Nazım Hikmet
30/5/2008 · Kategori: Inceleme
Nazım Hikmet
| Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim 1967 |
Şiirleri tekrar tekrar basılan yazarın romanlarının yeni baskılarına pek rastlanmıyor. Açıkça söylemek gerekirse, ilk romanı “Kan Konuşmaz”, pek başarılı bir metin değil, ancak “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”, üzerinde durulmayı hakediyor. N.Hikmet’in yaşamının bu son eseri, Fransa ve SSCB’de, belki içeriği ile daha uyumlu olduğundan, “Romantikler” adıyla yayınlanmıştı. Anlatılan, 1920’lerden 1950’lere dek geçen sürede, bir dolu baskıya, acıya, sefalete rağmen inandıkları düşünceler adına boyun eğmeden savaşan genç insanların öyküsüdür. Öyle bir öykü ki, Kurtuluş savaşı yılları Anadolu’sundan, Ekim devrimi sonrası Moskova’sına, oradan II.Paylaşım savaşı günlerindeki Cumhuriyet Türkiye’sine gidip gelirken, yansıttığı atmosfer ve toplumsal eğilimlerle, edebiyatın ötesine geçiyor, tarihin canlı bir tanığı oluyor.
Romanın otobiyografik niteliği çok açık. Ana karakter Ahmet, Nazım’ın kendisidir. Kerim, İsmail, Neriman, Si-ya-u, Anuşka gibi diğer önemli karakterler de, yine yaşadığını bildiğimiz insanlar. Yazar, yaşanmışlıkları edebi bir dille aktarırken, bir anlamda, kendi yaşamının muhasebesini yapıyor. TKP’nin inşasını, başlangıçtaki hedeflerini, parti üyelerinin gördükleri baskıları, dönemin hakim düşünce tarzını, Moskova’da, değişik ülkelerden, ırklardan oluşan üniversiteli gençleri, -didaktik bir tarzda değil- insani ilişkiler çevresinde ele almış. Nazım’ın şiirlerinden tanıdığımız Çin’li komunist Si-Ya-U ile Ahmet’in, aynı kadına, Anuşka’ya olan tutkuları çevresinde kurdukları dostluk, İsmail ve karısı Neriman’ın zor koşullar altında yaşadıkları aşk, M.Suphi ve arkadaşlarının katledişinin yarattığı duygular, Sansar Han’daki çıldırtıcı işkenceler, bir köpek tarafından ısırılan Ahmet’in, kudurmayı bekler durumdaki bilincinden kopuk kopuk dökülür.
Romanın asıl önemi bu zaman algısında yatıyor. Ahmet’in düşünce akışının başladığı yıl 1924. Oradan 1940’lara sıçrıyor öykü, sonra daha gerilere dönüyor. Bu atlamalar arasındaki bağlantıyı, İzmir’deki evde, hapishanede, Rusya’daki Daça’da, yani her dönemde başka bir amaca yönelik gün saymak için atılan çentikler sağlıyor. Alıştığımız doğrusal zaman algısını kırıyor Nazım Hikmet; insan bilincinde dün, bugün ve yarının eş zamanlı yaşandığını ortaya çıkarıveriyor. Son bölümde, farklı tarihlerde karşılaştığı, ona “yaşamak güzel şey be kardeşim” dedirten bütün sevdikleri, aynı anda aynı mekanda toplanıyorlar; “konuklarım kocamamış. Onları son görüşümde kaç yaşındaysalar o yaştalar, ama ben altmışın içindeyim. Beş yıl daha yaşıyabilsem” diyerek bitiriyor romanını Nazım Hikmet, ne yazık ki, aynı yıl yaşama ve sevdiklerine veda edeceğini bilmeyerek..…
A. Ömer Türkeş

