Bu Papa İsa'ya Yakışmıyor / Erdoğan AYDIN

20/2/2009 · Kategori: Edebiyat Arastirmalari

Bu Papa İsa'ya Yakışmıyor / Erdoğan AYDIN

Bu Papa İsa'ya yakışmıyor

ERDOĞAN AYDIN

16'ncı Benedik ismiyle Papa olan Kardinal Ratzinger 'in, Bavyera'daki Regensburg Üniversitesinde yaptığı konuşma, gerek temsil ettiği kurumun niteliği gerekse de İslama dair yorumunun içeriği nedeniyle, hepsi de önemli bir dizi irdelemeyi gerektiriyor.

İçerdiği bir dizi doğru ve yanlışıyla bu önemli konuşmanın özü veya en önemli kısmı olmamasına karşın, Bizans İmparatoru II. Manuel Paleologos 'tan (1350-1425) hareketle İslamiyete dair yapılan atıf dünyanın gündemine oturdu. Oysa akademik düzlemde kimi doğruları da içeren, en azından tartışılmayı hakeden bölümün ötesinde çok daha ciddi sorunlar içeriyor Papa'nın konuşması. Avrupa'ya giydirmeye çalıştığı Hıristiyan kimliği, bunun bir gereği olarak Türkiye'nin AB'ye üye yapılamayacağı yaklaşımı, keza Evrim teorisine ilişkin yinelediği gerici tavrı, rölativizme karşı mutlakçı tutumu gibi... Ancak salt kendilerine dokunan yanıyla dünyaya bakan bizim din adamlarımızın ve tabii onlardan farklı olmayan kimi politikacılarımızın yaklaşımı Papa'nın sergilediği yaklaşımın tersyüz edilmiş halinden ibaretti. Oysa eğer bu konuşmanın provakatif bir amacı olabileceğine dair haklı olarak kuşkulanacaksak, İslam coğrafyasında gelen tepkiler ne yazık ki bu amacı kolaylaştıran bir işlev görüyor.

Bir dizi ayrıntıda sorgulanması gereken söz konusu bu konuşmayı irdelemeye nereden başlayayım diye düşünürken, sevgili Ataol Behramoğlu 'nun, 23 Eylül 2006 Cumartesi günkü yazısının ''Papa İsa'ya yakışmıyor'' başlığı imdadıma yetişti. Gerçekten de Ataol'un başlığında olduğu gibi Papa Benedik ve onun temsil ettiği misyon, İsa'ya ve onun ideallerine yakışmıyordu. Bu gerçekliği görmek için İsa'ya dair kaba bir bellek tazelemesi yapmak yeter.

HEM TANRI'YA HEM MAMON'A HİZMET OLMAZ

Yahudi dini ve Roma'nın egemenliğindeki adaletsiz ortama halkın hakları adına başkaldıran İsa, gerçekte Yahudiliği yıkmaya değil, onu halkın beklentilerine yanıt veren bir kusursuzluğa ulaştırmaya çalışıyordu. Bu 'kusursuzluğun' eşitlikçi anlamıdır ki, hem Yahudi egemenlerinin hem de onların işbirlikçilik ettiği Roma iktidarının acımasız saldırısıyla ezilmeye çalışılacaktı.

''Nasıra kasabasında doğan doğramacı İsa, bütün insanların kardeşliğine dayanan yeni bir düşünce getiriyordu. İnsanların hepsi Baba Tanrı'nın çocuklarıydı. İnsanların ruhu Tanrı'nın ruhuydu. (...) İnsanlar ancak sevgiyle birbirlerine bağlanabilirlerdi. Sevmek içinse eşitlik gerekiyordu. Eşitliği sağlayan yoksulluktu. Bu yüzdendir ki, 'bir devenin iğne deliğinden geçmesi, bir varlıklının Tanrı ülkesine girmesinden kolay' dı. İnsanların yüzlerini bile görmeyeceği mirasçıları için servet biriktirmesi saçmaydı'' (Orhan Hançerlioğlu) . Bu gerçeklikte; ''Vay şimdi tok olanların haline, çünkü aç kalacaklardır. Vay şimdi gülenlerin haline, çünkü ağlayacaklardır'' diye sesleniyordu İsa.

O'nun şekillendirdiği inançta Tanrı, Luka İncili'nde de belirtildiği gibi, ''kendini herkesten üstün görenlere karşı en büyük sertliği gösterir. Güçlüleri yıkar, ezilenlere dayanak olur. Zenginleri yoksullaştırır, yoksulları zenginleştirir'' (Max Beer).

Bu sözlerin ezilenleri kandırmak üzere üretilmiş bir söylem olduğu düşünülmesin. Aksine İsa'nın öncülüğünde ilk Hıristiyanların yaşamı da bu ideale göre şekillenmiştir. Çoğunluğu Yahudi emekçileri olan ilk Hıristiyan toplulukları, ya tam bir 'komünist' düzeni içinde yaşıyorlardı, ya da bu amaca bağlıydılar. Bunlar yoksulluklarından onur duyarlardı. (...) İsa yalın ve kesin bir deyişle, 'hem Tanrıya hem de Mamon'a (servet anlamında kullanılan zenginlik tanrısı) hizmet etmek olanaksızdır' demişti. ''Çömezleri de Tanrıya hizmet etmek için Mamon'dan yüz çevirmişlerdi. Dolayısıyla ilk Hıristiyan toplulukları da bir çeşit komünist hayat yaşamaya başladılar ya da bu ideale ellerinden geldiğince yaklaşmaya çalıştılar'' (M. Beer)

Tabii sınıfsal ayrımlar zamanla Hıristiyanlığın içinde de gelişmeye başlayacaktı. İsa'nın 12 çömezinden biri olan Yakup , Hıristiyanlığı bozan bu zenginlere karşı, ''iyi işler yapmadıktan sonra, inancı olmak neye yarar? İnancımız tek başına bizleri kurtarabilir mi?'' diye rezerv belirtecekti. Zenginlere, ''sizi bekleyen yoksulluğu düşünerek ağlayın. Zenginlikleriniz çürümeye, gösterişli kılıklarınız kurtlar tarafından yenmeye mahkûmdur. Tarlalarınızdaki ürünlerinizin hasadını yapanların gündeliklerini cebinize atarak biriktirdiğiniz paralarla bir servet yaptınız. Biliniz ki hakkını yemiş olduğunuz bu insanların ahları tanrı katına ulaşmıştır'' diyecekti

BARIŞLA VE ÖZVERİYLE

Mücadele içinde Romalılara ve düzene karşı etkinliği ve saygınlığı hızla artan bir halk önderi olarak İsa, başta silahlı bir mücadeleye yatkındır. Bu bağlamda Matta İncili'nde de belirtildiği gibi arkasında toplananlara, ''size barış değil savaş getirmek için geldim'' diye seslenir. Ancak daha sonra, bu yolla başarı elde edilemeyeceği yargısına vararak mücadele tarzını değiştirir. ''Yahudiye ülkesinin de Roma'nın da sertlik ve kaba kuvvetle değil, ruhların gücüyle, barışçı, özverili bir anlayışla ve içten de dıştan da arınarak kötülükten kurtulabileceğini'' söyleyecek, daha ötesi ''yeryüzündeki güç ve etkinliğin (...) temelinin kötülük'' (Max Beer) olacağı yargısına varacaktı. Bu yaklaşım tarzıyla İsa'da, kendinden yüzlerce yıl sonraki Mani 'de, Gandi 'de göreceğimiz tipten pasifist bir militan portresi görüyoruz.

Ancak mücadele tarzındaki bu dönüşüme karşın ideallerinde en küçük bir değişim gerçekleşmeyeceği gibi, aksine bu değişim sonrası etki alanı daha da büyüyecektir. O ''yoksullara, ezilenlere, iyi yüreklilere'' seslenerek, ''politik çekişmeler, ayaklanmalar, insanların birbirleriyle yaptıkları savaşlar, cinayetler (...) peygamberlerin idealini gerçekleştirmeye yardımcı olmaz'' görüşünü dillendirir. İnsanları Tanrının saltanatını kurmaya çağırır. ''Tanrının saltanatı şu demekti: Hayatın temelini insanlık sevgisi üstüne ve yeniden kurmak. Güçsüzlere ve günahı olanlara acımak. Herkesin topluca ve herkes için çalışması. İnsanları, üstlerine çöken kötülüklerden kurtaracak olan budur'' diyordu. Önerdiği yöntem sivil itaatsizlik, amacı insanlar arası eşitlik kurmaktı.

Bu dönem içinde öylesi mütevazı bir halk önderi portresiyle karşı karşıyayız ki, takipçilerinin yüklemine karşın kendisini mesih saydığı iddiasında bulunmaz. İncillerin en eskisi olan Markos İncili'nde İsa, kendinden mesih diye sözetmez. Ölümüne bir kararlılıkla halkının yaralarını sarmaya çalışır. İmparator Tiberius adına, Romalı Procurator Pontus Pilatus , Yahudi inancının kimi egemenlerinin de desteğiyle İsa'yı çarmıha asarak öldürür. Ancak bu durum Hıristiyanlığı bitirmez. Çünkü Hıristiyanlık, yukarıdan inen vahiyler yerine inancın insanla birlikte oluşturulma iradesinin sonucu şekillenecektir.

HIRİSTİYANLIĞIN REVİZYONU

Hıristiyanlığın karşılaşacağı ilk revizyon, İsa'nın öldürülmesi sonrasında giderek ön plana çıkmaya başlayan Aziz Paulus döneminde başlayacaktır. Etkinliğini arttırmasına bağlı olarak içine giren zenginlerin onu kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmeye çalışmaları, keza karşılaştığı baskıları düzenle uzlaşarak aşmaya ve azaltmaya çalışan kadroların etkisiyle bu revizyonlar giderek derinleşecektir. ''Roma sistemine protesto olarak büyümüş ve yaygınlaşmış (olan ...) Hıristiyanlık, İmparator Konstantin'in (311-337) Hıristiyanlığı benimsemesiyle Roma İmparatorluğu'nu ele geçirmiş, bir bakıma da Hıristiyanlık İmparatorluğun eline geçmiştir'' (Bernard Lewis).

Roma'da resmi din olarak kabulüyle Hıristiyanlığın bu dönüşümü iyice pekişecek ve İ.S. 395'te İmparator Theodosius tarafından diğer dinler yasaklanırken, Hıristiyanlık diğer inançların yasaklanma gerekçesi olacaktır. Açıktır ki burada ezilenler, sosyal düzen ve ötekiler karşısında asıl değişen imparatorluk değil Hıristiyanlığın kendisi olmuştur. O artık imparatorluğun çıkarlarınca belirlenen, onun egemenliğini meşrulaştıran, bu anlamda kendi kurucusu ve geçmişine yabancılaşan bir ideolojik araca dönüşüyordu. Skolastik felsefenin en önemli düşünürü olan Aqinolu Thomas süregelen bu dönüşümü felsefi düzlemde iyice pekiştiren bir işlev görecektir.

395'te İmparator Teodosius'un ölümü sonrası ikiye bölünen Roma'nın Batı parçasının barbar akınlarıyla yıkılacaktır. Bunun sonucunda ise Kilise, doğrudan bir egemenlik aygıtı olarak hızla yükselerek, bin yılı aşkın süre boyunca dünyanın kaderi üzerinde belirleyici bir gericilik odağı olacaktır. Ortaçağı kapsayan bu ezici egemenlik döneminde Hıristiyan Kilisesinin teolojik temelleri, İsa değil özellikle Thomas tarafından belirlenecektir (O. Hançerlioğlu). Bu belirlenimde Hıristiyanlık, ezilenlerin, fakirlerin, sevgiyle sorun çözmenin inancı olarak başladığı yolculuğunda gitgide ezenlerin, egemenlerin kurumu haline geleceği bir evrim geçirecektir.

İSA'NIN MİRASÇILARI KİM?

Kendisi 'Sezar'ın hakkı' ile 'Tanrının hakkını' birbirinden ayıran, ezilenleri ve fakirleri yücelten, bu anlamda tanrısallığı laik ve halkçı bir perspektifle tanımlayan İsa ve onun dini ile, imparatorluklara yataklık yapan, bizzat kendisi ezen ve hükmeden teokrat papalar ve onların dini arasındaki tek benzerlik aynı ismi kullanmalarından ibarettir. Bu bağlamda iktidara karşı olanların dini, bu tip papaların elinde iktidarın dinine, barış dini 'kutsal savaşların' dinine, ezilenlerin dini ezenlerin dinine, sömürülenlerin dini sömürgecilerin dinine dönüşmüştür. Bu koşullarda İsa'nın gerçek mirasçıları, ''bu kadar iğrenç bir dünyaya Tanrının razı olamayacağını'' düşünüp buna uygun tutum alanlar olabilir ancak; önünü alamadıkları Hıristiyanlığın içini boşaltıp İsa'yı çarmıha geren çıkar ilişkilerini sürdürenler değil.

Evrensel barış için evrensel değerler temelinde kardeşliği savunmak durumunda olan bir Papa yerine, farklı inançları ötekileştiren, eleştirel gözlemlerini salt ötekine uygulayan, emperyalizm ve büyük sermayenin dümen suyunda bir papa örneği ile karşı karşıyayız. Başkalarının kılıcına yönelik eleştiriyi kendi kılıcından esirgeyen, ABD saldırganlığını kınamak yerine 600 yıl önceki ötekileştirici bir gözlemi günümüze taşıyan bir Papa, İsa'nın temsil ettiği pasifizm ve barışçıllığın, entegrasyon ve adaletin mirasçısı olamaz.

Avrupa'nın Hıristiyanlaştırılması misyonuyla ünlenmiş olan 1500 yıl önceki papa Aziz Benedik'in ismini kullanmaktaki tercihinde de yansıdığı gibi, Papa 16'ncı Benedik, ''Avrupa'yı yeniden Hıristiyanlaştırmak'' misyonunun papasıdır. Oysa Papalara düşen, artık kendi dini değerlerini dünyaya ve uluslararası politikaya taşımak değil, tam tersine dinsel alanı serbestleştirmektir. Olması gereken buyken, dünyada yeniden hakimiyet arayışı sergileyen Papa 16'ncı Benedik, söz ve davranışlarıyla, W. Bush ve S. Huntington ile adeta birbirlerini tamamlayan talihsiz bir takım oluşturmaktadır.

 

Hafta Sonu 30.09.2006


Posted: 16:58, 2006-10-03 by Alsah Blokları - Esintiler 2
Comments (0) | Link

Dil Devrimi Düşüncenin Yenileşmesidir! / Sevgi ÖZEL

Dil Devrimi Düşüncenin Yenileşmesidir!

74. Dil Bayramı'nı kutlarken, ülkemizle Türkçemizi birlikte düşünüyoruz. Kim ne derse desin Dil Devrimi, Türkçenin gücü, dünkü dil düşmanlarını bile hizaya getirmiştir. Artık kimsenin sözcük yasaklamaya gücü yetmez, dünkü yasakçıların ardılları bugün doğruları çarpıtırken bile devrimle kazandığımız sözcüklere sığınıyorlar.

Sevgi ÖZEL

Atatürk 'e ve eylemlerine hem gözlerini, hem de yüreğini karartarak bakanlar, doğallıkla tutsak oldukları karanlık, bulanık ortamlarda el yordamıyla yaşıyor; olayları, oluşumları ve doğruları akılla, belgelerle, yaşamın gerçekleriyle değil de çarpıtarak yorumluyorlar. Oysa bu ülke, birçok açıdan başka ülkelere örnek olan görkemli bir kültür devrimi yapmıştır. Örneğin Fransızlar 1976'da, ''Tabelalarda Fransızcadan başka dil kullanılmayacaktır'' yasasını çıkarmadan önce çok başarılı buldukları Dil Devrimi deneyimimize ilgili ayrıntılı bilgi istemiş, devrimin öncüsü Mustafa Kemal'den de övgüyle söz etmişlerdir. Bizim MEB ise o sırada Dil Devriminin önünü kesmek, sözcük yasaklamakla uğraşıyordu. Çünkü Harf ve Dil Devrimleri, özellikle 1950'den sonra eğitim kurumlarında ''geçmişle/dinle bağların koparılması, dilde aşırılığa kaçmak, tasfiyecilik, uydurmacılık...'' vb. olarak gösterilmekte, 50-60 sözcüğe savaş açılarak yeni sözcükleri yazan ve kullananlar suçlanmaktaydı.

Laik eğitim karşıdevrime engeldi

Sözcüklere ve yeni sözcük kullananlara yönelik saldırılar, aslında karşıdevrimin tuzağı idi; bu tuzağa Dil Devrimine emek verenler değil, toplum düşürüldü. Çünkü karşıdevrim ve karşıdevrimi besleyenler, 1950'den başlayarak çoğunlukla ''iktidar'' dı. Üstelik karşıdevrimin öfkesi, salt Dil Devrimine değil, Türk Devriminin bütününeydi. Çocuk ve gençler avlandı mı, gerisi kolaydı. Bu nedenle tuzaklar için de en uygun alanlar eğitim kurumları oldu.

Laik eğitim, karşıdevrimin önündeki en büyük engeldi. 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri de karşıdevrimin ekmeğine yağ sürdü. Yağcılar, dönekler de karşıdevrim kervanına katılmakta gecikmedi. Artık Mustafa Kemal'in manevi mirası olan akıl ve bilim değil, inançları kullana kullana yürümek ve yürütmek geçer yoldu.

Karşıdevrim, Dil Devriminin önemini, niçin yapıldığını çok iyi biliyordu. Bu devrim salt sözcük türetmek değildi; düşüncenin ya da anlayışın değişmesi demekti. Devrimin amacı, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının, ulusal kimliği olan diliyle özgürce düşünmesini; düşüncesini özgürce dillendirmesini; kendisi dışında olup bitenleri doğru anlayabilmesini; akılla, bilimle, sanatla ve yaşamla çelişen her şeyi sorgulayabilmesini sağlamaktı. İşte karşıdevrimi korkutan da buydu. Halkın her şeyi açık açık anlaması... Yalanı dolanı yutmayacak kadar bilinçli olması...

Ülke ve dil birbirinden ayrılmaz

En önemlisi bireysel olan inançla toplumsal olan düşünceyi ayırt edebilmesi... Laik eğitimin temel koşulu, toplumun temel iletişim aracı dile egemen olmasıydı. Örneğin kutsal kitabını kendi diliyle okuyan halk, ''derin âlimler'' in birbiriyle çelişen yorumlarını ya da kendisinin değil IMF'nin ağzıyla konuşan politikacıların ''Gayri safi milli hasıla 100 dolar'' açıklamalarını sorgulayabilirdi.

Bu nedenle Dil Devrimine, Türkçeleştirmeye karşı olmak, Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu'nu kapatmak, vasiyetnamesini çiğnemek sıradan tepkiler değildir. Dil Devrimi, Türk Devriminin temel direğidir. Bu direği yıkmaya çalışanlar, ''Başarılı olamamıştır, olamazlar'' demek gerçekçi olmaz; yazık ki karşıdevrim epeyce yol almıştır. Kuvayı Milliyeciler, bağımsızlık savaşı sırasında yalnız yurdunu istila edenlerle değil, bilgisizlikle de savaşmıştır. Şimdi Atatürk ''dindar mıydı, değil miydi'' gibi saçma sapan tartışmalara balıklama atlayanların kimisi, 83 yıl sonra tozlu sandıklardan çıkan kara sakallı fotoğrafları anımsatmakta; Atatürk'ün laik eğitime, dile verdiği önemde ne denli haklı olduğu da böylece kanıtlanmaktadır.

74. Dil Bayramı'nı kutlarken, ülkemizle Türkçemizi birlikte düşünüyoruz. Kim ne derse desin Dil Devrimi, Türkçenin gücü, dünkü dil düşmanlarını bile hizaya getirmiştir. Artık kimsenin sözcük yasaklamaya gücü yetmez, dünkü yasakçıların ardılları bugün doğruları çarpıtırken bile devrimle kazandığımız sözcüklere sığınıyorlar. Ulusal değerler, dil, evrensel bilgi umurlarında değil. Paranın gücü baskın durumda; ''cafe, Ankamall'' yazıp Türk halkına ''kafe, Ankamoll'' okutmayı başarıyorlar. Gençlerimiz, ''top model, miss Turkey, oryantal star, pop star'' olmak için iki lafı bir araya getirmekte zorlanan ''jüri'' ler önünde ''konsept'' e uygun olarak ''performans'' larını döktürüyorlar. Beş haber sunucusundan üçü Türkçenin canına okuyor; kimi TV'ler, pardon ''tivi'' ler, kendi adını bile İngilizceymiş gibi seslendiriyorlar; ''magazin'' ciler dili bozmayı ''başarı'' sanıyorlar. Türkçeyi doğru seslendiren ve kullanan Türkçe, edebiyat öğretmeni sınırlı; gazete ve dergiler yabancı dilden ad ve duyurularla çıkıyor, içleri dışları dil yanlışından geçilmiyor; ne gam! ''Blue&Red Shooes'' dan çıkan kadın, ayakkabısını aldığı yeri söyleyemeyip uzun uzun tanımlıyor.

Müzelik 'müfredat'

Giysi bedenleri artık 1, 2, 3 diye değil, ''S, L, XL'' olarak belirleniyor; ''Eskidji, Cafemsi, Pasha, Kebab's'' gibi adlandırmaların alıcı çoğalttığı sanılıyor. MEB'in anlatım ve yazım yanlışlı bilgisunar sitesini incelediğimizde de müzelik bir ''müfredat'' la çocukların Türkçeyi öğrenemeyeceği açıkça belli oluyor.

Çünkü MEB, 1950'li yıllardan bu yana Dil Devrimini yadsıyor; Türkçeye emek veren ustaları sevmiyor.

Bunca olumsuzluk içinde bilim ve sanat insanları Türkçeyi oya gibi işlemeyi sürdürüyor; gençlerimiz, üniversitelerimiz ve bilinçli aydınlanmacılar Türkçeye sahip çıkıyor. Bu duygularla ama karamsarlığa yenilmeden 74. Dil Bayramı'nı kutluyoruz. Unutmayalım, Dil Devrimi düşüncenin yenileşmesini sağlayan anlayış devrimidir. Atatürk'ü anlayıp aydınlığa yürüyenlere ne mutlu!

74. Dil Bayramınız kutlu olsun!

 

Cumhuriyet 26.09.2006


Posted: 16:56, 2006-10-03 by Alsah Blokları - Esintiler 2
Comments (0) | Link

BEN VE SİTELERİM / ALİ ŞAHİN (ALSAH)

KASTAMONU/ TAŞKÖPRÜ VE KASTAMONULULAR/ TAŞKÖPRÜLÜLERİN RESMİ/ ÖZEL SİTELERİ/ WEB ADRESLARİ - LİNKLERİ

_________
::: ALİ ŞAHİN (alsah) SİTELERİ :::
__________________________

AlsahBloklarıİndexi / Mayıs '06

AlsahBlogYazılarıSeçkisi (OnPunto) / Temmuz '06

AliŞahin'inBloknotu / Ekim '05

AliŞahin'inNotDefteri (OnPunto)/ Temmuz '06

AlsahEdebiyatGünlüğü / Haziran '06

AlsahEdebiyatGünlüğü (Nettesin) / Ağustos '06

ÇocukVeEdebiyatı / Ocak '06

DersimizEdebiyat / Mayıs '06

E - Edebiyat / Ağustos '06

Edebiy@t / Kasım '05

Edebiy@t 2005 / Eylül '05

EdebiyatDünyası / Aralık '05

Esintiler / Haziran '05

GeçmişGelecek / Şubat '06

GerçeğinSesi / Eylül '05

Gökırmak / Temmuz '05

Güldeste / EnGüzelAtatürkŞiirleri (Seçki) / Aralık '05

Güncem'den / Temmuz '05

Gündem (OnPunto)/ Temmuz '06

KastamonuNet / Eylül '05

KastamonuNet (Blogcu) / Aralık '05

Öykü / Ocak '06

ÖykülerÖykücüler / Aralık '05

RıfatIlgazArşivi / Ocak '06

RomanYazıları / Aralık '05

SanatVeToplum / Mayıs '06

SarıYazma / Ağustos '06

ŞiirlerŞairler / Aralık '05

Taşköprü'denBakış / Kasım '05

Taşköprü'denEsintiler / Ağustos '05

Taşköprü'nünSesi / Temmuz '05

TaşköprüYazıhamitKöyü / Ekim '05

YedinciSanat / Aralık '05

YenidenDergi / Kasım'05

YenidenDergi (OnPunto) / Temmuz '06

YenidenEdebiyat / Nisan '06

YenidenKastamonuNet

YeniDergi (OnPunto) / Temmuz '06

YeniEdebiyat / Ocak '06

YeniEdebiyat (Blogcu) / Kasım '05

______________________________________________

*Ali ŞAHİN (alsah): Kastamonu- Taşköprü
______________________________________________

Yazıhamit Köyü (02.02.1952); Yazıhamit Köyü İlkokulu (1964); Taşköprü Ortaokulu (1967); Çorum Öğretmen Okulu (1970); Ankara GEE Türkçe Bölümü (1975- 1978); Eskişehir AÜAÖF' nde TDE Lisans tamamlama (1992); Tosya Gökçeöz Köyü (1970-1974); Taşköprü Kızılcaören Köyü İlkokul Öğretmenliği (1974-1980) ve Taşköprü Sevim Tokatlı Kız Meslek Lisesi TDE Öğretmenliği ve Müdür Yardımcılığı (1980-1998); İl Milli Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürlüğü (1998); Devrekani İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (1998-2003) ve Tokat- Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü (2003- 2004) Emeklilik (17.02.2004- ?). Halen Taşköprü ilçe merkezinde ikamet etmekteyim.
______________________________________________

İletişim İçin E- postalarım:
______________________________________________

alisahin37@gmail.com
alisahin37@hotmail.com
alisahin37@msn.com
alisahin37@mynet.com
alsah37@gmail.com
alsah37@hotmail.com
alsah37@msn.com
alsah37@mynet.com.
asahin37@gmail.com
asahin37@hotmail.com
asahin37@msn.com
asahin37@mynet.com
______________________________________________

Ali Sahin / Em.TDE Ogr.

Bana ulaşmak için aşağıdaki e-mail adresini kullanın

ismim@sitemynet.com

______________________________________________

Türkiye'nin Batı Karadeniz Bölgesinde bir il; Kastamonu ve ilçeleri: Abana, Ağlı, Araç, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Daday, Devrekani, Doğanyurt, Hanönü, İhsangazi, İnebolu, Küre, Pınarbaşı, Seydiler, Şenpazar, Taşköprü, Tosya ile ilgili siteler...

_____________________________________________

Bu sayfada zaman zaman ziyaret edip beğendiğimiz yöremizle ilgili Web sitelerinin linkleri bulunmaktadır. Sitenize kolayca ulaşmayı sağlayacak linkin bu sayfada yer almasını istiyorsanız lütfen bize bildirin.

Taşköprü'den Esintiler
http://alisahin37.sitemynet.com
______________________________________________

 

batıkrdnz

 

_____________________
"Esintiler"
"alisahin37sitemynet.com"
İçin sağdaki "GOOGLE"yi ya da bu linki TIKLAYINIZ...

___________________________________________
TAŞKÖPRÜ ve SARIMSAK
İLE İLGİLİ WEB SAYFALARI/ LİNKLER (SİTELER)
___________________________________________

http://taskoprununsesi.sitemynet.com/

Esintiler

TaşköprüYazıhamitKöyü

Taşköprü'den Bakış

Taşköprü'denEsintiler

Taşköprü'nünSesi

Taşköprü'denSesleniş

TaşköprüTaşköprü...

http://kastamonunet.sitemynet.com/

________________________________
KASTAMONU SİTELERİ
_______________________________________________

Gökırmak

KastamonuNet

YenidenKastamonuNet

KastamonuNet (Blogcu)


Posted: 05:11, 2006-08-26 by Alsah Blokları - Esintiler 2
Comments (0) | Link

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »