kabul ediyor.Zehra İpşiroğlu Geleceğimizi nasıl tasarlıyoruz, çocuklarımıza nasıl bir yatırım yapıyoruz, yarınlara nasıl bir kuşak kazandırıyoruz? Bu dizide insan yetiştirme sanatına çocuk yayınları açısından bakarak temel eğilimleri ve sorunları çıkarmaya çalışacağım. Medya kültürünün ağırlık kazanmasıyla okuma kültüründen her ne kadar günden güne daha da uzaklaşıyorsak da çocuklar ve gençler için üretilen yayınlar hâlâ piyasa edebiyatının başını çekiyor. Özellikle büyük kentlerdeki okullarda sık sık kitap günleri, fuarlar açılıyor, çocuk yazarları davet ediliyor, çocuklarla yazma ve okuma atölye çalışmaları yapılıyor. Devlet okullarında bile çeşitli sivil kuruluşların desteği ile bu tür etkinliklere az çok yer veriliyor. TÜYAP Kitap Fuarlarında da çocuklara ve gençlere yönelik programlar ve etkinlikler son yıllarda giderek arttı. Gazetelerin de çoğu, çocuk ve gençlik edebiyatı tanıtımlarına geniş çapta yer veriyor. Bütün bu gelişmeler ilk bakışta çok sevindirici bile olsa nicelik/nitelik tartışmasını da beraberinde getiriyor.Çünkü belirleyici, çocuklarımıza ne sunduğumuz ve onlarla nasıl bir diyalog kurduğumuz, çocuk yayınlarının günümüzde dev bir örümcek ağı gibi her yeri kaplayan tüketim ve medya dünyasına karşı nasıl bir alternatif oluşturduğu. Günümüzde sanal-gerçek türlü imge ve görüntülerle güzel, çekici, heyecanlı, i&cce... Devamı

28 10 2008

Mahallede "Baskı"nın Kılıfı

Mahallede "baskı"nın kılıfı28/10/2008 10:08 Hükümet ve belediyeler toplumsal hayata dönük baskıcı uygulamalarına yeni bir kılıf buldular: "mahalle baskısı". Üniversitelerde "özgürlüğün savunucusu" olarak sunulan türbanlı kadınlar mahallelerde "baskı" için eylem yapıyor.soL (HABER MERKEZİ) AKP'li belediyelerin kamuya açık alanlarda içki içilmesini yasaklamak gibi toplumsal hayata dönük baskıcı uygulamalarının, son dönemde sıkça duyduğumuz "mahalle baskısı" terimiyle uygun kılıflara sokulmaya başlandığına tanık oluyoruz. "Muhafazakar uygulamalar"ı yerleştirmeye dönük "örgütlü" eylemler mahalle baskısı nitelendirmesiyle "vatandaş tepkisi" boyutuna indirgenmeye çalışılıyor. Bunun son örneği 25 Ekim'de Sakarya'da yaşandı. Sakarya'da Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan ve 2008 Nisan'ında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açılışını yaptığı Kent Park'ta çoğunluğunu türbanlı ve çarşaflı kadınların oluşturduğu "bir grup vatandaş", parktaki gençlerin davranışlarından rahatsız olduklarını belirterek protesto gösterisi yaptılar. Eylemde "mahallelinin" taşıdıkları pankartta "Aşk parkı değil aile parkı istiyoruz, Kent Park'taki ahlaksızlığa hayır" yazarken ellerinde de "Ey gençler namusunuzu koruyun. Zinaya yaklaşmayın. İyi bilin ki namusunu koruyana cennet vardır. Hadis- Şerif' yazılı dövizler vardı. Gençlerin parkta uygunsuz hareketlerde bulunduğunu iddia eden grup Büyükşehir Belediyesi yetkililerine seslenerek bu durum karşısında istenmeyen olayların yaşanabileceği uyarısında bulundu ve yetkililerden önlem almasını istedi. Bazı haber ajansları eylemi "Sakarya'nın Adapazarı ilçesinde yaptırılan Kent Park'ta gençlerin uygunsuz davranışlarda bulunması mahallelinin tepkisine sebep oldu" alt başlığıyla duyurdu. Belediyelerin daha önce de örne... Devamı

03 10 2008

Fakir Baykurt 10-12 Ekim 008'de Burdur'da Anılacak

9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri 10 - 12 Ekim günleri arasında, büyük yazarın memleketi Burdur'da gerçekleştirilecek. Büyük yazar, eğitimci ve örgütçü Fakir Baykurt (15 Haziran 1929, 11 Ekim 1999), "Fakir-Der" tarafından bu yıl dokuzuncusu düzenlenen "Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri" etkinliğiyle anılıyor. 10 - 12 Ekim günleri arasında gerçekleştirilecek etkinlikler, 10 Ekim Cuma günü saat 12.00'de basın açıklaması ve yürüyüşle başlayacak. Fakir-Der, 10 yıllık geçmişi bulunan ve 9 yıldır da ulusal boyutlu düzenlediği etkinliklerle, Burdur Akçaköylü Fakir Baykurt'un ulusal ve evrensel edebiyat dünyasında benimsenmiş eserlerini yerel, ulusal ve uluslararası ortamlarda paylaşmayı amaçlıyor. Fakir Baykurt anısına düzenlenen etkinliklerde eğitim dünyası, siyaset ve kültürle ilgili çeşitli paneller gerçekleştirilecek. Etkinlikler, 12 Ekim Pazar günü saat 21.00'de Burdur Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenecek Arif Sağ konseri ile sonlanacak. 10-11-12 Ekim 2008 - BURDUR 9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri Etkinlik Programı 10 Ekim 2008 Cuma 12.00 Basın Açıklaması İçin Toplanma 12.45 (Fakir Baykurt kavşağından Cumhuriyet Meydanına Yürüyüş ve Basın Bildirisinin Okunması) 13.00 Yard. Doç. Dr Nevin Güven Resim Sergisi (Valilik Resim Sergi Salonu) 17.30 MAKÜ KONGRE MERKEZİ Sinevizyon Fakir Baykurt Kimdir? Açılış Konuşması: A. Nejdet İlgün Dinleti Elmas Gün, Zeynep Gergin Konferans: Türkiye Nereye? (Eğitim) Konuşmacı: Prof. Dr. Mustafa Akaydın 11 Ekim 2008 Cumartesi 11.00 Panel Eğitim ve Kültürde Türkiye Nereden Nereye Savrulmakta Konuşmacılar: Zafer Gençaydın, Haluk Erdem, Oktay Köse Oturum Başkanı : Behsat Savaş (MAKÜ Konferans Salonu) 14.... Devamı

26 09 2008

İşkencenin Mizahı...Hasan Pulur / Olaylar ve İnsanlar

Hasan PulurOlaylar ve İnsanlarh.pulur@milliyet.com.trİşkencenin mizahı...26 Eylül Cuma 2008Arkadaşına gönder Sitene ekle Sayfayı yazdır İŞKENCE nedir?   İnsanın insana eziyetidir.  İşkenceci, bu eziyetleri devlet adına da yapabilir, çete adına da yapabilir, kendi adına da yapabilir.İşkence dayak atmaktır, falakaya yatırmaktır, Filistin askısına asmaktır, vücudun en hassas organlarına, cinsel organlarına elektrik vermektir, hatta işkencede uzmanlaşmış, tarihe geçmiş toplumlar bile vardır, “Çin işkencesi” gibi...Bu kadar mı?* * *TİYATRO ve sinema sanatçısı Nurseli İdiz’in Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra söylediklerini okudunuz.Çorap değiştirmek yasak, tuvalet kâğıdı yasak, dişini fırçalamak yok, çul üzerine yatacaksın, çamaşır değiştiremezsin, akla gelenler, gelmeyenler...Bir insanı en doğal ihtiyaçlarından mahrum bırakarak üç gün pis bir hücrede tutmak, işkencenin bir çeşidi değil de nedir?İlle dayak atmak, falakaya yatırmak, elektrik vermek midir işkence?Nurseli İdiz’in anlattıkları yalan mı, yanlış mı?O kadar dürüst ki, “Polisler, bana şöyle yaptılar, böyle davrandılar, manevi baskı yaptılar!” filan demiyor, polisler için “Naziktiler!” diyor.* * *ŞİMDİ bazıları diyecekler ki:“Gözaltına alınanlar beş yıldızlı otellerde mi ağırlansınlar?”Demagojiye gerek yok, tuvalet musluğundan su içirtmeyin yeter!* * *İŞKENCENİN türlüsü var, çeşidi var.RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın başına gelenler de bunlardan, bunlar da bir çeşit işkence değil mi?Adam “Deniz Feneri iddianamesinde adım geçmiyor!” diyor.“Hayır” diyorlar, “Saydık, 37 yerde geçiyor!” Adam, “Ben RTÜK Başkanı seçildikten sonr... Devamı

12 09 2008

Yeni diziler edebiyattan ilham alacak

Yeni diziler edebiyattan ilham alacakReşat Nuri Güntekin’in eserinden günümüze uyarlanan Yaprak Dökümü geçen sezonun en çok izlenen dizileri arasında yer aldı. Hal böyle olunca yapımcılar gözlerini edebi eserlere dikti. Yaprak Dökümü’nün yapımcısı ve Ay Yapım’ın sahibi Kerem Çatay, “Gelecek sezon daha az komedi dizisi olacak ama edebiyat uyarlamaları artacak” diyorYılların televizyon yöneticisi Ekrem Çatay’ın oğlu Kerem Çatay henüz 29 yaşında ama Digitürk’te yayın yapan Elmax ve Sinek kanallarının sahibi. Ayrıca Yaprak Dökümü dizisinin de yapım şirketi olan Ay Yapım kendisine ait. 5 yıldır yapımcılık da yapıyor. Bugüne kadar Büyükannenin Konağı, Bizim Konak, Çalınan Ceset, Kadın İsterse, Mars Kapıdan Baktırır, 24 Saat, Tombala, Kadın Severse ve Yaprak Dökümü dizilerinin yapımcılığını üstlendi. Gelecek sezon için ise kaçak bir aşk hikâyesi hazırlıyor. Kerem Çatay’la dizilerin sezonu kapattığı bu dönemde Ay Yapım’da buluştuk. Ekranda yazın gelmesiyle diziler azalsa da Ay Yapım’da yeni sezon için hummalı bir çalışma devam ediyor. Biz de bu çalışmanın ortasında hem Yaprak Dökümü’nün başarısını hem de gelecek sezonda neler izleyeceğimizi Çatay’a sorduk. Piyasadaki güçlü yapım şirketlerinin arasında tutunmayı nasıl başardınız?Büyük şirket, işini iyi yapmakla oluyor. Küçük dediğiniz bir şirket öyle bir dizi yapar ki bir anda büyür. 2002’den bu yana en ses getiren işim Kadın İsterse oldu. Şimdi de Yaprak Dökümü. Sonuçta yaptığım işlerle ben de büyüyorum. Ama sürekli televizyona iş yapan bir yapımcı olarak en çok dikkat ettiğim şey bir dizi iç... Devamı

12 09 2008

Ataol Behramoğlu - Cumartesi Yazıları

Ataol Behramoğlu   - Cumartesi YazılarıBir Gün Bir Genelkurmay Başkanı...Türkiye’de bir gün bir genelkurmay başkanının, diyelim ki görevini devralışı sırasında şöyle bir konuşma yaptığını varsayalım:“Ulus devletler dönemi sona ermiştir.Yaşamakta olduğumuz küreselleşme çağında ulus devletten söz etmek gericiliktir.Ekonomide, kültürde, bütün toplumsal alanlarda, ulus devlet kavramının daraltıcı sınırlarından kendimizi kurtarmalı, küreselleşme çağının gereklerini yerine getirmeliyiz.Bazı büyük devletlerin hâlâ ulusal nitelik taşıdıkları ileri sürülebilirse de, bu onların gelişimlerini tamamlamış olmamalarının sonucudur…Bizim gibi henüz gelişmekte olan ülkelerin ulusallık iddiasında bulunmaları ise, gelişimlerinin önünde engel oluşturur…Bu nedenlerle ulusal sanayi, ulusal tarım, ulusal kültür vb. türünden her türlü kavramı artık geride bırakmalı, küreselleşmenin engin ufuklarına açılmalıyız…”Vb…*** *** ***Aynı genelkurmay başkanının, konuşmasını şu sözlerle sürdürdüğünü varsayalım:“İçinde bulunduğumuz küreselleşme ve post-modernleşme çağında üniter devlet kavramının savunuculuğunu yapmak da bir başka gericiliktir.Günümüzde devlet kavramını şirket kavramından ayrı düşünmemeliyiz.En büyük özgürlük bireysel özgürlük olduğuna göre, bir araya gelen bireyler herhangi bir ortak özellikleri bağlamında istedikleri toplumsal birliği oluşturabilirler…Böyle oluşumların ulusal devlet kavramıyla da herhangi bir çelişkisi söz konusu değildir…Devleti, küçük küçük şirketlerin oluşturduğu büyük bir şirket olarak düşünün…Bu şirketler to... Devamı

08 09 2008

Sol siyasetçilerle kavgalı liberal solcu yazarlar

 Sol siyasetçilerle kavgalı liberal solcu yazarlar RADİKAL 2 / 31/08/200870’li yıllar, karalama dozu doruğa ulaşmış “ortanın solu, Moskova yolu’’ propagandası karşısında, kendi sol duruşumuzu açıklığa kavuşturmakla geçen yıllar oldu. Sosyal demokratlar ve daha solda yer alanlar dışarının değil içerinin sesi olduklarını ispat yükünü taşıyageldiler. Şimdi soldan bir grup aydın, sesimizi pek yerli buldukları iddiasıyla CHP’ye karşı hücuma geçmiş bulunuyorlar.Liberal sol aydınlar olarak anılan bu grup ile solda siyaset yapanların tartışması son günlerde gündemin üst sıralarını işgal ediyor. Tartışmanın tarafı olduğu iddiasındaki liberal sol aydınlar herhangi bir sol partide yoklar, herhangi bir sol siyasi örgütlenmede yoklar, sadece basında varlar. Bu nasıl oluyor diye pek sormayınca, karşıda kimi temsil ettiğini bilemediğimiz, kendi yetki ve sorumluluk alanlarını kendilerinin belirlediği, yıllarca sadece aynı tarz polemik üzerinden hayatta kalan bir ekiple siyaset tartışıyor olmak gibi garip bir duruma düşüyoruz... Ucundan bucağından bile tutamayacağınız tespit benzeri ifadeleriyle gündemde yeralmaya devam edebiliyorlar. Kendilerince toplum adına, halk adına ne doğruysa bir köşe yazısında durumu aydınlığa kavuşturabiliyorlar. Onların gözünde CHP’nin yedi milyonu aşan oy alması, CHP’nin herhangi bir temsil kapasitesine sahip olduğu anlamına gelmiyor. Ağızlarını açtıklarında kullandıkları toplum, halk vb. ifadeler seçmen kitlesinin yüzde 21’ini oluşturan bu kesimi kapsamıyor. Bu 7,5 milyon insanı CHP sanki başka ülkelerden oy versin diye getirmiş gibi bir havada konuşabiliyorlar. Oysa halk arasında, CHP’ye oy veren bu yüzde 21’e de halk deniyor. Siyaset belirlemeKendinden menkul yetki ve sorumluluk alanı belirleme siyasetinin neredeyse demirbaşı haline gel... Devamı