Politika

20/2/2009 · Kategori: Inceleme

Politika

Politika

Eğitim-Sen önceki gece birçok yerde meşalelerle yürüyerek, davayı protesto etti. Adana Eğitim-Sen üyeleri de eyleme destek verdi. FOTOĞRAF: OBEN KIRDÖK/DHA


Eğitim-Sen kapanmıyor

Ankara 2. İş Mahkemesi, tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu için Eğitim-Sen'in kapatılmasına ikinci kez karşı çıktı. Mahkemenin ilk kararı, Yargıtay tarafından Eğitim-Sen aleyhine bozulmuştu

RADİKAL - ANKARA - Ankara 2. İş Mahkemesi, tüzüğünde anadilde eğitimi savunduğu için dava açılan Eğitim-Sen'in kapatılması istemini yine kabul etmedi. İlk davada da istemi reddeden mahkemenin kararı Yargıtay'da bozulmuş, bunun üzerine dava yeniden aynı mahkemede görülmeye başlanmıştı.
Dünkü karar duruşmasına Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer ve sendika yöneticileriyle çok sayıda avukat katıldı. Sendika avukatları, mahkemenin ilk kararında direnmesini istedi. Yargıç Kudret Kurt davanın reddine karar verildiğini açıkladı.

'Bu hukukun üstünlüğü'
KESK Başkanı Sami Evren ve Eğitim-Sen Başkanı Alaaddin Dinçer, duruşma sonrası kararı değerlendirdi. Davayı 'bilimsel ve demokratik eğitimle herkesin kendisini ifade edebilmesinin davası' olarak niteleyen Evren, "Mahkemenin ilk kararında direnmesiyle hukukun üstünlüğü teyit edildi. Davanın büyütülmesi ve farklı kültür ve kimliklerin rencide edilmesi doğru değildi" dedi. Dinçer ise mahkemenin, Türkiye'deki 12 Eylül hukuku ve yasalarını aşan, örgütlenme alanının demokratikleşmesinin önünü açan bir karar verdiğini söyledi. Dinçer, "Ankara 2. İş Mahkemesi, 15 Eylül'de söylediklerini teyit etti. Ankara'da yargıçların da olduğunu ortaya koydu. Kararla demokrasi mücadelesi ivmesinin yükseleceği yeni bir dönem başladı" diye konuştu.
Eğitim-Sen Genel Başkanı Dinçer, hükümeti de şöyle suçladı: "Hükümet hâlâ susuyor. Sayın yargıç kadar da mı yürekleri yok? Yeri geldiği zaman demokrasi havariliğini kimseye bırakmıyorlar."
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ilk kararında direnen yerel mahkemenin kararını temyiz ederse, dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gidecek. Dosya temyiz edilmezse, karar kesinleşecek.

Dava nasıl başladı?
Dava süreci, Genelkurmay Başkanlığı'nın, Eğitim-Sen tüzüğünün, sendikanın kapatılmasına gerekçe oluşturacağı yönündeki yazıyı Çalışma Bakanlığı'na göndermesiyle başladı. Bakanlık, sendikanın kapatılması yönünde valiliğe görüş iletti. Valilik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı suç duyurusunda bulundu. Savcılık, 10 Haziran 2004'te iddianameyi tamamladı. Dava 13 Temmuz 2004'te başladı. Dava, Ankara 2. İş Mahkemesi'nde görüldü ve mahkeme, ilk kararında kapatılma istemini reddetti. Bunun üzerine dosya Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'ne gitti. Hukuk Dairesi, kararı 'sendikanın kapatılması' yönünde bozdu.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=144347

EĞİTİMCİLERİMİZDEN...

image_140_.jpg

resimlerim_010_.jpg

nur_en_g_r_en.jpg

Nurşen GÖRŞEN Online Resim Sergisi/yağlıboya

******************************


EVRENSEL YASA ÜZERİNE TASARIMSAL ETÜTLER

... İzmir'e kadar uzanıp bu resim öğretmenimizin sergisini gezmeye var mısınız benimle... Hadi TIKLAYIN öyleyse...

54.jpg

__rencilerimle.jpg

nur_en_g_r_en-_zmir.jpg

291361511838.jpg

ÇORUM ÖĞRETMENOKULU 1970 VE ANKARA GÜ- TÜRKÇE 1978 (MEKTUPLA ÖĞRETİM 06 ŞUBE) MEZUNLARI İLE İLETİŞİM KURMAK İSTİYORUM. // E- posta: alisahin37@hotmail.com// Kastamonu- Taşköprü

"ANKARA GÜ- TÜRKÇE 1978 (MEKTUPLA ÖĞRETİM 06
-------------------------------------------------------
ŞUBE)den:
-----------

"Bekir Koçak

Seni Ağlamak
Sevgili Adnan Yücel'in anısına,

teneke damlarında altındağı'nın
pas kokar is kokar şarap kokardı
kaçamak takılırdı o zaman gecelere
tek sözcükte aranırdı kurtluş/nerdesin
savrulan rüzgardı saçların
bulutsuz gürlerdi sesin

AŞTIM YAĞMURU SELİ
BAHAR SANDIM KARA DÜŞTÜM

acının resmini basarken gazeteler
gözlerin dostluğun saklandığı yerdi
yıba çarşısında 'ayko'da
taylan türküleri çalıp söylerdin
külüne düşman kesilirdi ateş
bir elin hasan hüseyin'de
özgen'deydi bir elin

YOLA VURDUM SENİ ERKEN
YOL UZADI ZORA DÜŞTÜM

kapılar şimdi kapandı işte
yokluğuna dayanılmaz
sensiz nasıl gidilir uzaklara
'acıya kurşun işlemez' belki
bir temmuz sabahında kanadı yara

UÇUP GİTTİN GÜN YURDUNA
TURUNCUDAN MORA DÜŞTÜM

ozan sözü doğrudur elbet
nasılsa olacak bir gün
'yeryüzü aşkın yüzü'
çaresizliğin imgeleri düşecek dillerden
kolay düşmeyecek balıklar ağa
sırrına meydan okunacak zamanın
sevgin işlenecek doğaya
çökecek 'saraylar saltanatlar'
neresinde olursa olsun dünyanın
Bekir Koçak

Utancın Güzelliği Yok

karasız insanlar dünyasındayız
geç kalmış ihbarlar sürülen izde
sen ben çoğalan giz derken
vurdumduymaz sorular bize kalan
zorlanan korku zamansız telaş
yanıtlara öncelik yok nedense
bir masalın lacivert sularına
güzellikleri taşıdı nabzın
unutkan bir şiirin ağına isyan
gözleri tanıdık bizimle yaşıt
akranı kalmamış göçebe tutkular
yabancısı değilse bu masal bu dağın
nasıl varmışız niye varmışız bilmeden
sözcükler ülkesine yorgun argın
durulmuş bir öfkeydi sendeki
yaşlı ya da kimsesiz
bir de yüzün vardı tanış
çıkarsız dostluğa değer veren
gençliği bıçaklanmış kasırgalar vardı
yaşam hükmeden yörüngede
kangren akşamlara tanık
toz pembe hücrelerde tek başına
büyüdükçe büyüdü kahrolası yalnızlık
devri âlem bir dünya
almış yürümüş densizlik
ne insanlar gelip geçti dili zehir/dili bal
ah çeken yenik sayıldı
ürkek yanımıza vurup geçti fırtınalar
hayali yarım kalan kesik kol
bedensiz iki büklüm
toprağa belenmiş/acıya döl olmuş türküm
geç kalmaya gelmez
ölümün sesini gizliyor perdeler
ellerim seyiriyor ben yokum
kimliği sensin seni arayan sesin
kan bağlamış kemendine çakallar
çoğalmış çağrılara kurulan pusu
üzgünüm utancın güzelliği yok
hava gibi su gibi doğrusu

Bekir Koçak / Damar Dergisi Ekim 2000 sayısı
http://www.adanasanat.com/siir2000/bekir_kocak.htm


ESER SAHİBİ OLAN YAZARLARIMIZ

31. Bekir KOÇAK Gizemi Temmuzda Saklı
72. Bekir KOÇAK Özgürlüğün Elleri
http://www.yozgat.gov.tr/yozgat.php?sayfa=k_5
TÜRKİYE SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ
YETER Kİ TEMMUZ OLMASIN / Bekir KOÇAK.
www.tsip1974.com/ - 103k - 21 Temmuz 2005 -

Utancın Güzelliği Yok/ Bekir Koçak

Utancın Güzelliği Yok

karasız insanlar dünyasındayız
geç kalmış ihbarlar sürülen izde
sen ben çoğalan giz derken
vurdumduymaz sorular bize kalan
zorlanan korku zamansız telaş
yanıtlara öncelik yok nedense

bir masalın lacivert sularına
güzellikleri taşıdı nabzın
unutkan bir şiirin ağına isyan
gözleri tanıdık bizimle yaşıt
akranı kalmamış göçebe tutkular
yabancısı değilse bu masal bu dağın
nasıl varmışız niye varmışız bilmeden
sözcükler ülkesine yorgun argın

durulmuş bir öfkeydi sendeki
yaşlı ya da kimsesiz
bir de yüzün vardı tanış
çıkarsız dostluğa değer veren

gençliği bıçaklanmış kasırgalar vardı
yaşam hükmeden yörüngede
kangren akşamlara tanık
toz pembe hücrelerde tek başına
büyüdükçe büyüdü kahrolası yalnızlık

devri âlem bir dünya
almış yürümüş densizlik
ne insanlar gelip geçti dili zehir/dili bal
ah çeken yenik sayıldı
ürkek yanımıza vurup geçti fırtınalar
hayali yarım kalan kesik kol
bedensiz iki büklüm
toprağa belenmiş/acıya döl olmuş türküm

geç kalmaya gelmez
ölümün sesini gizliyor perdeler
ellerim seyiriyor ben yokum
kimliği sensin seni arayan sesin
kan bağlamış kemendine çakallar
çoğalmış çağrılara kurulan pusu
üzgünüm utancın güzelliği yok
hava gibi su gibi doğrusu

Bekir Koçak / Damar Dergisi Ekim 2000 sayısı

KASTAMONU'dan

alsah_devr_019.jpg

BELEDİYE BAŞKANI ELEKTRİKLİ BATTANİYE KURBANI...
_____________________________________________________

DEVREKANİ İLÇESİ'NİN ESKİ BELEDİYE BAŞKANI TÜRKMEN, YATAĞINDAKİ ELEKTRİKLİ BATTANİYENİN ALEV ALMASI SONUCU ÇIKAN DUMANDAN ZEHİRLENEREK YAŞAMINI YİTİRDİ
_____________________________________________________

Kastamonu'nun Devrekani İlçesi'nin eski belediye başkanı Cemal Türkmen (68), yatağındaki elektrikli battaniyenin alev alması sonucu çıkan dumandan zehirlenerek, öldü. Alınan bilgiye göre, Devrekani İlçesi'ndeki evinde tek başına yaşayan eski belediye başkanı ve emekli milli eğitim müfettişi Cemal Türkmen (*), yatağını ısıtmak için elektrikli battaniyesini fişe taktı. Bir süre sonra alev alan battaniyeyi suyla söndürmek isteyen Türkmen, çıkan dumandan zehirlenerek, yaşamını yitirdi. Türkmen ile yanından hiç ayırmadığı iki köpeğinin de dumandan zehirlenerek öldüğü bildirildi. Türkmen, 1977-1980 yılları arasında Devrekani Belediye Başkanlığı görevinde bulunmuştu. (Kastamonu Postası'ndan)
_____________________________________________________

(*) Cemal TÜRKMEN: 1926'da Taşköprü (Kastamonu) Aşağışehirören Köyünde doğdu. İlkokula 3 yıllık Yukarışehirören Köyünde başladı. Bu okulu bitirince bir süre Taşköprü Yatılı Okulunda öğrenimini sürdürdü. İlköğretimini Gölköyde tamamladı.1944'te Gölköy Enstitüsünü; 1947'de de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünü bitirdi.

Gezici başöğretmen olarak Devrekani'de göreve başladı.Ardından bu ilçenin Sabuncular Köyü öğretmenliğine atandı. Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirdiğinden "sakıncalı" görülerek ilkokul öğretmenliğinde tutuldu. Yine Devrekani'nin Mütevelli Köyü, Çayırcık Mahallesi, Kadirbey ilkokulu ve ve Merkez iİlkokullarında çalıştı.

7135 sayılı yasa ile ilköğretim müfettişi oldu. 1959'da Yozgat'a sürüldü. Sonra Kastamonu'ya dönerek 1971'e dek bu görevde çalıştı. 1971'de resim-iş öğretmeni olarak Sinop'un Gerze Lisesine sürüldü. İki yıl sonra Kastamonu'ya döndü ve 1977'de emekli oldu.

Emekli olduktan 3 ay sonra Devrekani Belediye Başkanlığına seçildi.Bu görevi 12 Eylül'e dek (1980) sürdü. SHP Devrekani İlçe Kurucusu oldu ve bu partinin ilçe başkanlığını yaptı. Daha sonra 2000'de ADD Devrekani Şubesini kurdu ve Kurucu Başkanı oldu. 2004'te yaşamını yitirdi.
_____________________________________________________

GÖL MEZUNLARI HASRET GİDERDİ

3917.jpg

Göl Köy Enstitüsü, Öğretmen Okulu, Öğretmen Lisesi ve Anadolu Öğretmen Lisesi mezunları Cumartesi ve Pazar günleri ilimizde buluşarak hasret giderdiler. 200'e yakın mezunun bir araya geldiği buluşma günlerinin ilk gününde Atatürk ve Şehit Şerife Bacı Anıtına çelenk konulması törenini ardından Göl Anadolu Öğretmen Lisesi binasını gezdiler. Burada verilen çeşitli ikramlar sonrası eski Göl Köy Enstitüsünün bulunduğu bugünkü Jandarma Acemi Birliği ziyaret edildi ve ardından Meslek Yüksek Okulu konferans salonundaki panele geçildi. "Gölköy'ün dünden bugüne eğitim tarihindeki önemi ve kazandırdıkları" konulu Panel'i Prof.Dr.Bahri Gökçebay yönetirken, Prof. Dr. İsa Eşme ve Sinop Eski Milli Eğitim Müdürü Fikri Yavuz konuşmacı olarak katıldılar.

GÖLKÖYLÜLER BULUŞUYOR

Göl Köy Enstitüsü, Göl Öğretmen Okulu, Göl öğretmen Lisesi ve Göl Anadolu Öğretmen Lisesi mezunlarını bir araya getiren geleneksel "Buluşma Günü" hafta sonunda (25-26 Haziran 2005) yapılıyor. Kastamonu, Sinop, Karabük, Zonguldak ve Bartın'dan 300'e yakın mezun, yarın başlayacak etkinlikte bir araya gelecek. Bu mezunlar arasında iki ünlü bilim adamımız da yer alacak. Aynı zamanda YÖK üyesi de olan Galatasaray Üniversitesi'nden Prof, Dr. Necmi Yüzbaşıoğlu ve Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İsa Eşme hem arkadaşlarıyla hasret giderecek, hem de düzenlenecek olan panele konuşmacı olarak katılacaklar. "Gölköylüler Buluşma Günleri" yarın Öğretmenevi'nde toplanma ile başlayıp, Atatürk Anıtı'na çelenk konulması ile sürecek. Mezunlar buradan, geçmişte okullarının bulunduğu Gölköy Jandarma Taburu'na geçecekler. Öğleden sonra ise, Meslek Yüksekokulu konferans salonunda, "Gölköy'ün Dünden Bugüne Eğitim Tarihindeki önemi ve Kazandırdıkları" konulu panel gerçekleştirilecek. Mezunlar, akşam da MYO'nun sosyal tesislerinde verilecek müzikli yemekte bir araya gelecekler. Etkinlik pazar günü şehirdeki tarihi turistik yerlerin gezilmesiyle son bulacak.

Kastamonu Gazetesi


KIRMIZI IŞIKTA BEKLERKEN İNTİHAR ETTİ

KASTAMONU'NUN DEVREKANİ İLÇESİ'NDEKİ İMAM HATİP LİSESİ MÜDÜR YARDIMCISI, OTOMOBİLİNDE TABANCAYLA İNTİHAR ETTİ

Kastamonu'nun Devrekani İlçesi'ndeki İmam Hatip Lisesi'nde müdür yardımcısı olarak görev yapan Ahmet Yiğitbaş (34), otomobilinde tabancayla intihar etti. Eşi Ayfer Yiğitbaş ile bir yakınını ziyaret etmek için Kastamonu Devlet Hastanesi'ne giden Ahmet Yiğitbaş, ziyaret saatini beklemek için 37 DD 636 plakalı otomobiliyle şehir merkezinde dolaşmaya başladı. Ahmet Yiğitbaş, Taşköprü Kavşağı'ndaki ışıklara geldiğinde, henüz belirlenemeyen nedenle, eşinin yanında tabancasını başına doğrultarak ateş etti. Ağır yaralanan ve yoldan geçen vatandaşlar tarafından Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Ahmet Yiğitbaş, tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü öğrenildi.


İNTİHAR EDEN ÖĞRETMENE ÖDÜL...

KASTAMONU'NUN DEVREKANİ İLÇESİ'NDEKİ, İMAM HATİP LİSESİ'NDE GÖREV YAPAN VE 17 KASIM'DA OTOMOBİLİNDE TABANCAYLA İNTİHAR EDEN YİĞİTBAŞ'A İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ'NCE MAAŞ ÖDÜLÜ VERİLDİ

Kastamonu'nun Devrekani İlçesi'nde,İmam Hatip Lisesi'nde müdür yardımcısı olarak görev yapan ve 17 Kasım'da otomobilinde tabancayla intihar eden Ahmet Yiğitbaş'a (34) Milli Eğitim Müdürlüğü'nce yaptığı başarılı çalışmalar dolayısıyla maaş ödülü verildi.
Devrekani İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 24 Kasım Öğretmenler Günü öncesinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne Ahmet Yiğitbaş'ın maaşla ödüllendirilmesi konusunda teklifte bulundu, müdürlük de bu teklifi onayladı.
Ahmet Yiğitbaş, 17 Kasım'da, eşi Ayfer Yiğitbaş ile birlikte bir yakınını ziyaret etmek için Kastamonu Devlet Hastanesi'ne gitmiş, ziyaret saatini beklerken otomobiliyle şehir içinde dolaşmaya başlamıştı. Taşköprü Kavşağı'ndaki ışıklarda henüz belirlenemeyen nedenle, eşinin yanında tabancasını başına doğrultarak ateş eden Ahmet öğretmen, yoldan geçen vatandaşlar tarafından kaldırıldığı Devlet Hastanesi'nde tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamıştı.
Devrekani İmam Hatip Lisesi'nde çok başarılı bir öğretmen olduğu okul yönetimi, öğrenci ve veliler tarafından çok sevildiği öğrenilen Ahmet Yiğitbaş'a verilen maaş ödülünü ailesinin alacağı öğrenildi.

Not: Konuyla ilgili haber linki
http://www.kastamonupostasi.com

Türkiye'de evlere kitap girmiyor

(ANKA) Türkiye'deki evlerin yüzde 40'ında 10'dan daha az kitap bulunuyor. 100'den fazla kitabı olan hane sayısı yüzde 5'lerde kalıyor. Anne ve babaların sadece yüzde 22'si okul öncesi çocuklarıyla kitap okuyor, yüzde 25'i hiç okumuyor, yüzde 53'ü ise bunu ara sıra yapıyor. Uluslararası Eğitim Başarıları Değerlendirme Kuruluşu'nun (IEA) yaptığı ankette, Türk halkının kitapla arasının iyi olmadığını ortaya koydu.
Türkiye'deki evlerin yüzde 40'nda 10 ya da daha az sayıda kitap bulunyor. 100'ün üzerinde kitap bulunan evlerin oranı ise ancak yüzde 5'lerde kalıyor.

Uluslararası Eğitim Başarıları Değerlendirme Kuruluşu, 2001 yılında Okuma Becerilerinde Gelişim Projesi (PIRLS) kapsamında Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 34 ülkede, evlerdeki kitap sayısına ilişkin bir anket yaptı. Sonuçları 2003 yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na sunulan Proje kapsamında, Türkiye'de 62 ilde seçkisiz yöntemle belirlenen 154 ilköğretim okulundan toplam 5 bin 390 öğrenci, veli, öğretmen ve müdürlere görüşüldü.

Bu ankete göre Türkiye'de 10 ve daha az kitap bulunan evlerin oranı yüzde 40, 11-25 arası kitabı olan ev oranı yüzde 28, 26-100 arası kitabı olan evler yüzde 23 düzeyinde bulunuyor. 101-200 arası kitabı olan evler yüzde 5 ve 200'den fazla kitabı olan evlerin oranı da yüzde 5 olarak belirlendi.
Türkiye, evlerdeki kitap sayısında anket kapsamındaki tüm ülkelerin ortalamasının altında kaldı. 34 ülke ortalamasında 10'dan az kitabı olan evlerin oranı yüzde 16, 101'den fazla kitabı olan ev oranı da yüzde 15 olarak belirlendi.
Türkiye'deki velilerin yüzde yüzde 2'si üniversite mezunu olduğunu, evlerinden 100'den fazla kitap, 25'den fazla çocuk kitabı bulunduğunu dile getirdi. Yine aynı ankette, yüzde 41 oranındaki evde ise 25'den az kitap, 25'den az çocuk kitabı olduğu ve velilerin ortaöğretim ve daha alt düzeyde eğitim aldığı görüldü. Uluslararası düzeyde ise velilerin yüzde 13'ü üniversite mezunu, ve evlerde 100'den fazla kitap, 25 den fazla çocuk kitabı bulunuyor, kitap sayısı 100'ün altında ve çocuk kitaplarının 25'in altında olduğu evlerin oranı da yüzde 13'te kalıyor.
Anne ve babaların ilköğretime başlamadan önce çocuklarıyla okuma ve yazma faaliyetlerine ilişkin sorulan sorulara, katılımcıların yüzde 35'i bunu "az", yüzde 39'u "orta" ve yüzde 26'sı ise "çok" iyi derecede yaptıklarını söyledi. Aynı soruya uluslararası düzeyde, yüzde 13 oranında az, yüzde 35 oranında orta ve yüzde 52 oranında çok iyi yanıtı verildi.
Radikal; Kültür Sanat / Kitap
Son Güncelleme 11:24
22.10.2004

Çağdaş Eğitim

Türk milli eğitiminin genel amacı, Türk ulusunun tüm bireylerini, Atatürk ilke ve devrimlerine ve Anayasa'da anlatımını bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Anayasa'nın başlangıcında belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları yaşamında uygulayan yurttaşlar olarak yetiştirmektir.

Çağdaş yönetim anlayışında eğitim, devletin temel görevleri arasında sayılmakta, ülke olanaklarının bu alanlara özgülenmesiyle başarının yakalanacağı vurgulanmaktadır.
Özellikle eğitim konusunda başarılı olamayan ülkelerin geleceklerinin tehlikede ve karanlık olduğu kuşkusuzdur. Çünkü eğitim, diğer tüm başarıların temelini, altyapısını ve kaynağını oluşturmaktadır.

Çocuklarımızın, ülkemizin gerçekleri ve gereksinimleri yönünde, gelişen ve değişen dünya gereklerine uygun çağdaş bir eğitim ortamı içinde yetiştirilmesi çağı yakalamanın zorunlu koşuludur. (04/06/2005)

Öğretmenlere çağrı

Aralarında Niyazi Altunya, Erdal Çalı, Ayhan Sarıhan, Mesut Gülmez 'in de bulunduğu ve eski Eğitim-İş Sendikası'nın kuruluş sürecinde etkin sorumluluk üstlenmiş bir grup öğretmen, Eğitim-Sen'in 3 Temmuz'da yapılacak genel kurulu öncesi genel bir çağrı yapma hazırlığı içindeler. 50'yi aşkın eski Eğitim-İş yöneticisinin imzaladığını öğrendiğimiz çağrının metni şöyle:
''Biz, 1980'den sonra Türkiye'de kurulan ilk kamu görevlileri sendikası olan Eğitim-İş'in kurucu ve yöneticileriyiz. Bu sendika, daha sonra Eğit-Sen'le birleşerek Eğitim-Sen'i oluşturdu. Bu yeni sendikanın organlarında da görevler aldık.
Bu nedenle, sendikamızın kapatılması sürecine yol açan gelişmeler karşısında duyarlıyız. Türkiye öğretmenlerinin umut bağladığı sendikamız tüzüğündeki '...bireylerin anadillerinde öğrenip görmesini... savunur' ibaresi nedeniyle yazık ki kapanmanın eşiğine getirilmiştir. Bu konudaki Yargıtay kararı eleştiriye açık olsa da bir gerçektir.
Ülkemizin kültürel zenginliğini oluşturan dil ve lehçelerin öğrenilmesi bir insan hakkıdır. Ancak bu dil ve lehçelerin resmi öğrenim dili olarak kullanılmasını ve bu yolla yurttaşların birliğinin zedelenmesini onaylamıyoruz. Sendikamızı yıllardır oyalayan bu talep, temel görevlerin ihmal edilmesine neden olmuş; üyelerin ve kamuoyunun sendikaya karşı güvenleri sarsılmıştır.
Tartışma konusu tüzük hükmü, yalnız hukuksal ve sendikal nedenlerle değil, siyasal nedenlerle de tüzükten çıkarılmalıdır. Çünkü öğretmenler, Cumhuriyetin temel değerlerinin savunucusudur, sendikaları da öyle olmalıdır.
Aksine bir tutumda direnmek, yüz binlerce öğretmenin on yıllardır dişleriyle, tırnaklarıyla oluşturdukları sendikalarını iç çatışmaya sürüklemek, bu büyük birikimi heba etmektir. Bunun sorumluluğu ağırdır.
Biz bu sendikayı sokakta bulmadık!'' Eğitim-Sen'e üye öğretmenler; bu uyanık, akla ve sağduyuya dayanan, soğukkanlı çağrıyı içlerinde hep duyuyorlardı zaten. Şimdi sıra çağrıyı yaşama geçirmekte...
(Işık KANSU; Ankara Kulisi'nden, Cumhuriyet; 25.06.2005)


Posted: 02:15, 2006-10-11 by Alsah Blokları - Esintiler 2
Comments (0) | Link

KUVAYİ MİLLİYE DESTANI VE AFYON

KUVAYİ MİLLİYE DESTANI
VE
AFYON

Ateşi ve ihaneti gördük
ve yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın üzerinde
Yaralıydı,yorgundu,fakirdi millet
en azılı düvellerle çarpışıyordu fakat
dövüşüyordu köle olmamak için iki kat
iki kat soyulmamak için.
Ayın altında kağnılar gidiyordu
kağnılar gidiyordu,Akşehir üstünden
Afyon'na doğru
Toprak öyle bitip tükenmez
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu
yekpare meşeden tekerlekleriyle
ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti
ayın altında öküzler ,başka ve küçük bir
dünyadan gelmişler gibi ufacık,kısacıktırlar
ve pırıltılar vardı hasta,kırık boynuzlarında
ve ayaklarının altında akan
toprak-torak ve topraktı,
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı,
ayın altında geçmiş kafilelerden kalan
öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar, bizim kadınlarımız
korkunç ve mübarek elleri
ince,küçük çeneleri,kocaman gözleriyle
anamız,avradımız,yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde,tütünde,odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan
ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar
bizim kadınlarımız.

Şimdi ayın altında
kağnıların ve hurçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler
ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu
ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üstünden,Afyon'a doğru.
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır
ne ağaç ,ne kuş sesi,ne toprak kokusu vardır
gündüz güneşin,gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın daha küçük kaldığı için,
ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten evimize,
aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için,
Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını
seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.

Düşman üç saatlik yerdedir
ve Hıdırlık tepesi olmasa
Afyon şehrinin ışıkları gözükecek
Kuzeyde güzelim dağları
ve dağlarda tek tek ateşler yanıyordu
ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki;
Şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel,rahat günlere inanıyordu
gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar
O,saati sordu.Paşalar "Üç" dediler
Sarışın bir kurda benziyordu
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı
yürüdü uçurumun başına kadar eğildi ,durdu
Bıraksalar ince,uzun bacaklarının üstünde yaylanarak ve akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovasına atlayacaktı.

Dağlar aydınlanıyor,bir yerde bir şeyler yanıyor dağlar ağardı ağaracak, kokusu
tütmeye başladı:Anadolu toprağı uyanıyor ve bu anda,kalbi bir şahan gibi göklere salıp ve pırıltılar görüp ve çok uzak çok uzak bir yerlere çağıran bir sesler duyarak bir müthiş ve mukaddes macerada ön safta,en ön sırada şahlanıp ölesi geliyordu insanın ve vatan uğrunda, yani,toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve ikinci ordular baskına hazırdılar .
Alacakaranlıkta,bir çınar dibinde, beygirinin yanında duran sarkık, siyah bıyıklı süvari,kısa çizmeleriyle atladı atına ve kılıçların,nalların,ellerin ve gözlerin parıltısı
ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
ve şu türküyü duyurdu:
"Dört nala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim
Bilekler kan içinde,dişler kenetli,ayaklar çıplak
ve ipek halıya benzeyen toprak
bu cehennem,bu cennet bizim
kapansın el kapıları bir daha açılmasın
yok edin insanın ınsana kulluğunu,
bu davet bizim.
yaşamak bir AĞAÇ gibi tek ve hür
bir orman gibi kardeşçesine,
hasret bizim..."
Sonra sonra ,9 Eylül'de İzmir'e girdik
ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinde gelip
öfkeden,sevinçten,ümitten ağlaya ağlaya,
Güneyden Kuzeye-Doğudan Batıya
Türk halkıyla beraber
seyretti İZMİR rıhtımından AKDENİZ'i

Nazım Hikmet

Düzenleme: Ali KÜÇÜK
30 AĞUSTOS 2003 GÜNÜ AFYON- KURTUŞLUŞ GAZETESİNDE ve 26 AĞUSTOS 2004'te ODAK GAZETESİNDE MANŞETTEN YAYINLANDI.

<_script /><_script />

Anket

Sitemi kimden öğrendiniz?
Arkadaşımdan
Reklamlardan
Arama sonucunda

Ankara'da, bugünlerde elden ele dolaşan 'Yıkın Heykellerimi' isimli bir şiir var. Yazarı ile ilgili 'S. Apaydın' isminin müstear olduğu sanılıyor. Günün koşulları içerisinde çok ilgi çekiyor. Çoğaltılıyor. Eşe dosta gönderiliyor. Köşeme aynen alıyorum.

(M.Ali Kışlalı; Radikal Gazetesi'nden)

'Yıkın Heykellerimi'

* * *

Ey milletim,
Ben, Mustafa Kemal'im...
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim,
Hâlâ en hakiki mürşit, değilse ilim,
Kurusun damağım, dilim.
Özür dilerim...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Özgürlük hâlâ,
En yüce değer
Değilse eğer...
Prangalı kalsın diyorsanız, köleler...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Yoksa, çağdaş medeniyetin bir anlamı,
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı,
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Yetmediyse acısı, şiddetin, savaşın.
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh, dünyada barışın.
Eğer varsa ödülü, silahlanmayla yarışın.
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Özlediyseniz fesi, peçeyi.
Aydınlığa yeğliyorsanız, kara geceyi.
Hâlâ medet umuyorsanız
Şıhtan, şeyhten, dervişten.
Şifa buluyorsanız,
Muskadan, üfürükçüden...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Eşit olmasın diyorsanız, kadınla erkek...
Kara çarşafa girsin diyorsanız,
Yobazın gazabından ürkerek...
Diyorsanız ki, okumasın Kadınımız, kızımız;
Budur bizim alın yazımız...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi...

*

Fazla geldiyse size,
Hürriyet, Cumhuriyet...
Özlemini çekiyorsanız,
Saltanatın, sultanın...
Hâlâ önemini anlayamadıysanız,
Millet olmanın...
Kul olun, ümmet kalın,
Fetvasını bekleyin, Şeyhülislamın...
Unutun tüm dediklerimi.
Yıkın, diktiğiniz heykellerimi.
RAHAT BIRAKIN BENİ..."

S(üleyman) APAYDIN

atabe1.gif

Atatürk'ün Bütün Eserleri-I
1. Basım: Ekim 1998 3. Basım: Aralık 2003

Atatürk'ün Bütün Eserleri 2
1. Basım: Mayıs 1999 3. Basım: Kasım 2003 Sayfa: 424

Atatürk'ün Bütün Eserleri-3
1. Basım: Mayıs 2000 3. Basım: Aralık 2003 Sayfa: 420

Atatürk'ün Bütün Eserleri-4
1. Basım: Kasım 2000 2. Basım: Kasım 2003 Sayfa: 408

Atatürk'ün Bütün Eserleri-5
1. Basım: Nisan 2001 2. Basım: Nisan 2002 Sayfa: 404

Atatürk'ün Bütün Eserleri-6
1. Basım: Ağustos 2001 6. Basım: Nisan 2003 Sayfa: 436

Atatürk'ün Bütün Eserleri-7
1. Basım: Ocak 2002 2. Basım: Kasım 2003 Sayfa: 376

Atatürk'ün Bütün Eserleri-8
1. Basım: Mayıs 2002 2. Basım: Şubat 2004 Sayfa: 440

Atatürk'ün Bütün Eserleri-9
1. Basım: Ekim 2002 Sayfa: 432

Atatürk'ün Bütün Eserleri-10
1. Basım: Mart 2003 Sayfa: 392

Atatürk'ün Bütün Eserleri 11
1. Basım: Eylül 2003 Sayfa: 452

Atatürk'ün Bütün Eserleri 12
1. Basım: Aralık 2003Sayfa: 424

Atatürk'ün Bütün Eserleri 13
1. Basım: 200? Sayfa:...

Atatürk'ün Bütün Eserleri 14
1. Basım: 200? Sayfa: ...

Atatürk'ün Bütün Eserleri 15
1. Basım: 200? Sayfa: ...

http://www.kaynakyayinlari.com

Atatürk'ün Bütün Eserleri Danışma Kurulu

(Alfabetik soyadı sırasına göre)

M. Türker Acaroğlu
Prof. Dr. Feroz Ahmad
Prof. Dr. Sina Akşin
Talip Apaydın
Prof. Dr. Zeki Arıkan
Prof. Dr. İlhan Arsel
Ercüment Hüsnü Baki*
Nejat Birdoğan**
Muazzez İlmiye Çığ
Ali Dündar
Yrd. Doç. Dr. İsmet Görgülü
Prof. Dr. Tahir Hatipoğlu
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı
Suphi Karaman
Prof. Dr. Nejat Kaymaz
Necdet Kurdakul
Em. Tümg. Turhan Olcaytu
Emin Özdemir
Sadık Perinçek**
Dr. Doğu Perinçek
Prof. Dr. Tülin Sağlamtunç
Zeki Sarıhan
Prof. Dr. Taner Timur
Prof. Dr. Şerafettin Turan
Gürbüz Tüfekçi
Memet Türkkan

* Atatürk'ün Bütün Eserleri'nin yayımına, binlerce sayfa eski yazı belgeyi
okuyarak büyük katkılarda bulunan Ercüment Hüsnü Baki'yi 23 Aralık 2001
tarihinde kaybettik. Sayın Hüsnü Baki, tüm kitaplığını Atatürk'ün Bütün
Eserleri'ne bağışlamıştı. Saygıyla anıyoruz.
** Sadık Perinçek'i 13 Eylül 2000, Nejat Birdoğan'ı 4 Mayıs 2001 tarihinde
kaybettik.

15 CİLT
TAMAMLANDI
Atatürk'ün Bütün Eserleri
Mustafa Kemal Atatürk'ün yazdığı, söylediği ve imzaladığı bütün belgeler biraraya getiriliyor. Böylece Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi süreci, bilim adamlarına, araştırmacılara, aydınlara, bütün yurttaşlara ve dünya kamuoyuna, özgün kaynaklardan, yanlışsız, eksiksiz ve yorumsuz olarak sunuluyor.

Projenin Kapsamı

Türkiye Devrimi'nin büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk'ün yazdığı, söylediği ve imzaladığı bütün belgeler biraraya getiriliyor. Böylece Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimi süreci, bilim adamlarına, araştırmacılara, aydınlara, bütün yurttaşlara ve dünya kamuoyuna, özgün kaynaklardan, yanlışsız, eksiksiz ve yorumsuz olarak sunuluyor.

Neden "Atatürk'ün Bütün Eserleri"

Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı, 1908 Devrimi öncesinden 1938'de hayata göz yummasına kadar toplumumuzun devrim süreçleriyle iç içedir. Başında bulunduğu eylem, yalnız ulusal tarihimize damgasını vurmakla kalmamış, insanlık tarihinin yaratılmasına da önemli katkıda bulunmuştur. Atatürk'ün ağzından ve kaleminden çıkan sözcükler, önderliğini ettiği Cumhuriyet Devrimi'nin en önemli göstergeleridir. Atatürk'ün düşünce ve görüşleri tarihsel akış ve bütünlük içinde anlamlıdır.

Türkiye'de ilk kez

Atatürk'e ait bütün yazı ve konuşmaların tarih sırasıyla bir araya getiren bir çalışma ölümünden 60 yıl sonra ilk kez gerçekleştiriliyor.

Tarihin boşlukları doluyor

"Atatürk'ün Bütün Eserleri" yalnız bir derleme ve özgün metinlere göre düzeltme çalışması değildir. Bir araştırma ve keşif faaliyetidir.
Yurtiçinde ve yurtdışında, Cumhurbaşkanlığı Arşivi'nden Sovyet Devlet Arşivi ve ABD Senatosu Kütüphanesine kadar, özel ve devlet arşivlerinde gizlenen ya da kıyıda köşede kalmış belgelere ulaşmak için özel bir çalışma yürütüldü. Yüzlerce belge, yazı, mektup, demeç, tutanak, görüşme ve konuşma biraraya getirildi. İlk kez yayımlanacak Atatürk'e ait bu belgeler, devrim tarihimizin yeniden yazılmasını gerektirecek ve tartışma yaratacak önemdedir.

Birikimli ve geniş uzman kadrosu

Bilimadamları ve araştırmacılardan oluşan 28 kişilik Danışma Kurulu'nun yanısıra, çok sayıda uzman araştırmacı, arşivci, çevirmen ve redaktör de eserin çalışmalarında görev almaktadır. Çalışmalar, Ankara ve İstanbul merkezli olmak üzere iki ana birimden yürütülmektedir.

Aracısız... Yorumsuz... Yanlışsız....

Geçmişte yayımlanmış çeşitli eserlerde bulunan hata, tahrifat ve eksikler düzeltildi.
&#8226; Geniş bir arşiv taramasıyla belgelerin asıllarına ya da ilk kaynaklarına ulaşıldı.
&#8226; Eski yazı metinlerin çevrimyazısı gerçekleştirildi... Özgün belgesi İngilizce, Almanca, Rusça, Fransızca ve diğer dillerden metinler dilimize yeniden çevrilerek karşılaştırıldı. Özgün metin, 40 yaş aydın kuşağının Türkçesi temel alınarak, tarihi dokusu bozulmadan sadeleştirildi.Yalnızca Atatürk'e ait olduğu kanıtlanmış metinlere yer verildi. Anılardaki aktarmalardan belgenin aslına ulaşmak için yararlanıldı.

Gelecek açısından güvence

Çekmecelerde, sandık odalarında, sahaflarda kaybolup gidecek çok özel ve değerli belgeler, fotoğraf ve kitaplar, Atatürk'ün bütün Eserleri çalışmasıyla toplanmakta ve korunmaktadır.
Bütün Cumhuriyet kuşaklarına, araştırmacılara, arşivcilere, Kemalist Devrim'in önder kadrolarının çocuklarına, torunlarına çağrıda bulunuyoruz. Olabildiğince eksiksiz bir eser yaratmak için ellerinde bulunan Atatürk'e ait belgelerin bir örneğini bize ulaştırmalarını diliyoruz. Katkıda bulunan herkesin adı eserin ilk sayfalarında yer alıyor.

2003 yılında tamamlanacak

Cumhuriyet tarihimizde böyle geniş çaplı bir derlemenin bugüne dek gerçekleştirilmemiş olması ve içinde bulunduğumuz toplumsal ve siyasal sürecin dayatması, bizi bu çalışmanın biran önce bitirilmesi göreviyle karşı karşıya bırakmaktadır.
15 ciltlik eserin 2003 yılında tamamlanması hedeflenmektedir.

Devrimci gelenekle devrimci geleceği yaratmak

Devrimci gelecek, ancak devrimci geleneğin birikimiyle yaratılabilir.
Atatürk'ü bilmek ve anlamak, bir yönüyle 20. yüzyıl Türkiye'sini ve dünyasını inceleme ve açıklama çabasının bir gereğidir; diğer yönüyle 21. yüzyıl Türkiye'sini kurma mücadelesinin gereğidir.
20. yüzyılın devrimci yükselişinde, ezilen dünyanın ayağa kalkışını ateşleyen ve 21. yüzyılın büyük devrimci atılımlarına olağanüstü katkılarda bulunacak olan Türkiye halkına ve aydınlarına Atatürk'ün Bütün Eserleri'ni derin saygı ve bağlılıkla sunuyoruz.

http://www.kaynakyayinlari.com/

alsah_devr_018.jpg

Yekta Güngör Özden
Şiirlerle Atatürk

ADD Genel Kurulu'nda soldan sağa sırasıyla Hanönü, Devrekani ve Taşköprü delegeleri Yekta Güngör ÖZDEN'le birlikte. (Haziran 2002)

Sabahattin Ali, Aşık Veysel, Abdülkadir Bulut, Behçet Kemal Çağlar,
Faruk Nafiz Çamlıbel, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ziya Gökalp, Attilâ İlhan,
Ceyhun Atuf Kansu, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Cahit Külebi, Behçet Necatigil,
Ümit Yaşar Oğuzcan, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Yekta Güngör Özden,
Nâzım Hikmet Ran, Cahit Sıtkı Tarancı, Mehmet Emin Yurdakul...
134 şairden 202 şiir...
Yekta Güngör Özden'in titiz derlemesiyle en geniş ve en yeni Atatürk şiirleri seçkisi...

Genişletilmiş 4. baskı, 400 sayfa, 10 YTL

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Sadiye AKAY
Örnek Atatürk'ümüz
Nahit Ulvi AKGÜN
Atatürk
Sabahattin Kudret AKSAL
Bir Resimde Atatürk
Doğan Naci AKSAN
Anıtkabir
Sabahattin ALİ
Benim Aşkım
Mahmut ALPTEKİN
Çaldağı'nda Bir Mustafa Kemal Gecesi
Ahmet ALTÜMSEK
Atatürk'ün Yolunda
Melih Cevdet ANDAY
Atatürk'ün Bir Saati Vardı
Rıza APAK
Atatürk Deyince
Süleyman APAYDIN
Yıkın Heykellerimi
Talip APAYDIN
Nutuk
Adnan ARDAĞI
Her Mevsimde Çocuklarla Atatürk
10 Kasımlı Sonbahar
Atatürk
M. Sunullah ARISOY
IV. Hem Övgü, Hem Ağıt (Mustafa Kemal Türküsü'nden)
Orhan ASENA
Atatürk
Arif Nihat ASYA
O
M. Sami AŞAR
Atatürk Özlemi
Aşık VEYSEL
Ağıt
T. Turan ATASEVER
O, Atatürk
Oğuz Kâzım ATOK
Eşsiz Yürek
Osman ATTİLA
Ah Bu On Kasım'lar
Edip AYEL
Ant
Sami AYHAN
Atatürk Türkiye
BAŞARAN
Yaşıyorsun
İhsan Fikret BİÇİCİ
Çıkmamız Gerek Artık
Ali İhsan BEYHAN
Sen Gereksin Bize
Tahsin BİLENGİL
Atatürk
Ali F. BİLİR
Mustafa Kemal'in Düşleri
Salâh BİRSEL
Sisten Sonra
Türkiye Şarkısı
Osman BOLULU
Yine Kahrolası Kasım
E. Sezai BOZDOĞAN
Çocuğuma
Kâmûran BOZKIR
Bir Şiirden Parçalar
Trakyalı Âşık Halil (Halil Tekin BUÇAK)
Çakır'ın Destanı
Abdülkadir BULUT
10 Kasım Duvarı
İbrahim Zeki BURDURLU
Mustafa Kemal
Atatürk
Mustafa CAN
Atatürk
Mustafa CANBOLAT
Mustafa Kemal'i Gördüm
Mustafa CEYLAN
Atatürk
Bedrettin CÖMERT
Herşey M

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »