A. Şahin'in Not Defteri
20/2/2009 · Kategori: Deneme
A. Şahin'in Not Defteri
| ||
AlsahBlog

A. Şahin'in Not Defteri
| ||
| BEBEĞİM OLMASAYDIN EĞER Geceleri kesintisiz uyuyacak ama her kalkışımda seni öpme duygusunu tadamayacaktım. İstediğim her akşam, sinemaya, bara, dürüm yemeğe, sahilde dolaşmaya gidebilecektim ama 'anne bende geleyim' diye bacaklarıma yapışan minik ellerinin sıcaklığı ısıtmayacaktı yüreğimi... Yeni boyanmış duvarlarımda kalem izi ve yemek izi olmayacaktı ama ben silerken 'anneciğim ne kadar iyisin' diyen sesini duymayacaktı kulaklarım... Babanla belki daha az kavga edecektim ama her kavga sonrası 'üzülme ben seni çok seviyorum' diye beni göğsüne bastırmayacaktın... Belki başım daha az ağrıyacak, daha az yorgun olacaktım ama kanepeye uzanıp minik ellerinle yaptığın o büyülü dokunuşların etkisiyle dirilemeyecektim... Hastane odasında, lohusa kurdelası ile çekilmiş fotoğraflarım olmayacaktı.... Otobüse bindiğimde kimse yer vermeyecekti... Her gece bıkmaksızın baktığın düğün fotoğraflarıma belki yılda bir kez bakacaktım... Annemi bu kadar sevdiğimi anlamayacaktım... 'Seni seviyorum' demeyi hep erteleyecektim. Annelik duygusu ile donanamayacaktım... Doğum izni prosedüründen haberim olmayacaktı... Aynı cinsin rekabetinin ne demek olduğunu anlamayacaktım... Elim senin elinde dolaşırken bir sahil kenarında, dalga seslerinin bize şarkılar mırıldandığını duyamayacaktım... Gece senle ilgili korkulu rüyalar görmeyecek, ızdırapla uyanıp yatağının yanına gelip, derin derin nefes alışını izleyemeyecektim... 38.5 derece ateş beni de yakıp kavurmayacaktı... Anneler gününde kimseden hediye alamayacaktım ama ertesi gün bana küsüp geri hediyesini isteyen bir yavruya gülümseyemeyecektim... Sabrı, merhameti, önseziyi, özveriyi, duyarlığını, öğrenmeyi, öğretmeyi tam randımanlı kullanamayacaktım... Gece 4:30 da gözü kapalı mutfağa kadar gidip, bardağa su doldurup yine gözü kapalı dönme yeteneğini kazanamayacaktım... Minicik evimi mama sandalyesi, otomobil koltuğu, ana kucağı, rengarenk emzikler, muhtelif boyda biberonlar, onlarca çeşit barbie, yapbozlar, tüylü-tüysüz envai çeşit oyuncakla ve şişelerce çocuk ilacı ile doldurmayacaktım... Her çıktığım alışverişten sana alınmış paketlerle dönemeyecektim... Hamilelik esnasında 80’li kilolara kadar çıkıp, tartıyı kırma eğilimi gösteremeyecektim... Çocuk doktorları ile ilişkim, sokakta gördüğüm tabelalardan ibaret olacaktı.... Aşkın ve sevginin bir erkekle kadın arasında yaşanan o önlenemez sevgi olduğunu sanacak ve yanılacaktım... Torun bakma şansım olmayacaktı... Ben kanepede sızmış uyurken, koşa koşa yatağının örtüsünü alıp, üzerime sermek için nefes nefese kalışını göremeyecektim... Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak için insanüstü bir uğraşa asla girmeyecektim... Sulu köftenin köftelerini fındık büyüklüğünde yapmak için sabrım hiç olmayacaktı... Kimseye bu kadar sık sarılamayacak ve yalayıp yutarcasına öpemeyecektim... Sen olmasaydın eğer ben asla 'ben' olmayacaktım... Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğmuş olur. BERRAK OKUL ÖNCESİ EĞİTİM MERKEZİ EBRU KUŞ |
| Cumhuriyet 06.04.2006 |
Yazılı ve Görsel Medya AymazlıklarıPERİHAN ERGUN 80 yıldır gelmiş geçmiş Cumhuriyet hükümetlerinin hiçbirinde AKP yönetimi kadar toplumun tüm katmanlarını bu denli altüst edenine rastlanmadı. Seçim meydanlarında işsizliğin, yoksulluğun, yağma düzeninin, anarşinin, terörün üstesinden geleceğinin söylemleriyle daha bir yıllık partiyken, 3 Kasım 2002'de seçmenin yüzde 25'inden oy alarak çarpık seçim yasası sayesinde TBMM'de yüzde 60'la iktidarı elde etti. O günden bu yana vaatlerini yerine getirmediği gibi, temeli 1923'te kanla, terle, büyük emeklerle atılan Türkiye Cumhuriyet'ini tanınmaz hale getirdi. Halkımızı açlığa, yoksulluğa, anarşi çıkmazında can güvenliğinden yoksunluğa sürükledi. Son günlerde 11-18 yaşlarındaki ilk ve ortaöğretim çocuklarımızın, ilim ve irfan öğretilmesi için ailelerin güç koşullarda gönderdikleri okullarda şiddet rüzgârına kapılarak arkadaşlarını yaralayıp ölümlerine neden olmalarını dehşet ve hayretle izliyoruz. Eğitim uzmanları bu ürkütücü olayların öznelerini kentleşememiş ailelerin ev içi şiddet ve çevre etkisiyle tanımlanmalarını doğru buluyor. Bence bu iktidar, yetenekli öğretmenler yerine kendi inanç ve fikirleri doğrultusunda kadrolaşmaya giderek, gerçek yol gösterici olan bilimden öğretimi uzaklaştırıp, sevgi, dostluk yerine kör inançlarla, tarihi gerçekleri saptırıcı kitaplarla öğrencileri orta çağ eğitimine yönlendiriyor. Bu olaylara el koyup çare bulması gereken Milli Eğitim Bakanı Çelik , 12 günü kapsayan Avustralya, Endonezya gezisinde gönül gezdiriyor. Yola çıkmadan önce aynı Sayın Başbakan'ın Sudan'a girerken söylediği gibi ''Bunlar münferit olaylardır. Bunu medya büyüterek dehşeti kıştırtıyor'' diyebildi. Sayın Başbakan son günlerde diline vird ettiği, yine Hartum'dan kalkan uçakta bir gazetecinin sorusu üzerine, ''Medya bize çok karşı çıkıyor, oysa bizi desteklemeli, birlikte güçlenmeliyiz. Biz şimdi daldaki meyvenin olgunlaşmasını bekliyoruz, sırası gelince koparacağız'' mealinde meydan okudu. Gerçekte şikâyetçi olduğu medyanın büyük kısmı günlük çıkar ve gelecekte sağlayacakları imkânlar nedeniyle iktidarın dizinin dibinde... Yayınlarıyla da özellikle TV ekranlarında televoleler, özel hatlar vs. magazinel gösterilerle beyinleri bilimsel ve kültürel yapıdan yoksun ev kadınlarını, işsiz güçsüzleri, çocukları, özellikle gençleri ekrana bağımlı kılarak yurt ve dünya olaylarından uzaklaştırıyorlar. Yazılı basında da birçok aymazlık var. Çok satan bir gazetede, okullardaki yaralamalarla ölümlere neden olan şiddeti kınayan haberin hemen yanında, Kurtlar Vadisi kitabının gazeteyle beraber çok ucuza verileceğinin reklamı vardı. Bu karşıtlık gazetenin tirajını yükseltmek amacıyla yapılıyor. Bilindiği gibi bu dizi ve film, gençleri Polat Alemdar taklitçiliğine yönlendiriyor. Eğitimin hangi tarafa sürüklendiği konusunda dün öğrendiğim bir konu da epeyi düşündürücü. Tüm ilçelerde müftülüklerce okullara vali onaysız bir bildiri gönderilmiş. Bildiride Kutlu Doğum Haftası nedeniyle müftünün başkanlığında okulda öğrenciler bir araya getirilecek, her birine Kuran meali dağıtılacak, konferansla Hz. Muhammed 'in erdemleri anlatılacak. Anayasa maddesiyle belirtilmiş bulunan, ''Türkiye Cumhuriyeti laik ve demokratiktir'' ilkesine ters düşen bu istem de çok üzücü. Görüldüğü gibi hükümet ılımlı İslama korkusuzca, hızla tırmanıyor. Bir dehşet veren olay da Diyarbakır merkez olmak üzere Roj TV'nin kışkırtmasıyla Güneydoğulu yurttaşlarımızı İmralı-Kandil çizgisinde intifadaya sürüklemeyi amaçlayan kalkışma eylemleri oldu. Eylemlerde gene 6-12 yaş çocukları vicdanları sızlatırcasına ön saflardaydı. Uzun süredir planlandığı belli olan, bu tüm yurdu nefrete boğan eylemler Nevruz'da bekleniyordu. Plan Bingöl kırsalındaki çatışmada öldürülenlerin cenazelerinin kaldırılışına kaydı. Öldürülen 14 kişinin 8'i Irak'tan gelmiş. Bu kalkışmayı körükleyen bir kişi de Diyarbakır Belediye Başkanı O. Baydemir . Mübarek sanki bağımsız eyalet valisi. O kargaşada otomobilinin üstüne çıkıp eylemi yapanları överek cesaret ve kahramanlıklarını kutladı. Olaylar sırasında darpla ölen iki kişinin çoğalmamasını, artık dağılmalarını fütursuzca isteyebildi. Bu bölücülük güç ve eylemlerine hükümet seyirci, gezip tozmalarda. Sözün özü: Bu gidişe dur diyecek siyasal partilerin tümü -sağ, sol, muhafazakâr, ulusalcı- az olsun benim olsun düşüncesinden arınarak güçlü bir Cumhuriyet Cephesi kurmalılar, önümüzdeki seçimlere bir yumruk gibi girerek bu iktidardan memleketi kurtarmalılar. Önlerinde Fransa ile Avusturya gerçeği var. Birleşip istenmeyen başkanları alaşağı ettiler. Dostlar, alev bacayı sardı, artık gerçekleri görelim. Yarın çok geç olacaktır!.. |
Değinmeler 2/ Ali ŞAHİN20050124 Edebiyat tarihi ondan sorulurdu İSTANBUL - Türkiye'de edebiyat tarihi denildiğinde akla gelen ilk isimlerden olan 'Türk Edebiyatı Tarihi' ansiklopedisinin yazarı Atilla Özkırımlı, önceki gün öldü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde tedavi gören ve solunum yetmezliğinden ölen Özkırımlı 63 yaşındaydı. Özkırımlı'nın cenazesi, bugün Yedikule Camii'nde (Kürkçüoğlu Hacı Hüseyin Ağa Camii) ikindi vakti kılınacak cenaze namazının ardından, Kozlu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Özkırımlı'nın 'Türk Edebiyatı Tarihi' ansiklopedisinin yanı sıra 'Dil ve Anlatım', 'En Güzel Türk Hikâyeleri 1-2-3', 'Öykülerde Romanlarda Yaşamak', 'Gençlik ve Edebiyat Hatıraları' gibi pek çok kitabı bulunuyor. Yazarın daha önce Cem Yayınevi'nden çıkan beş ciltlik temel eseri Türk Edebiyatı Tarihi, yenilenmiş iki cilt halinde kısa süre önce İnkılap Kitabevi'nden çıkmıştı. Atilla Özkırımlı’dan Kalan Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050216 Kiremitçi'yle sohbet
(415 kişi okudu) İSTANBUL - Son yılların başarılı yazarlarından Tuna Kiremitçi, Akbank Kültür Sanat Merkezi edebiyat günlerinin bu hafta konuğu olacak. 50 baskı yapan 'Git Kendini Çok Sevdirmeden'le çıkış yapan Tuna Kiremitçi, yarın saat 19.00'da başlayacak etkinlikte kitaplarını okuyacak, ardından da okuyucularla sohbet edecek. Tel: 0212 282 84 30 (Kültür Sanat) Taşrada Yaşama(ma)k!... Yazan : A. Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050222 Kedi ve Yumak Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050302 Kedi ve Yumak Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050303 Kanal D'ye 'Elmas' ödülü RADİKAL - İSTANBUL - Kanal D, performansı, yenilikçi ve güçlü yapısıyla uluslararası iş dünyasına sağladığı katkılar nedeniyle 'Uluslararası Avrupa Yapılandırma' ödülleri çerçevesinde 'Uluslararası Dünya Kalite ve Teknoloji Elmas Ödülü'ne layık görüldü. Altın Makas Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası Cumhuriyet'in 'Fethullah Gülen' dizisine ihtiyati tedbir Son günlerde değişik gazetelerde hakkında yazı dizileri yayımlanan Fettullah Gülen, Cumhuriyet Gazetesi'nde üç gündür yayımlanan Ben de... Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050307 Okumak doyurur! DHA - ŞANLIURFA - İl Milli Eğitim Müdürlüğü, çocuklara okumayı sevdirmek için ekmek arası dönerli okuma günleri düzenledi. Her pazar günü yapılan etkinlikte kitap okumaya gelen öğrencilere ekmek arası döner, meyve suyu ve muz ikram edildi. Bu da Bir Yöntem Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050308 Şarkıcı Berkant kaza geçirdi DHA - DENİZLİ - 'Samanyolu' şarkısının yorumcusu olarak belleklerde yer eden Berkant, bir programa çıktığı Denizli'de geçirdiği trafik kazasında yaralandı. Travma geçiren ve sol kaburga ile sol ayağında ezilme olan Berkant'ın hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtildi. Denizli'deki Club 20'de sahneye çıkan Berkant, dün sabah, İstanbul'a uçakla dönmek için Çardak Havaalanı'na doğru yola çıktı. Kulübün sahibi Ali Çınar' ın kullandığı otomobil, Denizli-Ankara karayolunda ters yola girip tali yoldan çıkan otomobille çarpıştı. Çınar'ın alkollü olduğu tesbit edildi. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edilen Berkant'ın doktorları, şarkıcının bir haftada taburcu edilebileceğini söyledi. Acil Şifalar Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası Ekmek ve gül yetmez! Türkiye'de hâlâ 'Eşitlik Çerçevesi Yasası' bulunmuyor. Siyasette kadın kotası yok. İlköğretime gitmeyen 640 bin kız çocuğu var. 15 yaş ve üstü kadınların yüzde 23'ü okuma yazma bilmiyor Acil Çözüm Ama Nasıl? Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050309 Soru: Fıkraya güldünüz mü? RADİKAL - ANKARA - Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, Ata uçağının türbülansa girmesi sırasında 'moral' vermek için anlattığı fıkra başına dert açtı. CHP'li Bihlun Tamaylıgil, Başbakan tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, "Fıkranın kahkahayla karşılandığı doğru mu?" dedi. Fıkra şöyle: Siirt'e yabancı bir heyet gelmiş. Kadınların, erkeklerin arkasından yürüdüklerini görünce nedenini sormuşlar. 'Bizde âdet böyle' denmiş. Heyettekiler yeniden Siirt'e gelmiş, bu kez kadınların önden yürüdüğünü görmüş, nedenini sormuş. Yanıt, 'Terör örgütü yollara mayın döşedi de, o yüzden' olmuş." Yakışır... Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 20050330 Isparta'da barbarlık Kaymakam Altınpınar, 15 Şubat tarihli talimatına gerekçe olarak, Pamuk'un Ermeni 'soykırım'ı ile igili görüşlerini gösterdi. Kaymakamın talimatı: Yazar olduğu iddia edilen Orhan Pamuk adlı azınlık ırkçısının kütüphane ve kitaplıklardaki kitapları ayıklanarak imha edilecektir. Konunun hassasiyetle takibini rica ederim Dilini Sevsinler Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası 09:28 - 2006-1-25 |
Kategori: Deneme
2005-08-11 Anlatan Anlatana Ama...
Bisim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Hergün herkes birşeyler anlatır durur, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin,değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-09 Bir Şairi Anmak....
Can Yücel'in ölümünden beri her yıl Datça'da düzenlenen '6. Can Şenliği'nin gerçekleşecek olması sevindirici. Sanata edebiyata bir yaşam vermiş şiirimizin ustalarının hele de bir festival çerçevesinde, büyük katılımlarla anılması daha da güzel. Yapılıyor, yapılmıyor diye papatya falı bakılırken gelinen nokta umut verici ülkemiz, edebiyatımız, şiirimiz açısından. Biz de bir başka yöredeydik temmuzun ilk haftasında: Şair Rıfat Ilgaz’ın: Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mescidin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları, dediği kasabada, Cide'deydik. Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü, diye kendini tanıtan mimli şair ve ünlü yazarımız, Koca Çınar Rıfat Ilgaz’ı ölümünün 12. yılında, 10. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivaliyle anmak için.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-09 Daha Ucuz, Daha Çok Baskı
Türk basını adına sevindirici bir haber; demekki okur var, maddi koşullar elverişli değil diye düşündürüyor insanı: 'Haftalık haber dergileri arasında lider konuma yükselen Tempo'nun bu sayısı 100 bin basılarak bir rekor kırdı. Talebe yetişmek için 100 bin basıldığı belirtilen Tempo'nun 80 bin dağıtılan 19 Temmuz sayısı 70 bin 131, 26 Temmuz sayısı da 70 bin 434 adet satmıştı.' İyi de olmuş, daha çok okura ulaşmış. Ancak merak ettiğim bir konu var: Dergi önceki tiraj ve fiatla her sayıda kaç YTL kazanıyordu, yeni tiraj ve fiatla kaç YTL zarar etti? Yoksa sürümden kazanıp karda mı? Öyle ki bu fiatla bayilere uğrayıp eli boş dönenin de haddi hesabı yok. Durum herkesin bildiği o meşhur ticarette beşe alıp üçe satarak sürümden kazanma hikayesi gibi değilse, basının bundan ders alıp daha kaliteli ve daha çok, daha ucuz yayınlara yönelmesi gerekir diyorum ben... Baskı çoğaldıkça maliyetin düşeceğinden hareketle...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-07 Donlu mu, Donsuz mu?
Biz havanda su dövmeyi pek mi seviyoruz ne? Bir zamanlar kanlı mı kansız mı tartışması vardı, şimdilerde de donlu- donsuz tartışması mı başlamış! Hani bir programda TV'ler hava durumu sunumlarına renk katmak istemişti de bir sunucumuz haber sonunda herkese donsuz geceler demiş, işinden olmuştu... Bakın bu hikaye işten de ediyor aman dikkatli olun ha! Bereket ben işsizim artık. Valla dostlar bu iş biraz karışık ne bilek... Hiçbir yerde hiçbir standart yok mu ne? Ayrıca açıklık kapalılık; edep dışılık olmadıkça kimden kime ne? Fazla sınırlama, ki neye göre yapılacak, donsuzluk işin esprisi tabii... Neyse en iyisi bunlara boş versek de ülkedeki asıl gündemi kaçırmasak, yaşamsal sorunları göz ardı etmesek... Anlaştık mı, ne dersiniz? Bu daha yaşamsal derseniz o ayrı tabii.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-09 Anaların Ağlamaması İçin
15 Haziran'da kamuoyuna açıklanan bildirideki görüşlere akl-ı selim sahibi hiçbir kimsenin katılmaması mümkün değil, sorun çok güzel saptanmış: 'Aşağıda imzası bulunanlar, bulunduğumuz çatışma ortamından derin bir kaygı duymaktayız. Sadece geçen ay 50'ye yakın insanımızı yitirdik. 15 yıl süren ve 30 bin civarında insanımızın kaybına yol açan, taraflarca ‘düşük yoğunluklu çatışma' veya ‘kirli savaş' olarak adlandırılan dönemin acıları, milyonlarca insanımızı derinden yaraladı. Artık insanlarımız ölmesin, barış içinde ve adil bir yaşam sürelim. PKK'nın silahlı eylemlere derhal ve önkoşulsuz son vermesini istiyoruz. Hükümetin, kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz.'
Bu her yurtsever vatandaşın ortak talebi. Umarım tez zamanda gerçekleşir de bundan sonra olsun analar ağlamaz.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
205-08-11 Şubelerde Kitap Olsa
Bankaların Kültür Sanat çalışmaları olmalı mı, olmamalı mı? Hele Yapı Kredi gibi böylesine yayın dünyasına dalınmalı mı, diye düşünürüm zaman zaman... Bu tür girişimler geçmişte de başlatıldı ama ya bırakıldı ya da öylesine sürdürülüyor... Günümüzde bile şöyle okunabilecek kitap bulunacak kitapçı dükkanları yok birçok ilçe ve beldelerimizde. Keşke diyorum bu tür çalışmalar yurdun her yanında şubesi bulunan kuruluşlarca da yapılsa ama Ankara Kızılay'da Köşe başında bir dükkana sıkışıp kalmasa, tüm şubelerde bu kitapları görüp dokunabilsek, alamasak da koklamış oluruz hiç değilse.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-10 Divan Edebiyatı Unutulmuş!
100 Temel Eserde gözden kaçan birşey daha var biliyor musunuz? Divan Edebiyatı... Oldu olacak onu da yerleştirseler de çocuklar kitaptan iyice yaka silkseler...
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-10 Yağmur cemi
Haydar Ergülen
(452 kişi okudu)
Yağmur iyidir, içimizi gösterir, kimseye değil elbette, kendimize. Bilinir 'içlenme sanatında usta' olanların bunu içlerine düşen uzun yağmurlarda sınadıkları, içlerine baka baka yağmur oldukları da. Biz olamadık.
Biz, içlenme sanatından geçtim, yağmurun da acemisi olduğumuz için sabır gösteremeyiz, yağmurun halince gelmesini, meşrebince yağmasını bekleyemeyiz, tıpkı gözyaşlarımızın peşinden koştuğumuz gibi yağmurun da peşinden koşarız. Üstelik acelemizin yağmura da, gözyaşlarına da, Edip Cansever'in 'Kirli Ağustos'una da saygısızlık olduğunu unutarak. Acemiliğimizi Turgut Uyar bağışlamıştı, acelemizi de Edip Cansever bağışlasın diyerek...
Vardık Karaburun'a. İzmir'den sonra iki saat kıyıları dolaşarak giden minibüste ise kendimizi Cemal Süreya'nın 'Göçebe'si gibi hissettik: "Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim". Yağmur bizden evvel gelmiş Karaburun'a, yani acelemiz ve acemiliğimiz bizi geçmiş, iyidir dedik, nasılsa şiiri ezberimizdeydi. Nâzım Hikmet'in 'Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı'ndaki 'Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş/Aydın elinde Karaburunda' dizelerini 'vardık ki yağmur huruç eylemiş' diye okusak, koca şairimiz de bize gülümserdi herhalde.
Meğer yağmurun önümüze düşmesi sebepsiz değilmiş, bizi bir 'yağmur cemi'nde dostlarla buluşturmak içinmiş, bir kere daha şükrettik yağan, toplayan, buluşturan yağmura. Demek ki Şeyhim Bedreddin ve yoldaşları Börklüce Mustafa ile Torlak Kemal "yağmur aranıza değil, gönlünüze düşsün" diyerek çağırmışlar bizi Karaburun'a, eyvallah şeyhim eyvallah! Serez çarşısında asılan Şeyhim Bedreddin için "çırılçıplak ağaca asılan çırılçıplak gelecek yine" dendiği gibi olacakmış meğer. Herkes tamam olunca herkesin içine bakması bitince, sıra birbirimize bakmaya, yağmurda cem olmaya geldi: Roll, Express, Karaf, Cumhuriyet ve Birgün'den dostlarımızı gördük. Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa'yı ODTÜ'den hatırladık, 'şoför'ümüzse ODTÜ İnşaat'tan Nevzat Özyeğin'di. Sevindik, Börklüce'nin ruhu hâlâ Karaburun'daydı,burada herkes bir işin ucundan tutuyordu. Baba Zula ile Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu'na bu defa da yetişemedik, onları bekleyen bir başka yağmurdan teselli umduk. Alpaslan Işıklı, Bilge Umar hocalar ve Cahit Işık arkadaşımla Bedreddin ve yoldaşlarından konuştuk. Nâzım Hikmet ve Hilmi Yavuz'dan şiirler okudum, Dr. Hasan Aktaş'ın Yort Savul Yayınları'ndan çıkan 'Yeni Türk Şiirinde Şeyh Bedreddin Arkeolojisi ve Doktrini' kitabından hayli yararlandığım bir konuşma yaptım. Akşam Kırıka topluluğundan zeybekler ve kasap havaları dinledik, Karaburunlu kadınlar çok güzel oynadılar. Ambar Seki Köyü'nde bir taş evdeki Kavimler Kapısı Tiyatro Atölyesi'ni ziyaret ettik gece yarısı, hocaları Şıh Ali ütopyalarını anlattı, oyunlarını kendileri yazıyorlardı tıpkı ekmeklerini de kendilerinin yaptığı gibi.
...Güzeldi. Karaburun'u fazla göremedik, gezemedik ama güzeldi. Hem nasıl güzel olmasın? Etkinlikler Dostlar Çay Bahçesi'nde yapılıyordu, şu uzun yağmurun adı Dostluk Yağmuru'ydu, Bedreddin dostlarının katılımıyla bir yağmur cemi kurulmuştu. Okuldan tanışımız, belediye başkanı Serdar Yasa'ya, bu ceme rehberlik eden dostumuz Gökhan Akçura'ya ve tüm dostlara, Tan Morgül'ün Birgün'deki yazısının başlığından, 'Karaburun'da bulduk biz bu demi', aldığımız ilhamla 'Karaburun'da kurduk biz bu cemi' diyerek muhabbetlerimizi gönderiyor, 2. Karaburun Şenliği'ni daha da güzelleştirip zenginleştiren yağmura da teşekkür etmeyi unutmadan, Nâzım Hikmet'in dizeleriyle hasretimizi bir kere daha paylaşıyoruz: "Hep bir ağızdan türkü söyleyip/hep beraber sulardan çekmek ağı/demiri oya gibi işleyip hep beraber/ hep beraber sürebilmek toprağı/ballı incirleri hep beraber yiyebilmek/yarin yanağından gayrı her şeyde/her yerde/hep beraber/diyebilmek için."
2005-08-10 Ne Yağmur... Ne Şiirler...
Yağmur... Ne güzeldir yağmur şiirleri. Ataol Behramoğlu'nun Ne Yağmur... Ne Şiirler... i,hele biri var ki her yağmurda içim ürperir:Yağmur Çiseliyor
SİMAVNE KADISI OĞLU
ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
NAZIM HIKMET
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-10 Aydınlık
Radyo dinlerken bazen işitirsiniz. Sunucu sorar: "Efendim, ne iş yapıyorsunuz?"
Cevap: "Ben şairim!"
"Adınız?"
Hiç duyulmadık bir addır. Ama madem ki şairliği kendisine uygun görmüş, neden olmasın?
Şimdiye kadar 'filozofum' veya 'düşünürüm' diyeni görmedim hiç, ama bir gün onlarla da karşılaşırsak hiç şaşmayın. Gerçi bazen gazetede çıkan makale, yorum yazılarında 'kerameti kendisinden menkul' unvanlar çıkıyor, 'siyaset uzmanı' filan gibi.
Bir de 'aydın' olmak gibi bir nitelikten söz eder olduk. Aydın kimdir, aydın olmayandan farkı nedir, nasıl tanımlanır, betimlenir, çok çetrefilli konular bunlar. Aydın olarak tanımlanıp sınıflandırılmak yeteri kadar netameli bir şey. Bu yetmiyormuş gibi bir insanın kendisini 'aydın' sınıfına koymasını anlamak daha da zor gözüküyor. Ama kamuoyunda 'aydın' olarak sunulan kişilerin çoğu kendi kendine 'aydın' demekte pek istekli davranmıyorlar zaten
12 Eylül döneminde ünlü bir 'Aydınlar Bildirisi' yayımlanmıştı. Dönemin güçlü adamı Kenan Evren bildiriye sert bir karşılık verdi: "Abdülhamit de aydındı. Ben ne yapayım sizin gibi aydını!" Rahmetli Aziz Nesin altta kalmadı: "Sen bize bir şeyler yapasın diye aydın olmadık," diyerek taşı gediğine koydu.
Şimdi 'aydınlar' gene hareketlendi. Bildiri yayımlıyorlar, Başbakan'ı ziyaret ediyorlar, 'Kürt aydını' 'Türk aydını' olarak ayrışıyorlar.
Bizde 'aydın'lar oldukça ciddiye alınıyor, ama her ülkede aynı ölçüde ciddiye alınmazlar. Örneğin Amerika'da aydınların bildiri yayımlamak, siyasetçileri yönlendirmek gibi işlere kalkıştığını pek göremeyiz. (Hatta 'aydın'ı hakaret anlamında kullananlar bile vardır.) Ama Fransa, Rusya gibi 'ideolojik çekişmenin' hâlâ etkili olduğu yerlerde aydınların söyleyecek sözü vardır ve kendilerine dinleyecek kulak bulmakta pek zorluk çekmezler.
Fakat, 'aydın' niteliğiyle siyasal yaşamda etkili olmaya kalkanların bazı konuları açıklığa kavuşturması gerekmez mi? 'Ben aydınım, sözlerimde hikmet vardır, ben düşünürüm, bilirim, öneririm, kitleler ve politikacılar bana kulak vermelidir' diye ortaya çıkan kişi 'seçkinci', kitleleri (halkı) küçümseyen bir tavır takınmış olmaz mı?
En azından böyle algılanma riskini taşımaz mı?
Bu riske rağmen 'aydın' olarak tanımlanan 'kısmen sınıfsız katmanın' siyasal yaşamımızda küçümsenemeyecek bir rol oynadığını, bundan sonra da azalan bir oranda da olsa bu rolü sürdüreceğini kabul etmek gerekir.
Ama aydınların üstlendikleri rol ne olursa olsun, seçime dayanan siyasette halk desteği sağlamakta hiç de başarılı olamadıklarını söylemeliyiz.
Genellikle aydınların destekledikleri partiler (sol veya liberal-sol partiler) seçimlerde kötü sonuç alıyor. Buna rağmen, aydınların geliştirdikleri önerilerin kitleler ve politikacılar tarafından uzun dönemde benimsenebildiğini ve uygulama alanı bulabildiğini görüyoruz.
Aydınlar, genellikle büyük değişim ve belirsizlik dönemlerinde etkili olur. Son zamanlarda Türkiye'de üstlenmeye çalıştıkları etkinliği, geliştirmeye çalıştıkları vizyonu küçümsememek lazım.
2005-08-10 Aydın mısın?
Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun
Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol
Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alın teri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol.
Rıfat ILGAZ
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-08-10 Ya da
Aydın Mısın?
Oyalan bakalım daha oyalan
nazlı barlarda, cilveli meyhanelerde
post modern salonlarda dolan
Halkoğlu memedi pusuya düşürdüler
yarasına çakal üşürdüler
kolunu kanadını kırıp
özlemini, umudunu yağma ettiler...
Dolaş bakalım sen (çarşafa) dolaş
sosyetik butiklerde, global pazarlarda
Ayırdılar Aslı'dan Kerem'i
Böyle ferman ettiler, böyle buyurdular
Defteri dürüldü Ferhat'ın
gönül kitabından adı silindi şiirin...
Oyalan bakalım sen daha, oyalan
bir gün seni de boğar
ateşine odun taşıdığın yalan...
Erhan Tığlı / Söylem Dergisi Temmuz 2002 sayısı
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
2005-07-25 Oturup Şiir Yazsa...
1919-1922 arasında sürdürülen haklı ve onurlu savaşa karşı direnen, bu işten vazgeçsinler diye Anadolu'ya adamlar gönderen, idam fermanları yayımlayan, var olan durumun, işgalin sürmesini isteyen, haklı bir savaşı sürdürenlere karşı çıkan tarafa 'Onurlu bir mücadelede bulundu' bu büyük bir yurtseverlik örneğidir, ey yükselen yeni nesil, bakın böyle durumlarda siz de M. Kemal gibi değil; Vahdettin gibi davranın mı diyeceğiz? Ecevit de, Vahdettin'in yerinde olsaydı, onun yaptıklarını mı yapacaktı acaba, yoksa M. Kemal’in yaptıklarını mı? Ecevit’in çok parlak başladığı bir kariyeri rakipleri kadar dik kapatamaması; 2001 kriziyle başlayan dönem, hastalıkları, buna rağmen iktidar hırsını yenememesinin halk nezdinde bambaşka bir Ecevit algısı yaratmasının bu tür adımlarla; eşine ,dinimiz elden gidiyor, dedirterek, Vahdettin tartışması ateşleyerek, muhafazakâr, halk kesimlerinde O, iyi bir insandı, izlenimi uyandırmaya çalışma isteği olduğu kanısına katılmamak elde değil.
Yazan : Ali ŞAHİN ( Kişisel Sayfası / Radikal Puanı: 1515)
Anlatan Anlatana Ama...
Bizim basına hiç mi hiç akıl- sır erdiremedim gitti. Gerçi erdirebilen de yok ama... Her gün herkes bir şeyler anlatır durur birileri, hele biraz da medyatikse tamam, dokunma keyfine gitsin! Bizim Cideli İhtiyar Rıfat Ilgaz'ı kim ne etsin, değil mi? Hele bir de mimli ise... Cide Festivalinde Ünlü Şairimiz anıldı, ben de önemli noktalara değinildiğini sandığım bir konuşmanın uzunca çözümü ile izlenimlerimi karaladım, biraz da mürekkep yalamış bir izleyici olarak. Radikal'de istedim ki Rıfat Hocayı analım; ama bir aydır ne bir ses, ne bir nefes... Sağlık olsun, ne diyelim!...
Donlu mu, Donsuz mu?
Biz havanda su dövmeyi pek mi seviyoruz ne? Bir zamanlar kanlı mı kansız mı tartışması vardı, şimdilerde de donlu- donsuz tartışması mı başlamış! Hani bir programda TV'ler hava durumu sunumlarına renk katmak istemişti de bir sunucumuz haber sonunda herkese donsuz geceler demiş, işinden olmuştu... Bakın bu hikaye işten de ediyor aman dikkatli olun ha! Bereket ben işsizim artık. Valla dostlar bu iş biraz karışık ne bilek... Hiçbir yerde hiçbir standart yok mu ne? Ayrıca açıklık kapalılık; edep dışılık olmadıkça kimden kime ne? Fazla sınırlama, ki neye göre yapılacak, donsuzluk işin esprisi tabii... Neyse en iyisi bunlara boş versek de ülkedeki asıl gündemi kaçırmasak, yaşamsal sorunları göz ardı etmesek... Anlaştık mı, ne dersiniz? Bu daha yaşamsal derseniz o ayrı tabii.
2005-08-09
1
Can Yücel'in ölümünden beri her yıl Datça'da düzenlenen '6. Can Şenliği'nin gerçekleşecek olması sevindirici. Sanata edebiyata bir yaşam vermiş şiirimizin ustalarının hele de bir festival çerçevesinde, büyük katılımlarla anılması daha da güzel. Yapılıyor, yapılmıyor diye papatya falı bakılırken gelinen nokta umut verici ülkemiz, edebiyatımız, şiirimiz açısından. Biz de bir başka yöredeydik temmuzun ilk haftasında: Şair Rıfat Ilgaz’ın: Martıların düşürdüğü tohumdan/ Filizlendiğine inandığım kasabamız/ Yosun kokardı evleri/ Çarşıları midye kokardı/ Çekirdeği çölden gelen mescidin/ Boy attığına şaşardım/ Bu deniz yüklü havada/ Nedense gelişemedi bir türlü/ En şirin yerine dikilen/ İrili ufaklı mezar taşları, dediği kasabada, Cide'deydik. Sınıfın ozanıyım mimli,/ Hababam Sınıfı'nın yazarıyım ünlü, diye kendini tanıtan mimli şair ve ünlü yazarımız, Koca Çınar Rıfat Ilgaz’ı ölümünün 12. yılında, 10. Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivaliyle anmak için.
2
"Cide, doğduğum eşsiz, benzersiz memleket... Ne iyi etmiş de anam beni bu cana yakın memlekette doğurmuş!.. Her şeyimi yitirdiğim günlerde Cide'nin belleğimin duvarlarına yansıyan görünümü ile dirilir, yaşama gücümü tazelerdim." der Rıfat Ilgaz da Sarıyazma adlı romanında...
Sarıyazma Festivali, 8 temmuz cuma günü saat 16.00'da Cideli çocukların başlarına bağladıkları sarıyazmalar ile Ilgaz'ın doğduğu tarihi evin önünden Belediye Meydanı'na kadar "Festival Yürüyüşü" ile başladı. Anıta Çelenk koymadan sonra İlk konuşmayı Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi adına Ilgaz'ın ; "Her saltanatın bir sonu var oğlum,/ Buna musalla taşları şahit!// Son sözümü henüz söylemeden/ İşte geldim, gidiyorum,/ Altımda bir kuru tabut!// Tacım, tahtım sana emanet!"
diyerek "tacını. tahtını emanet ettiği" oğlu, Çınar Yayınları sahibi Aydın Ilgaz yaparak babasının doğduğu evin müze yapılabilmesi için tüm Cidelileri katkıda bulunmaya çağırdı.
3
Cideliler olarak en önemli isteklerinin şairin doğduğu ve bir süre önce Kültür Bakanlığı tarafından koruma altına alınan tarihi evin restoresi olduğunu dile getirerek, "Her bir Cideli bunun için bir tek çivi getirse, bu iş gelecek festivale kadar tamamlanmış olur. Babamın doğduğu evin bir an önce müze ve kültür merkezi olarak hizmete açılmasını istiyoruz. Umarım gelecek yıl düzenlenecek festivale yetişir. Eğer gerçekleşirse babamın özel eşyalarını ve kitaplarını da müzeye bağışlayacağım." Diyerek; babasının memleketi Cide'ye olan sonsuz bağlılığına dikkat çekti: ''Babam 7 Temmuz 1993'te İstanbul'da hayatını kaybetti. O yazdığı son romanında, 'Bir gün öleceğim ve bir festivalle anılacağım' diyordu. Ölümünün 2. yılında başladığımız festival ile bunu gerçekleştirebildik. Bu yıl 10.su yapılan bu festival ile dilerim ki, bu şirin sahil kasabası babamın da ömrü boyunca arzuladığı gibi turizme gereken önemi verir ve hak ettiği değeri görür'' diye konuştu.
15 Haziran'da kamuoyuna açıklanan bildiride şu görüşlere yer verildi:
Aşağıda imzası bulunanlar, bulunduğumuz çatışma ortamından derin bir kaygı duymaktayız. Sadece geçen ay 50'ye yakın insanımızı yitirdik. 15 yıl süren ve 30 bin civarında insanımızın kaybına yol açan, taraflarca ‘düşük yoğunluklu çatışma' veya ‘kirli savaş' olarak adlandırılan dönemin acıları, milyonlarca insanımızı derinden yaraladı. Artık insanlarımız ölmesin, barış içinde ve adil bir yaşam sürelim. PKK'nın silahlı eylemlere derhal ve önkoşulsuz son vermesini istiyoruz. Hükümetin, kalıcı barışın sağlanması ve herkesin demokratik toplumsal hayata katılabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesini talep ediyoruz.
Daha Ucuz Daha Çok Baskı
Türk basını adına sevindirici bir haber; demek ki okur var, maddi koşullar elverişli değil diye düşündürüyor insanı: "Haftalık haber dergileri arasında lider konuma yükselen Tempo'nun bu sayısı 100 bin basılarak bir rekor kırdı. Talebe yetişmek için 100 bin basıldığı belirtilen Tempo'nun 80 bin dağıtılan 19 Temmuz sayısı 70 bin 131, 26 Temmuz sayısı da 70 bin 434 adet satmıştı." İyi de olmuş, daha çok okura ulaşmış. Ancak merak ettiğim bir konu var: Dergi önceki tiraj ve fiyatla her sayıda kaç YTL kazanıyordu, yeni tiraj ve fiyatla kaç YTL zarar etti? Yoksa sürümden kazanıp karda mı? Öyle ki bu fiyatla bayilere uğrayıp eli boş dönenin de haddi hesabı yok. Durum herkesin bildiği o meşhur ticarette beşe alıp üçe satarak sürümden kazanma hikayesi gibi değilse, basının bundan ders alıp daha kaliteli ve daha çok, daha ucuz yayınlara yönelmesi gerekir diyorum ben... Baskı çoğaldıkça maliyetin düşeceğinden hareketle...
2005-08-10
Yağmur Çiseliyor
SİMAVNE KADISI OĞLU
ŞEYH BEDDETTİN DESTANI'NDAN
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.
NAZIM HIKMET
Bankaların Kültür Sanat çalışmaları olmalı mı, olmamalı mı? Hele Yapı Kredi gibi böylesine yayın dünyasına dalınmalı mı, diye düşünürüm zaman zaman... Bu tür girişimler geçmişte de başlatıldı ama ya bırakıldı ya da öylesine sürdürülüyor... Günümüzde bile şöyle okunabilecek kitap bulunacak kitapçı dükkanları yok birçok ilçe ve beldelerimizde. Keşke diyorum bu tür çalışmalar yurdun her yanında şubesi bulunan kuruluşlarca da yapılsa ama Ankara Kızılay'da Köşe başında bir dükkana sıkışıp kalmasa, tüm şubelerde bu kitapları görüp dokunabilsek, alamasak da koklamış oluruz hiç değilse.
Aydın Mısın?
Oyalan bakalım daha oyalan
nazlı barlarda, cilveli meyhanelerde
post modern salonlarda dolan
Halkoğlu memedi pusuya düşürdüler
yarasına çakal üşürdüler
kolunu kanadını kırıp
özlemini, umudunu yağma ettiler...
Dolaş bakalım sen (çarşafa) dolaş
sosyetik butiklerde, global pazarlarda
Ayırdılar Aslı'dan Kerem'i
Böyle ferman ettiler, böyle buyurdular
Defteri dürüldü Ferhat'ın
gönül kitabından adı silindi şiirin...
Oyalan bakalım sen daha, oyalan
bir gün seni de boğar
ateşine odun taşıdığın yalan...
Erhan Tığlı / Söylem Dergisi Temmuz 2002 sayısı
Çek usta kalbime yirmi dört ayar bir hüzün... Sen neymişsin be yeğenim? Hüzün de güzel, keder de; hele 24 ayar olursa daha da güzel... Bir de adı Ayşim olursa daha da mı güzel ne!... Hüzünlü Güzel Ayşim gelinimiz galiba, onu daha da çok tanımak istedim siteyi görünce, şunu biz de tanıyalım be evlat, hüzün,yüzünde çok güzel dursa da, belki hüznü sevince; kaygıyı umuda dönüştürürüz... Bir eksik mi var ne sitede? Sanki Ayşim “sanal” bir kişi!... O’nun kendinden neden bir şeyler yok, karşılıksız bir aşkmış gibi duruyor öyle olunca; biliyorsunuz “TEK KANATLI KUŞ” uçamaz... Kanatların ikisini de açma zamanını bekliyorum, sevgiyle, dostlukla; hep sevgili ve dost kalın. Ha bir de zamanınız olursa bizim kürkçü dükkanına da bir uğrayın, belki dost olur, yazışır, çizişiriz de... Kim bilir?
Ali ŞAHİN
Emekli Edebiyat Öğretmeni
http://alisahin37.sitemynet.com
« Önceki :: Sonraki »