Alsah Blokları - AliŞahin'inNotDefteri

• 30/10/2008 - Devletten Yaşar Kemal'e Zeytin Dalı

Kategori: Inceleme
Devletten Yaşar Kemal'e zeytin dalı
29/10/2008

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat ödülü 'Devleti affetmeyeceğim' diyen Yaşar Kemal'e verildi. Kemal, ödülü toplumsal barış için umut ışığı olarak görüyor. Diğer ödül kazanlar Turgut Cansever ve Alaeddin Yavaşça

ANKARA - 2008 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödüllerinin, edebiyat dalında Yaşar Kemal’e, mimari dalında Turgut Cansever’e, müzik dalında ise Dr. Alaeddin Yavaşca’ya verildiği açıklandı. Her zaman muhalif kimliğiyle tanınan, devletle yıldızı pek barışmayan Yaşar Kemal'in ödülü kabul ettiği öğrenildi. Yaşar Kemal, "ödülün toplumsal barışa giden yolun açılmak üzere olduğunun bir işareti olarak" gördüğünü söyledi. Cumhurbaşkanlığı'nın duyurusundan sonra bir açıklama yapan Yaşar Kemal, “Bu ödülün bana verilmesini Türkiye’de siyasal duruşun, barış ve insan hakları mücadelesinin dışlanmaması konusunun ve toplumsal barışa giden yolun açılmak üzere olduğunun bir işareti olarak görmek istiyorum. Bu ödülün siyaset ve partilerüstü bir kurum olan Cumhurbaşkanlığı tarafından verilmesi bu açıdan ümidimi güçlendiriyor,” dedi. 1950 yılından beri, özgürlükçü tutumu nedeniyle defalarca yargılanan, hapse girip çıkan Yaşar Kemal, en son Kürt sorunu hakkında yazdığı 'Türkiye'nin Üzerindeki Kara Gökyüzü' başlıklı yazısı nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmış, cezası ertelenmişti.Yaşamı boyunca devletle başı derde giren aydınların da yanında yer alan yazar, Eşber Yağmurdereli'nin 1997'de hapse girmesi üzerine "Ölünceye kadar Türk devletini bağışlamayacağım," demişti.

Turgut Cansever Türkiye'nin en tanınmış mimarlarından biri. Üç kez Ağa Han Mimarlık Ödülü'ne değer bulununan 88 yaşındaki Cansever, pek çok önemli yapıya imza atmış, kendine has bir yaklaşım kurmuş önemli mimarlardan biri. Dr Alaeddin Yavaşça ise Türk müziğinin yaşayan en önemli isimlerinden biri. Betekar ve icracı Yavaşça, uzun yıllar TRT'de görev aldı, koro yöneticisi olarak da tanınan Yavaşça, Devlet Konservatuvarı'nın kurucuları arasında yer aldı.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, 'Türk kültür ve sanat yaşamına önemli katkılarda bulunan, kültür ve sanatının yücelmesine çalışan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu kişiler ile kurumlara, Devlet adına onurlandırmak ve özendirmek amacıyla' veriliyor. Cumhurbaşkanı'nın kararıyla belirlenen ödülleri öneren değerlendirme kurulu Doğan Hızlan, Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Mustafa İsen, M. Emin Kuz, H. Gürcan Türkoğlu, H. Ahmet Sever ve Zeynep Damla Gürel’den oluşuyor. Ödülü önceki yıllarda Prof. Dr. Halil İnalcık, Ferruh Başağa, Oktay Akbal, Ara Güler, Yıldız Kenter, Burhan Doğançay gibi isimler de almıştı. (Kültür Sanat)

YAŞAR KEMAL

 

1923 [nüfus kaydında 1926]
Göğceli [Gökçedam] köyü, Osmaniye, Adana

Romancı.

Asıl adı Kemal Sadık GÖKÇELİ. Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi’nin oğlu. Aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü’ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Günseli) köyünden olan ailesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki işgal yüzünden uzun bir göç süreci sonunda Adana’nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşmişti. Küçük yaşta bir kaza nedeniyle bir gözünü kaybeden Yaşar Kemal 5 yaşındayken babasının Hemite Camiinde namaz kılarken öldürülmesine tanık oldu. Burhanlı köyü ilkokulunda başladığı ilköğrenimini Kadirli Cumhuriyet İlkokulu’nda tamamladı. Adana’da ortaokula devam ederken bir yandan da çırçır fabrikasında işçilik yaptı. Ortaokulu son sınıfta terk ettikten sonra çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği’nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele’de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli’nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı. Yirmiye yakın işte çalıştığı bu yıllarda en uzun işi beş yıl üst üste yaptığı çeltik tarlalarında kontrolörlük oldu. Bu arada 17 yaşındayken siyasi nedenlerle ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. Askerlikten sonra 1946’da gittiği İstanbul’da Fransızlara ait Havagazı Şirketi’nde gaz kontrol memuru olarak çalıştı. 1948’de Kadirli’ye döndü, bir süre yine çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptıktan sonra arzuhalcilik yapmaya başladı, çeşitli güçlüklerle karşılaştığı için bu işi de sürdüremedi. 1950’de Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesine aykırı eylemde bulunmak savıyla tutuklandı ve bir süre Kozan Cezaevi’nde yattı. 1951’de salıverilince İstanbul’a gitti.

Kısa bir işsizlik döneminin ardından Cumhuriyet gazetesinde röportaj yazarlığı ile başladığı gazeteciliği fıkra yazarlığı ve kurduğu yurt haberleri serisinin yönetimi ile sürdürdü (1951-63). 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde Genel Yönetim Kurulu üyeliği, Propaganda Komitesi başkanlığı ve Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yaptı. 1963’te ayrıldığı gazetecilikten sonra kendini bütünüyle roman yazma uğraşına verdi. 1967’de haftalık dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. Sorumlusu olduğu bu derginin yayınları arasında çıkan Marksizmin Temel Kitabı adlı yapıttan dolayı 18 ay hüküm giydi. Bu karar Yargıtay tarafından bozuldu. Ant dergisindeki yazılarından dolayı çeşitli kovuşturmalara uğradı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 yıllarında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1995’te Der Spiegel’de çıkan bir yazısı dolayısıyla İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılandı, 20 ay hapis cezasına çarptırıldı ve cezası ertelendi. PEN Yazarlar Derneği üyesi. Halen İstanbul’da yaşamakta ve yazarlık ile yaşamını sürdürmekte olan Yaşar Kemal bir çocuk babasıdır.

Yazar küçük yaşlarda halk edebiyatına ilgi duydu; saz çalmaya, türkü söylemeye ve destanlar anlatmaya başladı. Yöredeki halk ozanlarıyla karşılıklı atışmalar yaptı. İlkokulda okurken şiir yazmaya başladı. Köy köy dolaşarak folklor ürünleri derledi. Bu yıllarda şiirlerini Kemal Sadık Göğceli adı ile Türksözü (1939), Yeni Adana (1939) ve Vakit (1940) gazetelerinde ve Varlık, Kovan, Ülkü, Millet, Beşpınar dergilerinde yayımladı. 1940’lı yıllarda Adana’da çıkan Çığ dergisi çevresindeki yazar ve aydınlarla ilişki kurdu ve şiirleri o dergide de yayımlanmaya başladı. Abidin Dino ve ağabeyi Arif Dino ile kurduğu yakınlık onun düşünce ve edebiyat dünyasının gelişimini etkiledi. Ramazanoğlu Kütüphanesi’nde çalıştığı dönemde eski Yunan klasiklerinden Çukurova tarihine kadar pek çok kitapla tanışma olanağı buldu. Bu sıralarda Orhan Kemal’le de tanıştı. İlk öyküleri “Bebek”, “Dükkâncı”, “Memet ile Memet” 1950’lerde yayımlandı. İlk öyküsü “Pis Hikâye”yi ise 1944’te Kayseri’de askerliğini yaparken yazdı. Gözleme dayanan bu ilk öykülerinde konularını Çukurova ve Çukurova insanından aldı; bu yöre insanlarının ekonomik sıkıntılar ve güç doğa koşullarındaki savaşımını insan-doğa-çevre ilişkisi içerisinde ele aldı; giderek uzun öykülere yöneldi.

Bir folklor derlemesi olan ilk kitabı Ağıtlar (1943), o güne değin hiç derlenmemiş ya da çok az ilgi gösterilmiş tekerlemeleri ve ağıtları gün ışığına çıkardı. Bu ağıtları 16 yaşından itibaren derlemeye başlayan yazar, daha sonra Karacaoğlan’ın yayımlanmamış şiirleri üzerine çalıştı. Söz konusu derleme ve çalışmalar, yazarın ileride yazacağı romanlara önemli ölçüde malzeme sağladı.

Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Yaşar Kemal imzası ile yazmaya başladı. Bu dönemde Anadolu insanının iktisadi ve toplumsal sorunlarını dile getirdiği dizi röportajları ile tanınmaya başladı: “Yanan Ormanlarda Elli Gün” (1955), “Çukurova Yana Yana” (1955). “Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” (1955), “Peri Bacaları” (1957). 1952’de yayımlanan ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ta da yer alan “Bebek” öyküsünün Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilmeye başlandığı dönemde yazarın imzasına olan merak giderek artmaya başladı. 1953-54’te Cumhuriyet’te tefrika edilen ilk romanı İnce Memed ise büyük ilgi uyandırdı.

Türkiye’de tarımdan sanayileşmeye geçiş evresi olarak nitelenebilecek 1950’li yıllarda, Çukurova’nın geniş biçimde makineleşmeye açılması ve verimli topraklar üzerindeki ağalar arası rant savaşımının kızışması, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçları Yaşar Kemal’in romanlarının ilk evresinin ana temasını oluşturmuştur denilebilir. Ağa baskısı karşısında dağa çıkan eşkıya İnce Memed’le yazar, bir destan kahramanını anlatırken aynı zamanda toplumsal yapıdaki aksaklıkların da eleştirisini yapar. Roman, ağalara karşı Çukurova’nın yoksul halkına arka çıkan İnce Memed’in halkı için savaşımını konu alır. Roman kahramanının Toroslar’da beş köyün bütün topraklarına sahip bir ağaya karşı direnişi ve çekişmeleri uzun bir serüveni kapsar. Sonunda İnce Memed toprakları gerçek sahipleri olan köylülere dağıtır, ağayı öldürür, dağa çekilip kayıplara karışır ve bir efsane kişisi haline gelir. Yazarın kendi deyimiyle “mecbur adamın” öyküsüdür İnce Memed. Yayımlandığı dönemde büyük yankı yaratmış olan İnce Memed’de yazarın geleneksel masal, efsane tema ve motiflerinden yararlanarak çağdaş düzeyde romantik bir öykü kurduğu gözlenir. Teneke (1967), Çukurova yöresindeki çeltik ağalarına karşı mücadele eden ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir kaymakamın trajik öyküsünü işler, “aydının mücadele gücü”nü dile getirir. Daha sonra bu romanı iki perdelik oyun biçiminde sahneye uyarlamıştır.

Psikoloji ve simgesel öğelerin yer yer ağır bastığı “Dağın Öteki Yüzü” üçlemesinin ilk kitabı olan Orta Direk’te (1960) yazar, “Torosların arka yanındaki” bir köyün insanlarının, pamuk tarlalarında ırgatlık yapmak için, Çukurova’ya doğru yola koyuluşlarını, tabiatla dövüşe dövüşe Çukurova’ya varışlarını anlatır. Roman destansı bir hava içinde ve bu havaya uygun bir Türkçe ile kaleme alınmıştır. Bu “üçleme” yazarın, Orta Direk’in önsözünde de belirttiği gibi, kendi yaşantısı ve tanıklığıdır. Dizinin ikinci kitabı Yer Demir Gök Bakır (1963) bir köy topluluğunun mit yaratması öyküsüdür. Yer Demir Gök Bakır’da, güçlükler içinde bunalan, yaşama şartlarını değiştirmek için bir umutları, bir düşünceleri olmayan köylülerin, insanoğlunun çaresiz kaldıkça başvurduğu çözüme başvurarak, bir mit yaratmalarını ve bu mite sığınışlarını anlatır. Üçlemenin son kitabı Ölmez Otu’nda ise bir yandan değişen koşullar içinde bu mitin yıkılışı anlatılırken, diğer yandan da bir kişinin bir cinayet mitini yaratışı anlatılır. Üçlemenin ilk iki kitabında korkunç sefalet koşullarında duygulanımlara kapılmadan, büyük bir serinkanlılıkla ve bir romancı gözü ile köyün ekonomik ve toplumsal gerçekliği, köylülerin yaşama ve çalışma koşullarını veren Yaşar Kemal Ölmez Otu’nda nesnel koşulları geri plana alarak doğrudan doğruya insana eğilir.

“Irmak Roman” niteliğindeki “Akçasazın Ağaları” adlı dizinin ilk iki kitabı Demirciler Çarşısı Cinayeti (1973) ve Yusufcuk Yusuf’ta (1975) ülkenin tarihsel gelişimi sürecinde Çukurova’daki toplumsal yapının değişimi anlatılır: Derebeyi artığı ağa tipinin çöküşünü, yok oluşunu ve bu yok oluşa koşut giden gelişmeyi; bir başka yönüyle Demokrat Parti’nin kredi yardımları ile tarımdan para kazanan ağaların sanayiye yatırım yapmalarını anlatarak eski toprak ağalarının yavaş yavaş sanayici olmaları sürecini betimler. Ne var ki Yaşar Kemal bu toplumsal değişme sürecinin üzerinde fazla durmaz; asıl göstermek istediği, bir düzenin çöküşü ve yozlaşmasıdır. Bu romanlarında Çukurova’da kapitalizmin gelişmesiyle yok olmaya yüz tutan bir yapının son çırpınışlarını, toprak ağası iki ailenin gerçeğinde verir.

Hüyükteki Nar Ağacı’nda, Çukurova’da tarımdaki makineleşme sonucunda ortaya çıkan işsizlik sorunu ele alınır. Çukurova’ya çalışmaya inen kırsal kesim insanının bu yeni gelişme karşısındaki dramını ve çaresizliğini işler. “Kimsecik” üçlemesinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu yarı özyaşam öyküsü niteliği taşımaktadır. Van Gölü kıyısındaki bir köyden yine Çukurova’ya göçen bir ailenin karşılaştıkları sorunlar çevresinde göç serüveni yansıtılır. Bu üçlemenin ortak noktasını köy insanlarının, özellikle de bir köy çocuğunun duyguları, düşünceleri, özleyişleri oluşturmaktadır. “Korku” teması bu “üçleme”nin odağında yer almaktadır. Özellikle “üçleme”nin ikinci kitabı Kale Kapısı “korkunun romanı” olarak nitelenebilir. “Üçleme”nin son kitabı Kanın Sesi bir evdeki kişilerin, daha çok da bir çocuğun, Salman’ın öyküsüdür aynı zamanda, Salman’la birlikte bütün çocukların öyküsüdür. Kanın Sesi “korkunun sesi”, “cinayetin sesi” olduğu kadar “sevginin sesi”dir de.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu’nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. Halk öykücülüğünden yola çıkarak, sözlü gelenekte yaşayan Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik öykülerini Üç Anadolu Efsanesi (1967) adıyla yeniden kaleme almıştır. Ağrıdağı Efsanesi’nde (1970) bir aşk olayından yola çıkarak ve bu simgesel tema içerisinde baskı karşısında halkın dayanışma gücünü; Binboğalar Efsanesi’nde (1971) ise Toros eteklerindeki Türkmen göçebelerin yerleşik düzene geçmeleriyle ortaya çıkan güçlükleri, düş kırıklıklarını ve geçmiş yaşamlarına duydukları özlemi anlatır. Osmanlının son dönemlerinde haksızlıklara karşı dağa çıkmış bir eşkıyanın yaşamını Çakırcalı Efe’de (1972) ele alır. Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’da ise yine bir halk öyküsünden yola çıkar; alegorik bir üslupla sömürenlerle sömürülenler arasındaki ilişkiler anlatılır.

Yaşar Kemal 70’li yılların ortalarından itibaren yazarlığında yeni bir yönelimin ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler vermeye başlar. Al Gözüm Seyreyle Salih (1976), Kuşlar da Gitti (1978) ve Deniz Küstü (1978) romanlarında yazar ilk kez Çukurova dışına çıkarak kenti ve deniz insanını konu edinir. Deniz Küstü’de büyük kentin karmaşasını, yozluğunu işler. Deniz insanının kentteki yaşam serüveninden yola çıkarak kente yabancılaşmasını, deniz doğasının yok oluşunu yansıtır. Aynı olguyu Kuşlar da Gitti’de çocukların dünyasından ele alır. Bir deniz kasabasındaki insanların sorunlarını, uğraşılarını, birbirleriyle ilişkilerini Al Gözüm Seyreyle Salih’te dile getirir.

“Bir Ada Hikâyesi” üçlemesinin ilk kitabı olarak kaleme aldığı Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana’da Ege’de mübadele hükümleri gereğince Yunanistan’a göç ettirilen Rumların boşalttığı bir ada ekseninde Balkan Savaşı’ndan Sarıkamış’a, değin yakın tarihte yaşanan acıları dile getirir. K. Şahin, romanı değerlendirirken “Romanın asıl amacı, mübadele sonrasının kıpırtısızlığında bu topraklarda yaşanan savaşlara, çoktan unutulmuş olan, kimsenin sözünü bile etmediği, etmek istemediği savaşlara dair bir şeyler anlatmak sanki” der.

Yazarın Anadolu insanının sözlü anlatım geleneğinin ürünleri olan destanlardan, ağıtlardan, halk öykülerinden, masallardan, türkülerden ve çağdaş roman tekniklerinden yararlanarak vardığı bireşim ve üslup onu her bakımdan özgün bir çağdaş sanatçı kimliğine ulaştırmıştır. Kurduğu imge ve mit dünyası, benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı, kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar, sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılan özellikler olarak görünmektedir. Anlatımındaki özgünlük “düşle gerçeği, doğayla insanı iç içe” vermedeki başarısından kaynaklanmaktadır. Yarattığı dünyanın dış görünümünü etkileyici bir biçimde çizer. Şiirsel üslubu, olağanüstü düş gücü, modern romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması onu özgün kıldığı kadar güçlü de kılan özellikleridir.

Yazarın İnce Memed adlı romanı yaklaşık 40 dile çevrilerek yayımlandı. Diğer romanları da çok sayıda yabancı dile çevrildi; kitaplarının yurtdışındaki baskısı 140’tan fazladır. Bu bağlamda uluslararası bir üne sahip olan Yaşar Kemal ilgili kurum ve kişilerce Nobel Edebiyat Ödülü’ne de aday gösterilmiştir.

Roman ve öykülerinden yapılan uyarlamalarla çağdaş Türk tiyatrosuna da katkıları oldu; Yer Demir Gök Bakır, “Uzundere” adıyla 1965’te, Teneke yazarın oyunlaştırması ile Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu tarafından 1965’te ve Ağrı Dağı Efsanesi 1974’te çeşitli tiyatrolar tarafından sahnelendi. Birçok yapıtı da sinemaya uyarlandı. Bunlardan “Beyaz Mendil”i 1955’te Lütfü Akad; “Namus Düşmanı”nı 1957’de Ziya Metin; “Alageyik”i 1959’da, “Karacaoğlan’ın Sevdası”nı 1959’da ve “Ölüm Tarlası”nı 1966’da Atıf Yılmaz; “Ağrı Dağı Efsanesi”ni 1974’te Memduh Ün; “Yılanı Öldürseler”i 1981’de Türkân Şoray, “İnce Memed”i 1984’te Peter Ustinov ve “Yer Demir Gök Bakır”ı 1987’de Zülfü Livaneli yönetti.

Öykü

Sarı Sıcak, İst.: Varlık, 1952
Bütün Hikâyeler, İst.: Cem, 1975.

Roman

İnce Memed, 1. c., İst., 1955; 2. c., İst., 1969; 3. c., İst., 1984; 4. c., 1987
Teneke, İst.: Varlık, 1955
Orta Direk, İst.: Remzi, 1960
Yer Demir Gök Bakır, İst.: Güven, 1963
Ölmez Otu, İst.: Ant, 1968
Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti, İst.: Cem, 1974
Akçasazın Ağaları / Yusufcuk Yusuf, İst.: Cem, 1975
Yılanı Öldürseler, İst.: Cem, 1976
Al Gözüm Seyreyle Salih, İst.: Cem, 1976
Allahın Askerleri, İst.: Milliyet, 1978
Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) İst.: Milliyet, 1978
Deniz Küstü, İst.: Milliyet, 1978
Hüyükteki Nar Ağacı, İst.: Toros, 1982
Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik I, İst.: Toros, 1980
Kale Kapısı / Kimsecik II, İst.: Toros, 1985
Kanın Sesi / Kimsecik III, İst.: Toros, 1991
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, İst.: Adam, 1997
Karıncanın Su İçtiği, İst.: Adam, 2002
Tanyeri Horozları, İst.: Adam, 2002.

Destansı Roman

Üç Anadolu Efsanesi, İst.: Ararat, 1967
Ağrıdağı Efsanesi, İst.: Cem, 1970
Binboğalar Efsanesi, İst.: Cem, 1971
Çakırcalı Efe, İst.: Ararat, 1972.

Röportaj

Yanan Ormanlarda 50 Gün, İst.: Türkiye Ormancılar Cemiyeti, 1955
Çukurova Yana Yana, İst.: Yeditepe, 1955
Peribacaları, İst.: Varlık, 1957
Bu Diyar Baştan Başa, İst.: Cem, 1971
Bir Bulut Kaynıyor, İst.: Cem, 1974.

Deneme-Derleme

Ağıtlar, Adana: Halkevi, 1943
Taş Çatlasa, İst.: Ataç, 1961
Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem, 1974
Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu ile)
Ağacın Çürüğü: Yazılar-Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet, 1980
Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat, 1985
Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: Yapı Kredi, 1997
Ustadır Arı, İst.: Can, 1995
Zulmün Artsın, İst.: Can, 1995.

Çocuk Romanı

Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, İst.: Cem, 1977

Çeviri

Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile), İst.: Adam, 1977

FİLMOGRAFİ:

 Beyaz Mendil, 1955, Lütfü Akad

Namus Düşmanı, 1957, Ziya Metin

Alageyik, 1959, Atıf Yılmaz

Karacaoğlan’ın Sevdası, 1959, Atıf Yılmaz

Ölüm Tarlası, 1966, Atıf Yılmaz

Ağrı Dağı Efsanesi, 1974, Memduh Ün

Yılanı Öldürseler, 1981, Türkân Şoray

İnce Memed, 1984, Peter Ustinov

Yer Demir Gök Bakır, 1987, Zülfü Livaneli

ÖDÜLLER.

“Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi ile 1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı

İnce Memed ile 1956 Varlık Roman Armağanı

Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile 1966 İlhan İskender Armağanı

“Teneke” oyunu ile 1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü

Demirciler Çarşısı Cinayeti ile 1974 Madaralı Roman Armağanı

Yer Demir Gök Bakır ile 1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü

Ölmez Otu ile 1978’de Fransa’da En İyi Yabancı Kitap Ödülü

Binboğalar Efsanesi ile 1979 Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü

1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü

1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi

1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü 1985 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü

Kale Kapısı ile 1986 Orhan Kemal Roman Ödülü

1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü

1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı

1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası

1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı

1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası

1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü

1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı

1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce Özgürlüğü Ödülü

Kanun Sesi ile 1996 Akdeniz Yabancı Kitap ödülü (Perpignan, Fransa)

1996 VIII Katalunya Uluslar arası Ödülü (Barcelona, İspanya)

1996 Human Right Watch Hellman-Hammet "Baskıya Karşı Cesaret Ödülü" (New York, ABD)

1997, Premio Internazionale Nonino Ödülü (İtalya)

1997, Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (Uppsda, İsveç)

1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)

1997 Norveç Yazarlar Birliği ödülü, Wole Soyinka ile ortak

1997 Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncalar Birliği ödülü

1998 Frei Üniversitesi Berlin fahri doktora

1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat ödülü

2002 Bilken Üniversitesi fahri doktora

2003 Z. Homerus Şiir ödülü

2003 Savanos ödülü (Selanik)

2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek ödülü.

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/10/2008 - Söz büyüğün sus küçüğün / 1

Kategori: Inceleme

Söz büyüğün sus küçüğün / 1

Çağdaş çocuk yazını geleneksel yaklaşımdan farklı olarak okuyucusunu önemsiyor, yüceltiyor, sorunlarını dile getiriyor, yetişkinlerle eşit hakları olan birey olarak kabul ediyor.

TIKLAYIN

Zehra İpşiroğlu

Geleceğimizi nasıl tasarlıyoruz, çocuklarımıza nasıl bir yatırım yapıyoruz, yarınlara nasıl bir kuşak kazandırıyoruz? Bu dizide insan yetiştirme sanatına çocuk yayınları açısından bakarak temel eğilimleri ve sorunları çıkarmaya çalışacağım. Medya kültürünün ağırlık kazanmasıyla okuma kültüründen her ne kadar günden güne daha da uzaklaşıyorsak da çocuklar ve gençler için üretilen yayınlar hâlâ piyasa edebiyatının başını çekiyor. Özellikle büyük kentlerdeki okullarda sık sık kitap günleri, fuarlar açılıyor, çocuk yazarları davet ediliyor, çocuklarla yazma ve okuma atölye çalışmaları yapılıyor. Devlet okullarında bile çeşitli sivil kuruluşların desteği ile bu tür etkinliklere az çok yer veriliyor. TÜYAP Kitap Fuarlarında da çocuklara ve gençlere yönelik programlar ve etkinlikler son yıllarda giderek arttı. Gazetelerin de çoğu, çocuk ve gençlik edebiyatı tanıtımlarına geniş çapta yer veriyor. Bütün bu gelişmeler ilk bakışta çok sevindirici bile olsa nicelik/nitelik tartışmasını da beraberinde getiriyor.

Çünkü belirleyici, çocuklarımıza ne sunduğumuz ve onlarla nasıl bir diyalog kurduğumuz, çocuk yayınlarının günümüzde dev bir örümcek ağı gibi her yeri kaplayan tüketim ve medya dünyasına karşı nasıl bir alternatif oluşturduğu. Günümüzde sanal-gerçek türlü imge ve görüntülerle güzel, çekici, heyecanlı, iç gıcıklayıcı, korkutucu, gerçekçi, fantastik çeşit çeşit dünyalar sunuyor bize.

Yaşamımızı televizyondaki görüntülerden çeşitli bilgisayar oyunlarına, boyalı magazinden reklamlara değin kuşatan yüz binlerce görüntü ve imge, düşünme, duyma ve algılama biçimimizi, kısaca tüm kişiliğimizi kuşkusuz yoğun bir biçimde etkiliyor. Doğal olanın giderek yok olduğu, düşünme, düş görme ve duyumsama yetilerinin hızla değişen algılamalarla kısa süreli uyarılara, yüzeysel izlenimlere, anlık coşkulara, sabun köpüğü yaşantılara indirgendiği bu dünyaya acaba çocuk yayınları hangi pencereden bakıyor? Çocuklara nasıl ulaşmaya çalışıyor, bunu başarabiliyor mu? Düşündürme, düş gücünü geliştirme, dil duyarlığı kazandırma, duyarlığı geliştirme, yeni dünyalar açma gibi değerleri gerçekleştirebiliyor mu? Çocuk ve gençlik yayınlarını değerlendirirken bütün bu noktaları göz önüne almak gerekiyor.

 

Çağdaş çocuk yazını

Günümüzde çağdaş çocuk yazınından söz ettiğimizde çocukları önemseyen, ciddiye alan, yaşadıkları ortam ve koşullarla hesaplaşmadan kaçınmayan, onların dünyalarını bulgulamaya, sorunlarını dile getirmeye çalışan, gereksinmelerine yanıt arayan bir yaklaşımı anlıyoruz. Batıda, çocuk ve gençlik yazınının yaklaşık otuz yıldır yaşadığı değişim, çocuğa yaklaşımda geleneksel yaklaşımlardan ayrılan yepyeni bir anlayışı gündeme getiriyor. Bu anlayış çocuğu yücelten ya da korunması ve yoğurulup biçimlendirilmesi gereken bir varlık olarak görmüyor, yetişkinlerle eşit hakları olan bir birey olarak kabul ediyor ve kişilik gelişimine her şeyden çok önem veriyor. Çocuğa korumacı ya da otoriter bir yaklaşımla hep yukarıdan bakan, bir şeyler dayatmaya çalışan otoriter ve didaktik anlayışın yerini çocuğu anlamak, tanımak, bulgulamak yolunda bir yaklaşım alıyor.

68 kuşağının eğitimde köklü reformlarla birlikte getirdiği bu anlayışın uzantısı olarak çağdaş çocuk ve gençlik yazınında her tür konu işlenilebildiği gibi, o zamana değin tabu sayılan tüm sorunlar ve çelişkiler de ortaya dökülüyor. Sözgelimi ataerkil aile yapısı ve otoriter eğitimin çocuklar üzerinde baskıcı etkileri, seksizm, çocuk cinselliği, cinsel istismar, çevre kirlenmesi, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, şiddet, savaş, ölüm, özürlü olma gibi konular görülmemiş bir açık yüreklilikle ele alınıyor.

Yetmişlerden sonra çocuğun iç dünyası keşfediliyor, çocuk bakışı, çocuğa özgü olan bulgulanırken çoğulcu bakış, çocukta büyüğü, büyükte çocuğu bulgulama, çocuk dünyasının hem çocuklara hem de büyüklere seslenen renkli dünyasının derinliklerine inme, kurmaca ve gerçeğin iç içe girmesi, oyun oynama olgusunun vurgulanması, metinlerarası etkileşim vb. eğilimler belirleyici olmaya başlıyor.

 

Sansürün kıskacındaki çocuk edebiyatı

Türkiyede sanat ve kültürün her alanında olduğu gibi çocuk yazını alanındaki gelişimler de sıkıştırılmış bir zaman süresi içinde aynı anda yaşanmakta. Ağırlıkta olan geleneksel çocuk yazını anlayışının yanı sıra çocuğun dünyasını bulgulamaya çalışan çağdaş yaklaşımlar çocukları sımsıkı kuşatan medya kültürüyle iç içe gelişiyor. Gene de çocuk ve gençlik yazınının yetişkin yazınıyla karşılaştırdığımızda önemli bir ayrılık olduğunu görüyoruz. Çağdaş yazın anlayışı yaşadığımız ortam ve koşullarla yoğun bir hesaplaşmayı dile getirdiği gibi, demokratik gelişmeyi tıkayan engellere karşı bir kutup oluşturuyor. Bu nedenle de sürekli olarak soruşturma, yasaklanma, sansür, saldırı, tutuklanma vb. baskılara maruz kalıyor. Demokratikleşmenin sancılarını yaşayan tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiyede de yazar kendini karşı koyan, direnen, demokratik haklar ve düşünce özgürlüğü için savaşan aydın kesiminin sözcüsü olarak görüyor. Çocuk ve gençlik yazınında ise durum farklı. Resmi ideolojinin, tutucu eğilimlerin ve geleneklerin etkisi bu alanda tüm yoğunluğuyla yaşandığı gibi, bunun dışına çıkan yazarlar ayrıksı kalıyorlar. Öte yandan cinsel ayırımcılık ve cinsel istismar, şiddet, özürlülük, hastalık, ölüm gibi çocuk ve gençlerin yaşamında da belirleyici olan sosyal ve varoluşsal sorunlar büyük oranda tabu konular olarak göz ardı ediliyor.

 

Baskı altındaki minikler

Çocuk ve gençlik yazınının yeterince gelişememesinin toplumumuzda yerleşik olan çocuk imgesine bağlı olarak çeşitli nedenleri olduğu söylenilebilir. Bunların başında feodalizmin izlerini süren otoriter toplum ve devlet yapısı, baskıcı eğitim anlayışı, ataerkil aile sistemi ve İslam geleneğinin uzantıları geliyor. Bu anlayış çocuğu kendi kişiliği olan bir birey olarak görmez, çocuğu yalnızca işlevsel bağlamda aileye ve topluma getireceği katkılar açısından değerlendirir. Bu anlayış çerçevesinde çocuk tepeden inme kurallar ve yasaklamalarla hem yoğurulması ve biçimlendirilmesi, hem de korunması gereken bir varlık olarak görülür. Bu açıdan da sorular sorarak dış dünyaya açılması, özgür ve bağımsız düşünmeyi öğrenmesi, özgüven kazanması engellenir. Okumaya yeni başlayan çocuklar için hazırlanan resimli öykülerde bile bu anlayışı gözlemleyebiliyoruz.

Kümesin dışındaki yaşamı merak edip çiftlikten ayrılan meraklı civcivin başına gelmedik kalmaz. Ya tilkiye yem olur ya da canını zor kurtarıp bir daha kümesten dışarı çıkmamaya karar verir. Çocuğu kendi kişiliği ve yaratıcı gizilgücü olan bir birey olarak değil de, baskıyla ya da tatlılıkla, korkutarak ya da ödüllendirerek ehlileştirilmesi gereken yabanıl bir varlık olarak gören bu anlayış,Eti senin kemiği benim, Büyüklere saygı küçüklere sevgi, Kızını dövmeyen dizini dövervb. özdeyişlerimizde de kendini açıkça belli eder.

 

Çocuklar yönlendiriliyor ve biçimlendiriliyor

Bu nedenle çocuk için üretilen yazında da çoğu kez öğreticilik ilkesi ağır basıyor. Yazarlar kendi ideolojileri ve dünya görüşleri doğrultusunda çocuğu yönlendirmeye ve biçimlendirmeye çalışırken çocuğu anlamaya ve keşfetmeye çalışma, onun sorunlarına eğilme gibi bir anlayıştan uzak düşüyorlar. Böylece çocuğun yaşadığı binlerce sorun sözgelimi ekonomik sorunlar, geleneklerin baskısı, medyanın olumlu ve olumsuz etkisi, aile baskısı, çevre sorunları, terör ve şiddet olayları, çağdışı eğitim sisteminin baskısı, cinsel sorunlar vb. ya görmezden geliniyor, yok sayılıyor ya da piyasa yazınının kalıplaşmış anlayışı içinde tüketiliyor.

 

Parmak sallayan bir öğreticilik

Çocuk yazınıyla yetişkin yazınındaki çocuk imgesi arasındaki bu ikilemin nedeni, çocuklarla ilişkimizdeki otoriter ve korumacı yaklaşımın yazarların yaratıcılıklarını özgürce kullanmalarını engellemesi. Yaratıcı bir yazar bile söz konusu çocuk olunca kolaylıkla parmak sallayan bir öğretmene dönüşebiliyor. Otoriter bir yaklaşımın uzantısı olan gelenekçi yaklaşımların çıkış noktası çocuk ve çocuğun dünyası değil, yazarın eğitimci yaklaşımıdır. Eğitim odaklı çocuk yazınının en tehlikeli yanı, kolaylıkla ideolojik güdümlemelerin etkisi altına girebilmesidir. Yazar böylelikle kendi görüşü doğrultusunda çocuğa belli doğruları aşılamayı amaçlar. Bu nedenle dünya görüşü birbirinden ayrılan yazarların yapıtlarını incelediğimizde gene de ortak bazı noktalar saptayabiliyoruz.

Yaşamın şematik bir iyiler-kötüler karşıtlığına dönüştürülerek ve kesin doğruların ve yanlışların savunulmasından çocukların gerçekleriyle uzak yakın ilgisi olmayan şablon bir dünyanın yaratılmasına, parmak sallayan bir öğreticilikten her tür mantıksızlığa ve saçmalığa, usdışı çözüm önerilerinden farklı olana düşmanlığa ve saldırganlık ve şiddete değin bir sürü ortak nokta göze çarpıyor. Yayın piyasasının önemli bir bölümünü de son yirmi yıl içinde giderek sayıları artan dinci yayınlar oluşturuyor. Türk gücünü ve Müslümanlığın en üstün din olduğunu anlatan vurdulu kırdılı çizgi romanlarından, savaş öykülerine, ibret verici korku öykülerinden çarpıcı kahramanlık öykülerine yer veren destanlara değin, çocuklara geniş bir yelpaze sunan dinci yayınlar, gene şematik bir iyiler kötüler çatışması çerçevesinde gelişen psikolojik ağırlıklı gençlik romanlarıyla da gençlere ulaşmaya çalışıyorlar. Dinci yayınların çoğu kez Eğitim Bakanlığının çıkardığı kitapların ideolojisiyle örtüştüğünü görüyoruz.

11 Ekim 2008
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/10/2008 - Mahallede "Baskı"nın Kılıfı

Kategori: Inceleme

Mahallede "baskı"nın kılıfı

28/10/2008 10:08
image

Hükümet ve belediyeler toplumsal hayata dönük baskıcı uygulamalarına yeni bir kılıf buldular: "mahalle baskısı". Üniversitelerde "özgürlüğün savunucusu" olarak sunulan türbanlı kadınlar mahallelerde "baskı" için eylem yapıyor.

soL (HABER MERKEZİ) AKP'li belediyelerin kamuya açık alanlarda içki içilmesini yasaklamak gibi toplumsal hayata dönük baskıcı uygulamalarının, son dönemde sıkça duyduğumuz "mahalle baskısı" terimiyle uygun kılıflara sokulmaya başlandığına tanık oluyoruz. "Muhafazakar uygulamalar"ı yerleştirmeye dönük "örgütlü" eylemler mahalle baskısı nitelendirmesiyle "vatandaş tepkisi" boyutuna indirgenmeye çalışılıyor.

Bunun son örneği 25 Ekim'de Sakarya'da yaşandı. Sakarya'da Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan ve 2008 Nisan'ında Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açılışını yaptığı Kent Park'ta çoğunluğunu türbanlı ve çarşaflı kadınların oluşturduğu "bir grup vatandaş", parktaki gençlerin davranışlarından rahatsız olduklarını belirterek protesto gösterisi yaptılar. Eylemde "mahallelinin" taşıdıkları pankartta "Aşk parkı değil aile parkı istiyoruz, Kent Park'taki ahlaksızlığa hayır" yazarken ellerinde de "Ey gençler namusunuzu koruyun. Zinaya yaklaşmayın. İyi bilin ki namusunu koruyana cennet vardır. Hadis- Şerif' yazılı dövizler vardı. Gençlerin parkta uygunsuz hareketlerde bulunduğunu iddia eden grup Büyükşehir Belediyesi yetkililerine seslenerek bu durum karşısında istenmeyen olayların yaşanabileceği uyarısında bulundu ve yetkililerden önlem almasını istedi.

Bazı haber ajansları eylemi "Sakarya'nın Adapazarı ilçesinde yaptırılan Kent Park'ta gençlerin uygunsuz davranışlarda bulunması mahallelinin tepkisine sebep oldu" alt başlığıyla duyurdu. Belediyelerin daha önce de örnekleri görülen parklar ve açık alanlardaki baskıcı uygulamalarını bundan sonra "mahalle baskısı" ile daha kolay gerekçelendireceği yorumları yapılıyor.

Eğitim-Sen "Çocukları alet ediyorlar"
Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç da konu ile ilgili bir açıklama yaparak, eyleme çocukların da alet edilmiş olmasına dikkat çekti. Kılıç açıklamasında "Daha önce deniz kenarındaki banklarda ya da parklarda oturan çiftlere 'ahlak zabıtası' adı altında müdahale edildiğine, üniversite öğrencilerinden oluşan kürek takımına tayt giydikleri için tacizde bulunulduğuna tanık olmuştuk. Sakarya'daki son park eylemi, bu tür ahlak zabıtalığı girişimlerine çocukların da alet edilmeye başlandığını gösterdi" dedi. Kılıç "Sayın Başbakan, günlerdir, sokak gösterilerinde çocukların yer almasına ilişkin zehir zemberek açıklamalarda bulunuyor. Şimdi kendisine çocuklar konusundaki bu duyarlılığını bu kez de Sakarya'ya yönlendirmesini, Kent Park'ta olanlara da bakmasını öneriyoruz" dedi.

http://haber.sol.org.tr/

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/10/2008 - Fakir Baykurt 10-12 Ekim 008'de Burdur'da Anılacak

Kategori: Etkinlik
9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri 10 - 12 Ekim günleri arasında, büyük yazarın memleketi Burdur'da gerçekleştirilecek.

Büyük yazar, eğitimci ve örgütçü Fakir Baykurt (15 Haziran 1929, 11 Ekim 1999), "Fakir-Der" tarafından bu yıl dokuzuncusu düzenlenen "Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri" etkinliğiyle anılıyor. 10 - 12 Ekim günleri arasında gerçekleştirilecek etkinlikler, 10 Ekim Cuma günü saat 12.00'de basın açıklaması ve yürüyüşle başlayacak.

Fakir-Der, 10 yıllık geçmişi bulunan ve 9 yıldır da ulusal boyutlu düzenlediği etkinliklerle, Burdur Akçaköylü Fakir Baykurt'un ulusal ve evrensel edebiyat dünyasında benimsenmiş eserlerini yerel, ulusal ve uluslararası ortamlarda paylaşmayı amaçlıyor.

Fakir Baykurt anısına düzenlenen etkinliklerde eğitim dünyası, siyaset ve kültürle ilgili çeşitli paneller gerçekleştirilecek. Etkinlikler, 12 Ekim Pazar günü saat 21.00'de Burdur Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenecek Arif Sağ konseri ile sonlanacak.


10-11-12 Ekim 2008 - BURDUR
9. Fakir Baykurt Kültür Sanat Günleri
Etkinlik Programı

10 Ekim 2008 Cuma

12.00 Basın Açıklaması İçin Toplanma
12.45 (Fakir Baykurt kavşağından Cumhuriyet Meydanına Yürüyüş ve Basın Bildirisinin Okunması)
13.00 Yard. Doç. Dr Nevin Güven Resim Sergisi (Valilik Resim Sergi Salonu)
17.30 MAKÜ KONGRE MERKEZİ
Sinevizyon Fakir Baykurt Kimdir?
Açılış Konuşması: A. Nejdet İlgün
Dinleti Elmas Gün, Zeynep Gergin
Konferans: Türkiye Nereye? (Eğitim)
Konuşmacı: Prof. Dr. Mustafa Akaydın

11 Ekim 2008 Cumartesi

11.00 Panel
Eğitim ve Kültürde Türkiye Nereden Nereye Savrulmakta
Konuşmacılar:
Zafer Gençaydın, Haluk Erdem, Oktay Köse
Oturum Başkanı : Behsat Savaş
(MAKÜ Konferans Salonu)

14.30 Panel
Siyasette Nereden Nereye ? Ne Yapmalı Nasıl Yapmalı?
Konuşmacılar:
Ufuk Uras(ÖDP Genel Başkanı)
Tülay Özüerman(CHP)
Süleyman Yağız(DSP)
Zübeyde Kılıç(Eğitim-Sen Genel Başkanı)

20.30 Tiyatro ( Sivas 93 Dostlar Tiyatrosu)

12 Ekim 2008 Pazar

11: 00 MAKÜ Konferans Salonu
Alper Akçam, Ahmet Özer ,Metin Turan
Çağdaş Türk Edebiyatının Oluşmasında Halk Kültürü
13.00-19.00 Arası Konuklarla Akçaköy ve Gönen'e Gezi
19:00-20.00 Arası Etkinlikleri Değerlendirme Söyleşisi
21.00 KONSER - ARİF SAĞ
Burdur Cumhuriyet Meydanı
Fakir Baykurt'un yaşamı, eserleri ve mücadelesi

Fakir Baykurt (Asıl adı Tahir'dir) Burdur'un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy'de doğdu, Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber şu sözleri ile 1929 yılında haziran ortası olduğu varsayılmaktadır; "1929 doğumlu olduğum doğru. Ay, gün bilinmiyordu. Anamla konuştuk. Köyde orak mevsimi. Tarlada sancılanıp eve gelmiş. Haziran ortasıdır..." Tahir Baykurt'un annesinin adı Elif ve babasının adı Veli'dir. Doğduğunda ona savaşlarda vurulup geri dönmeyen Amcasının adı olan Tahir adı verilir. Tahir 1936 yılında Akçaköy İlkokulu'na başlar ve iki yıl sonra babasını kaybeder. Babasının ölümünden sonra dayısı Osman Erdoğuş tarafından Aydın iline bağlı Burhaniye köyüne götürülür ve orada dayısının yanında dokumacılık yapmaya başlar. II. Dünya Savaşı'nın başlaması ile dayısı askere alınır ve Tahir Akçaköy'e dönerek okula devam etme imkanı bulur. 1942 yılında ağır bir sıtma geçirir bu dönem aynı zamanda şiir yazmaya başladığı dönemdir.

Köy Enstitüsü yılları


İlkokulu bitirdikten sonra Isparta Gönen Köy Enstitüsü'ne yazılır. Köy enstitüsü yıllarında özellikle şiire olan ilgisi artar. Köy Enstitüsü yıllarında kendini okumaya verir. Bu dönemde özellikle Türkçe'ye çevrilen klasikleri okur. Fakir Baykurt Köy Enstitüsündeki yıllarını ve kendisine kazandırdıklarını şu şekilde anlatmıştır;
" ...Köy Enstitüsü benim için olağan üstü bir fırsat oldu. İlkokulu bitirdikten sonra gidebileceğim başka hiçbir okul yoktu. Ailemin gücü yetmezdi. Ben okumak istiyordum Enstitü benim gibi köy çocuklarını çağırıyordu... "
" ...Klasiklerin en iyi okuru enstitülü gençlerdi. Ceplerimizi ona göre yaptırırdık, kitap sığsın. Kız arkadaşlarımız koyun kuzu gütmeye giderken, torbaya azıkla birlikte kitap da katardı... "

Bu yıllarda Bursa Cezaevi'nde olan Nazım Hikmet'in şiirleri ise gizli gizli yayılmaktadır. Tahir Baykurt'da bu dönem Nazım Hikmet'in şiirlerini bulur ve gizli gizli okumaya başlar: " ...Kitaplıkta Nazım Hikmet'in kitapları yoktu. Yasaklandığını öğrenince Civril'in bir köyüne gidip onları buldum. Nazım'ın yedi kitabını kendi yaptığım defterlere kitap harfleri ile yazıp defalarca okudum. "

Köy Enstitüsü yıllarında ilk şiiri Fesleğen Kolum Eskişehir'de çıkan Türke Doğru dergisinde çıkar. Edebiyata olan ilgisinden dolayı Enstitüde de kitaplığın yönetimine seçilir ve daha fazla okuma fırsatı bulur. 1947 yılında Köy Enstitüleri ve Kaynak Dergisi'nde şiirleri çıkar ve bu yıllarda once şiirlerinde daha sonra tüm yazılarında Fakir Baykurt adını kullanmaya başlar. Köy Enstitüleri üzerindeki baskıların artması ile birlikte tüm enstitülere daha baskıcı yönetimler atanmaya başlar. Bu dönemde Enstitüler daha önceki bir çok özelliğini yitirmeye başlarken eski öğrencilerin yaşam alışkanlıkları da bu yeni yönetimlerce sorun olmaya başlar. Fakir Baykurt da yeni atanan müdürle sorunlar yaşar ve defalarca kovuşturmaya maruz kalır. Ancak 1947 yılında Köy Enstitüsünü başarı ile bitirir ve Yeşilova'nın Kavacık Köyü'ne öğretmen olarak atanır.

Öğretmenlik ve yazarlık yılları

1951 yılında ölene kadar birlikte olacağı Muzaffer Hanım'la evlenir. Bu yıl ayrıca körbağırsağı patlar ve iki kez amelliyat olur. Öğretmenliği Dereköy'e aktarılır. Üzerindeki baskılar devam eder, savcılıkça evine baskın yapılır ve koğuşturma geçirir. 1953 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'ne girer ve bir sene sonra bu sefer Gayret Dergisi'nde çıkan bir yazısı nedeni ile yargılanır. 1955 yılında Gazi Enstitüsü'nü de başarı ile bitirirerek Hafik'de açılan ortaokula atanır. Aynı yıl ilk kitabı olan Çilli yayınlanır. 1957 yılında askere alınır ve Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır. İlk kızı Işık da bu yıl dünyaya gelir. 1958 yılında ilk romanı Yılanların Öcü Cumhuriyet Gazetesi'nin açtığı Yunus Nadi Roman Ödülleri'nde birinci olur. Ancak roman nedeni ile hem Baykurt hem Cumhuriyet koğuşturma geçirir. Baykurt bu dönemden sonra Cumhuriyet Gazetesi'nde yazmaya başlar.

Askerlikten sonra Şavşat Ortaokulu'na öğretmen olarak atanır ve ikinci kızı Sönmez dünyaya gelir. Yılanların Öcü adlı romanı da Remzi Kitapevi tarafından basılır. Ardından Köy ve Eğitim Yayınları tarafından Efendilik Savaşı adlı kitabı yayımlanır. Cumhuriyet'teki bazı yazıları yüzünden öğretmenlikten alınıp Ankara'da Milli Eğitim Bakanlığı Yapı İşleri Bölümü'nde görevlendirilir. Sürüp giden yazıları ve Yılanların Öcü romanı yüzünden Bakanlık buyruğuna alınarak cezalandırılır. Altı ay açıkta kaldıktan sonra 27 Mayıs 1960'da Ankara İlköğretim müfettişliğine atanır ve aynı yıl Efkar Tepesi adlı kitabı basılır. 1961 yılında yazarın Yılanların Öcü adlı romanı tiyatroya ve filme uyarlanır. Tiyatro gösterimi yasaklanır, film ise ancak Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in konuya el koyması ile gösterime girer ancak filmin gösterimi sırasında olaylar çıkar. Bu yıl ayrıca yazarın Onuncu Köy, Karın Ağrısı, Irazca'nın Dirliği kitapları yayımlanır. Bir sene sonra yazarın oğlu Tonguç dünyaya gelir. Baykurt Amerika'ya giderek, Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde göze kulağa hitap eden ders araçları ve yetişkinler için yazma öğrenimi görür. 1963 yılında yurda dönerek Ankara İlköğretim müfettişliği görevini sürdürür. Onuncu Köy Bulgarca'ya çevrilir ve kitapları Bulgaristan'da Türkçe olarak da basılır. Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği de Almanya'da, "Die Racheder Schlangen" adıyla basılır. Yılanların Öcü Rusça'ya çevrilir.

Türkiye Öğretmenler Sendikası

1965 yılında TÖS'ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. 1966 yılında İlköğretim müfettişliğinden uzaklaştırılarak yeni kurulan Milli Folklor Enstitüsü'nde uzman olarak atanır. Kaplumbağalar ve Amerikan Sargısı romanları yayımlanır. 1967 yılında Onuncu Köy adlı eseri de Rusça'ya çevrilir. Yazıları ve TÖS'teki çalışmaları yüzünden sık sık koğuşturma geçiren Baykurt Gaziantep'in Fevzipaşa bucağına sürülür. TÖS "Devrimci Eğitim Şurası" nı düzenler. Bir yıl sonra da TÖS "Büyük Eğitim Yürüyüşü" nü bir sene sonra da Genel Öğretmen Boykotu'nu düzenler. Bu faaliyetlerinden sonra tekrar görevden alınarak bakanlık emrine alınır ancak Danıştay kararı ile görevine geri döner. 1970 yılında Fevzipaşa'dan Ankara'ya Ortadoğu Teknik Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Yayın Müdürlüğü görevine getirilir. Anadolu Garajı ve Tırpan kitapları yayımlanır. Tırpan ve Sınırdaki Ölü ile TRT Ödülleri'ni kazanır. Ardından Onbinlerce Kağnı adlı kitabı yayımlanır.

Sıkıyönetim yılları

1971'de ordunun yönetime el koyması ile başlayan sıkıyönetim döneminde Baykurt iki kere gözaltına alınır. Aynı yıl Tırpan ile Türk Dil Kurumu Ödülü'nü kazanır. Kitaplarının yeni basımları yapılırken yazar askeri tutukevinden Ankara Merkez Cezaevi'ne aktarılır. 1973 yılında Can Parası ve Köygöçüren basılır. Baykurt'un yurt dışına çıkışı da yasaklanmıştır. 1974 yılında İçerdeki Oğul basılır. Keklik romanını yazar. Can Parası ile Sait Faik Ödülü'nü kazanır. Askeri Yargıtay'da TÖS Davası'ndan beraat etder. Sınırdaki Ölü ve Keklik kitap olarak basılır. 1976 yılında Sakarca basılır.

Emeklilik Yılları

Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan emekli olan Baykurt Madaralı Roman Ödülü'nün kuruluşuna yardımcı olur. 1977 yılında İsveç'te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katılır ve Yayla romanı basılır. Frankfurt Uluslar arası Kitap Fuarı'na katılır ve Almanya, Hollanda ve İsviçre'ye geziler yapar, göçmen işçilerle iletişim kurar. 1978 Yılında Sakarca sahneye uyarlanarak İstanbul Şehir Tiyatroları'nca oynanır. Kara Ahmet Destanı ile Orhan Kemal Ödülü'nü kazanır ve Kültür Bakanlığı'na danışman olur. 1979 yılında Tırpan adlı eseri de tiyatroya uyarlanır. Devlet Tiyatrosu tarafından İzmir, Ankara ve Antalya'da oynanır. Baykurt, göçmen işçi konusunu incelemek üzere tekrar Almanya'ya gider. Duisburg şehrinde yaşamaya başlar. Yandım Ali kitap olarak basılır. Bu döenmde ODTÜ'de öğrenci olan oğlu Tonguç da tutuklanır. 1980 yılında Tırpan İstanbul Şehir Tiyatroları'nca da sahneye konulur ve iki mevsim oynanır. Tırpan'dan ötürü Baykurt ve Taner Barlas, "Avni Dilligil En Başarılı Yazar" ödülü kazanırlar. Suna Pekuysal'da "En Başarılı Oyuncu" seçilir. Rur Havzası'nda Türk işçi çocukları için başlatılan RAA programında görev alır ve bir İngiltere gezisi yapar. Kızı Işık da bu yıl tutuklanır. Baykurt, Taner Barlas ve oyunda rol alan sanatçılar "İsmet Küntay Ödülü" kazanırlar. Tırpan'daki oyunu nedeniyle Suna Pekuysal "Ulvi Uraz Ödülü"nü kazanır.

1981'de Sakarca İsveç'te çizgi film yapılır ve Macarca'ya da çevrilir. DDR'de bir inceleme gezisi yapar. Öyküleri Gürcistan'da da kitap olarak basılır. Kaplumbağalar filminin senaryo çalışmalarına katılmak üzere İsviçre'nin Neuchatel şehrine gider. Almanya'daki göçmen işçilerin yaşamını konu alan öyküleri Gece Vardiyası adıyla basılır. İşçi çocuklarının yaşamını dile getiren öyküleri de Barış Çöreği adıyla basılır. Kitaptan yapılan seçmeler Almanya ve Hollanda'da iki dilli olarak yayımlanır. 1983 yılındaYüksek Fırınlar kitap olarak basılır. Oğlu Tonguç'la birlikte Sovyetler Birliği gezisi yapar. Moskova, Bakü, Batum ve Leningrad şehirlerine ve Yasnaya Poliana'ya giderek Tolstoy'un Yurtluğu'nu ziyaret eder.

1984 yılında Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü'nü kazanır. Gece Vardiyası ve Kara Ahmet Destanı Almanca, Yılanların Öcü ile Irazca'nın Dirliği Bulgarca basılır. Türkiye'de "Barış Derneği İkinci Davası"nda sanık olarak aranır. 1985 yılında Gece Vardiyası ile Alman Endüstri Birliği BDI'nin Yazın Ödülü'nü alır. Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı Kitapları Türkçe ve Almanca olarak basılır. 1986 yılında Duisburg'ta öğretmenliğe başlar ve yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanıma Girişimi'nin yönetiminde görev alır. Duisburg Treni adlı eseri basılır. Kopenhag'ta Dünya Barış Kongresi'ne katılır aynı yıl Koca Ren basılır.

1987 yılında Keklik romanı 20 öyküsüyle birlikte Rusça'ya çevrilip basılır. Londra'ya bir gezi yaparak Highgate'te Karl Marks'ın gömütünü ziyaret eder. Aynı yıl aralarında bir çok yabancı dile çevrilen kitabının da bulunduğu 19 kitabı Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı, Şolohov, Hemingway, Gonçorov, Tolstoy, Gogol, Panait Istrati gibi yazarlarla beraber gerekçe göstermeden yasaklanır. Aynı yıl Sakarca adlı eseri de Hollandaca ve Almanca olarak basılır. Türkiye – Yunanistan Dostluk Gelişimi'nin Avrupa'da kuruluşunda görev alır. Tiflis'te İlaya Cavcavadze'nin 150'nci doğum yıldönümü konferansına katılır.

1988 yılında İçerdeki Oğul'u oyun olarak tekrar yazar. A. Çetinkaya ile birlikte Fridan Halvaşi'nin şiirlerini Türkçe'ye çevirir; Kitap Eninde Sonunda adıyla Almanya'da basılır. 1989 yılında Kuru Ekmek romanını yazar. İçerdeki Oğul, Amersfoort Halk Tiyatrosu'nda oynanır. Şiirleri de Bir uzun yol adıyla basılır. Moskova'ya yeni bir gezi yaparak Nazım Hikmet'in evinde ve arşivinde çalışır.

Baykurt ders vermeyi Pestalozzi Okulu'nda sürdürür. Şiirleri Hollanda'da "Vuurdoorns – Ateşdikenleri" adıyla basılır. 1991 yılında Ortaokul öğrencileri için, "KALEM – Schreiber" dergisini çıkarmaya başlar aynı yıl boynundan bir ameliyat geçirir. 1992 yılında Bir Uzun Yol'un Almanca'sı "Ein langer Weg" adıyla çıkar. Yazar bu yıl bir de Çin gezisi ertesi yıl da Avustralya gezisi yapar. 1995 yılında Almanya'da öğretmenlik yaptığı çalıştığı Pestalozzi Okulu'ndan emekliye ayrılır. Öykü Kitabı bizim İnce Kızlar basılır ve 7 kitaptan oluşan Özyaşam öyküsünü bititir. 10 Mart'da Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Yardımlaşma Vakfı tarafından "Fakir Baykurt'a Saygı Gecesi" düzenlenir. Bu yıl Yarım Ekmek romanı da yayımlanır. 1998 yılında Telli Yol öykü kitabı ile birlikte, "Özyaşam" dizisinin ilk cildi "Özüm Çocuktur" yayımlanır. Gezi yazılarının bir bölümünü Dünyanın Öte Ucu (Avustralya Gezi İzlenimleri) adıyla yayımlanır. Benli Yazılar deneme kitabıyla birlikte "Özyaşam" dizisinin ikinci ve üçüncü ciltleri (Köy Enstitülü Delikanlı; Kavacık Köyünün Öğretmeni) çıkar.

1998 Nisan'da yapılan genel seçimlerde Özgürlük ve Dayanışma Partisi İzmir Milletvekili Adayı olur.

Fakir Baykurt, 11 Ekim 1999 Pazartesi günü, 6 Ekim'den beri tedavi gördüğü, Almanya'da Essen Üniversitesi Kliniği'nde yaşama veda etti.

Fakir Baykurt'un romanları

* Yılanların Öcü (1954)
* Irazcanın Dirliği (1961)
* Onuncu Köy (1961)
* Amerikan Sargısı (1967)
* Tırpan (1970)
* Köygöçüren (1973)
* Keklik (1975)
* Kara Ahmet Destanı (1977)
* Yayla (1977)
* Yüksek Fırınlar (1983)
* Koca Ren (1986)
* Yarım Ekmek (1997)
* Kaplumbağalar (1980)

Öykü kitapları


* Çilli (1955)
* Efendilik Savaşı (1959)
* Karın Ağrısı (1961)
* Cüce Muhammet (1964)
* Anadolu Garajı (1970)
* On Binlerce Kağnı (1971)
* Can Parası (1973)
* İçerdeki Oğul (1974)
* Sınırdaki Ölü (1975)
* Gece Vardiyası (1982)
* Barış Çöreği (1982)
* Duirsbug Treni (1986)
* Bizim İnce Kızlar (1992)
* Dikenli Tel (1998)

Toplum ve Eğitim Yazıları

* Efkar Tepesi (1960)
* Şamaroğlanları (1976)
* Kerem ile Aslı (1974)
* Kale Kale (1978)
* Kaplumbağalar (1980)

Çocuk Kitapları

* Topal Arkadaş
* Yandım Ali
* Sakarca
* Sarı Köpek
* Dünya Güzeli (1985)
* Saka Kuşları (1985)

Şiir kitapları

* Bir Uzun Yol
* Dostluga Akan Şiirler

Fakir Baykurt'un aldığı ödüller

* 1958 Yunus Nadi Roman Ödülü (Yılanların Öcü)
* 1970 TRT Sanat Ödülleri (Tırpan)
* 1970 TRT Sanat Ödülleri (Sınırdaki Ölü)
* 1971 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü (Tırpan)
* 1974 Sait Faik Hikâye Armağanı (Can Parası)
* 1978 Orhan Kemal Roman Armağanı (Kara Ahmet Destanı)
* 1979 Tiyatro 79 Dergisi tarafından Yılın Oyunu Ödülü (Sakarca)
* 1980 Avni Dilligil Tiyatro Ödülü (Tırpan)
* 1984 Berlin Senatosu Çocuk Yazını Ödülü (Barış Çöreği)
* 1985 Alman Endüstri Birliği (BDI) Yazın Ödülü (Gece Vardiyası)
* 1998 Sedat Simavi Roman Ödülü (Yarım Ekmek)
* 1998 Yaşam Radyo Ustalara Saygı Onur Ödülü
* 1999 Pir Sultan Abdal Derneği Ödülü

*Bu Haber Aşağıdaki Site ve Yazarından Alıntıdır
( www.turnusol.biz Yazan: Osman Kilik )
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Kültür, Sanat, edebiyat, Eğitim

Son yazılar

Devletten Yaşar Kemal'e Zeytin Dalı
Söz büyüğün sus küçüğün / 1
Mahallede "Baskı"nın Kılıfı
Fakir Baykurt 10-12 Ekim 008'de Burdur'da Anılacak
İşkencenin Mizahı...Hasan Pulur / Olaylar ve İnsanlar
Yeni diziler edebiyattan ilham alacak
Ataol Behramoğlu - Cumartesi Yazıları
Sol siyasetçilerle kavgalı liberal solcu yazarlar
Alsah Blokları - "Ali Şahin'in Not Defteri" Arşivinden
CANSIZ HAYAL / ÖYKÜ / Fikri UZUN
Oral Çalışlar veda etti
Nazım Hikmet
Ne solcumuz solcu, ne de dincimiz dindar - Savaş Süzal
Şehrin yazarı
Çağdaş kadınların güçlü ülkesi
“YAŞAMA SEVİNCİNE BİN SELAM” / Kadir İNCESU
Serbest bırakırsanız türbansız öğrenci kalmaz
BEBEĞİM OLMASAYDIN EĞER
Doğumunun 140’ıncı Yılında Tevfik Fikret, TYS Aşiyan’da Anıldı
Hürriyet Gazetesi'ni kınıyorum
ÇORUM İLÖĞRETMEN OKULLULARIN SİTESİ (CORMİO)
Oy kullanacağınız yeri internetten öğrenin
Sandığa Gidin / Rıza Zelyut
CHP Adayları MehmetYıldırım ve Mehmet Ali Tosyalıoğlu KESK’i ziyaret etti
CİNAYET ÇÖZMEYE MERAKLI 4 KARAKTER İLK KEZ VE SADECE MİLLİYET KİTAP'A KONUŞTU.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS

Ali Şahin'in Not Defteri / Haziran '07
Alsah Blog Yazıları Seçkisi / Haziran '07
Edebiyat Gündemi / Kasım '05
Güldeste
GünDem / Haziran '07
Günden Güne / Haziran '06
Günlerin Getirdiği / Mayıs '06
Öyküler Öykücüler / Aralık '05
Kastamonu Net / Aralık '05
Sarı Yazma
Roman Yazıları
ŞiirlerŞairler / Aralık '05
Taşköprü'denBakış / Kasım '05
UmudaYolculuk / Mayıs '06
YedinciSanat / Aralık '05
YenidenDergi / Haziran '07
YeniDergi / Ocak '07
AyIşığı
GüneşeKarşıYürümek
İşte Öyle Bir Şey
Okudukça
YeniGüneTürkü / Ocak '07
Diğer Site ve Bloklarımın Fihristi

Kategoriler

  • Ani
  • Deneme
  • Duyuru
  • Edebiyat Arastirmalari
  • Edebiyattan Sinemaya
  • Elestiri
  • Etkinlik
  • Haber
  • Inceleme
  • Kitap Ozetleri
  • Kitap Tanıtma
  • Makale
  • Oyku
  • Oyku Inceleme
  • Roman Inceleme
  • Siir
  • Siir Tahlilleri
  • Soylesi
  • Arkadaşlar

    sudemle1
    AlsahBloklariIndexim
    ilkercelik1990
    esevcanca
    sahinsah
    romanyazilari
    oykuleroykuculer
    AlsahBloglariIndexi
    AlsahBloklariIndeksi
    AlsahBloglariIndeksi
    AlsahIndex
    sevilla
    tulaybilgin
    yorumsizin
    yeniedebiyat
    YeniGuneTurku
    kastamonunet
    alisahin37
    alsah
    ankaralieczanesi
    ayisigi
    cideli
    gulcanca
    Guldeste
    Hasan37
    SariYazma
    siirlersairler
    UmitZeynep
    yedincisanat
    ata1881
    passions00
    atamla
    gulcanla
    sudemle
    sudemle2
    sudemle3
    onlinemovies
    akinolgun
    izmirliblogcu
    reklamgen
    SerkanEngin
    GuneseKarsiYurumek
    AliSahinAlsah
    AlsahAliSahin
    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:12
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa