26 03 2012

Şair Şükran Kurdakul, 80 yaşında… HİKMET ALTINKAYNAK

Şükran Kurdakul
15-16 yaşlarında şiire tutundu. Bir daha da onu bırakmadı
Şair Şükran Kurdakul, 80 yaşında… HİKMET ALTINKAYNAK

Edebiyat dünyasının şövalyelerinden, 1940 Kuşağı şairlerinin en genci Şükran Kurdakul’un (23 Mart 1927-15 Aralık 2004) 80. yaş gününü, aramızdan ayrılışının 3. yılında özlemle kutlarken, doğaldır ki, yine bu kuşağın en gençlerinden Attila İlhan’ın ’40 Kuşağı için tanımladığı “Fedailer mangası” sözünü anımsatmadan geçemiyorum. Bu şairlerimizin anıları önünde saygıyla eğiliyorum.

Şükran Kurdakul, 15-16 yaşlarında şiire tutundu. Bir daha da onu bırakmadı. Bu tutunma zamanla tutkuya dönüştü. Uğruna hapislerde de yattı, ulaşılmaz mutluluklar da yaşadı. Ne okul düşündü, ne kariyer… İzmir Karşıyaka Lisesi’nde öğrenciydi, ünlü 142. maddeye aykırı davranmaktan tutuklandı. Tutukluluğu 4,5 ay sürdü. Serbest kalınca da okuldan çıkarıldı. Okula dönmeyi istememiş olacak ki, o, Attila İlhan gibi, dava açıp öğrenim hakkını kazanma yoluna gitmedi. Çalışma hayatına atıldı.

Önce İzmir Belediyesi’nde daktiloluk (1946), ardından İstanbul´da Ziraat Bankası Bahçekapı şubesinde depo ve muhasebe memurluğu yaptı (1951-1953). Bu yıllarda da bu kez 141. maddeye aykırı eylemde bulunma savıyla 2 yıl tutuklu kaldı. Ama bu kez yargılandığı davasını Askeri Yargıtay’a götürüp aklandı. Cezaevi’nden çıkınca (Eylül 1955), Tan, Yeni Gazete, Varlık Yayınevi’nde düzelti işlerinde çalıştı. Rüknettin Resuloğlu´nun sahibi olduğu Yelken (ilk sayı: şubat 1957) dergisini yönetti (1958-1962), kendi de Ataç (15 Mayıs 1962 - 1 Ekim 1964, üç yıl, 30 sayı) ve Eylem (Mart 1964 - 15 Mayıs 1966, 34 sayı) dergilerini çıkardı.

Öte yandan şiir tutkusunu Fikirler, Çığır, Kovan, Genç Nesil, Kaynak, İstanbul, (yönetimine katıldığı) Yeryüzü, Beraber, Yelken, Ataç, Yön, Eylem, Ant, Vatan, Akşam, Yeni Edebiyat, Yeni Ufuklar, Yeni Dergi, Yeni Gazete, Yansıma, Cumhuriyet, Milliyet-Sanat, Çağdaş Eleştiri, Yazko Edebiyat, Bilim ve Sanat, Yeni Düşün dergi ve gazetelerinde çıkan şiir, yazı ve öyküleriyle sürdürdü, adını duyurdu.

Şükran Kurdakul bir edebiyat ve eylem adamıydı. Şiirin yanına öyküyü, öykünün yanına incelemeyi, incelemenin yanına eleştiriyi, denemeyi, edebiyat tarihçiliğini ve Cumhuriyet yazarlığını koydu. Ama daha çok şairdi. En çok “1940 Kuşağı Şairi” olarak tanımlandı. Çünkü ona düşünce ve eylem adamı yolunu açan şiirdi. Şiiri başlangıç yıllarında kendi dünyasını ortaya koysa da daha sonra toplumu, toplumcu ve gerçekçi bir duyarlılıkta yansıttı. Şiirini toplum için yazdı. Toplum için rahatı bıraktı.

Kurdakul’un gençlik duyarlıkları kitaplaştı “Tomurcuk” (1943) oldu. Bunlar hece ölçüsüne bağlı kalarak gençlik deneyimlerinin işlendiği şiirlerdi. Ardından gelen “Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri”nde (1944) ise, ölçü dışına kayma eğilimleri öne geçti. Çevreyi, yaşam sevgisini ve insanları anlattı. Kendinin de belirttiği gibi, Yeryüzü (1951-1952) ve Beraber (1952-1953) dergilerinde çıkan şiirlerinde ulusal kurtuluş ve sömürü temalarını ele aldı. 1943-1953 yıllarında çeşitli dergilerde yayımlanmış şiirlerinden sonra toplumcu gerçekçi sanata yöneldi. Ve toplumcu gerçekçi sanat anlayışını hiçbir zaman terk etmedi.

Onun için yayımlanan Öner Yağcı’nın “Şükran Kurdakul” (1994) adlı incelemesi ile 2000 Tüyap İstanbul Kitap Fuarı tarafından Onur Yazarı seçilmesi nedeniyle Alpay Kabacalı’nın hazırladığı “Coşkunun ve Direncin Şairi Şükran Kurdakul” (2000) adlı kitabı bulunuyor.

Onu her türlü sömürüye savaş açan toplumcu gerçekçi bir şair, Cumhuriyetçi bir aydın olarak, okurları her zaman sevgi ve saygıyla anacak, sevecek, aramızda olmasa da yaş gününü kutlayacaktır. Çünkü o, demokrasi için verdiği savaşımla, ortaya koyduğu seçkin yapıtlarıyla hep yaşayacaktır. Aşağıya aldığım şiiri sanki bugünler için yazmış gibi. Yıllar eskitemedi şiirlerini ve unutturamadı da... Nice yıllara Şükran Kurdakul…Nice 80 yıllara…

(Cumhuriyet, 13 Mart 2007)

 ŞİİRLERİNDEN BİRKAÇ ÖRNEK:

TÜRKİYE´M NEREYE GÖTÜRÜYORLAR SENİ

Darda kaldık seferberlikte gibi
Baka kaldık gidenlerin ardından
Ekmeğin şiirini yitirdi ortalık
Türkiye’m nereye götürüyorlar seni

Sözüm var çileler tezgâhında güçlenir
En gencimizin dudaklarında seslenen
Yaralı anaların yediveren gülü
Türkiye’m nereye götürüyorlar seni

Karanlığın gizinde milyonla yürek
Aç kapıyı zındancıbaşı…
Bana soru gerek, yanıt gerek
Türkiye’m nereye götürüyorlar seni.

 
ŞİİRLER

Çilesine yandığım güzelliklerin
Kıyasıya yarıştığı bu yerde
Düşen benim gölgemdi
Arayan bendim, tezgâhında gecelerin
Düşe kalka, güle ağlaya

Şiirler ki uğruna buralara gelmişiz de
Nasıl yiter, nasıl kalır elimizde.

Yaşarım, direnç nedir, yiğitlik nedir
Hangi tren kayar gider raylardan
Ben neler görmeye başlarım
Duyarlığım nasıl gelişir
Aynama ışıklar yağdığı zaman
Yaşarım, direnç nedir, yiğitlik nedir.

Şiirler ki, umar bulur geleceği düşleriz de
Kimi yiter, kimi kalır elimizde.

Dizeler güzeliyle birlikte gelir
Anamın yemenisindeki süs çiçeği
Gelinlik kızların sandığında çeyiz
Küçücükten kulağıma söylenmiş masal
Gücümün bordasına vuran deniz
Dizeler güzeliyle birlikte gelir.

Şiirler ki uğruna hapislere düşeriz de
Hangisi yiter, hangisi kalır elimizde.

 
AĞIT DEĞİL

Gücünüz varsa sizin
Sözcüğü tutuklayın.
Öğrenci, kitap, Türkçe
En güzel kavramı dilimin
Özgürlüğü tutuklayın.

Ben ki düşünüyorum
Var olduğumdan beri
Silahlar bana dönük
Savaşlar sizin için
Gücünüz varsa artık
Usumu tutuklayın.

Açtı kendini, bir bayrak gibi işte
Ölümün üzerinde Hasan Tahsin...
Bu silah başka silah
Bu ölüm başka ölüm
Gücünüz varsa sizin
Ölümü tutuklayın.

 
HEYBE

Doğumu Antalya´dan getirdim,
Yenikapı´nın bilmediğim bir evinden..
Binbaşım yeni gelmiş cepheden,
Anam en güzel yaşında.

Çocukluğu Topkapı´da getirdim,
Tarhana çorbası kokar.
Bir gecesini görsem yetimliğin aynasında
Anıları durdurmak gelir içimden.

İlk gençliği İzmir´den getirdim,
Özgürlük sözcüğü yetmez anlatmaya...
Nasıl sığmış avuçlarıma koca dünya,
Kitabın biri insan, biri ben.

Denizli´den getirdiğim
Mahpushane işi bir fotoğraf..
Kayar gider belleğimden,
Ne kadar yattım, ne zaman çıktım, ne zaman girdim?

Balıkesir´den yüz köyün adamını getirdim
Gözleri hüzün çiçekleridir
Kimi kuşkuyla bakar yüzüme,
Kimi kardeş bilir beni.

Kadıköy´den kimi getirdim bilirsiniz,
Yılların eskimeyen şiiri..
Yeni çağlara birlikte yürüdüğüm,
Bilmediğim çağlardan gelen.

 

(Şükran Kurdakul/Seçme Şiirler, Adam Yayınları, İstanbul 2000)

 

177
0
0
Yorum Yaz